Kapitalist sistemin temel çelişkisi, üretimin toplumsal karakteri ile mülkiyetin özel karekteri arasındaki çelişkidir. Bu temel çelişki, toplumsal cinsiyet ayrımı üzerinde de işler. Bu temel çelişkinin birinci ucu, yani üretimin toplumsal karakteri, kadını, sürekli olarak üretici, tüketici ve meta olarak toplumsal yaşamını içine çeker. İkinci ucu, yani mülkiyetin özel karakteri ise toplumsal yaşamın dışına iter. Başka bir ifade ile bir yandan kadının eve bağımlı konumu süreklileştirilip güçlendirilirken, diğer yandan da kadını gerek iş gücü, gerekse beden sömürüsü ekseninde evin dışına çeker. Bu durum, kadının köleliğinin nedeni olan erkek egemenliğinin ortadan kaldırılmasının koşullarını güçlendirir. Başka bir ifade ile kadın devriminin nesnel zeminini, kapitalizmin bu temel çelişkisi yaratır.

Latin Amerika'dan Hindistan'a kadın hareketi, bu nesnel zemin üzerinde gelişiyor. Her ülkede farklı biçimler alıyor ancak yerküremizde bir kadın isyanı mayalanıyor. Son iki yıldır örgütlenen kadın grevi de kadın isyanının hem yeni hem de eski bir aracı olarak öne çıkıyor.

Kadın grevi, aslında kadın özgürlük mücadelesinin eski bir aracı. Çünkü 8 Mart'ın doğuşuna kaynaklık eden olay da aslında bir kadın greviydi. 8 Mart 1857'de New York'lu 40 bin dokuma işçisi kadın, daha iyi çalışma koşulları istemişti. Erkek işçilerin çalışma koşulları ağırdı ama kadınlarınki daha da ağırdı. Buna son verilmesini talep etmişlerdi. O tarihten bu yana pek çok kadın grevi deneyimi var. 24 Ekim 1975 tarihinde İzlanda'da gerçekleştiren kadın grevinde "cinsel özgürlük", "eşitlik" ve "ev içi emek"le ilgili talepler öne çıkıyor.

İzlanda'daki bu grevden birkaç yıl önce 1966 yılının Şubat ayında da Belçika'da Herstal ulusal fabrikasında kadın işçiler on iki hafta boyunca grev yaptı. Kadınların talebi ise netti: Ücret eşitliği.

Türkiye'de ise yakın tarihten Novamed grevi çok özgün bir yerde duruyor. 2006 yılında 81 kadın işçi tarafından başlatılan grev 448 gün sürdü. Kadın işçilerin gündeminde "sendikalaşma hakkının gaspının" yanı sıra "ücret eşitsizliği, gebeliğin patron tarafından takvime bağlanması, regl dönemindeki ihtiyaçların karşılanmaması" gibi kadınlara özgü talepler de öne çıkmıştı. Grev, o günlerde kadınların kitlesel ve yaygın desteğini aldı, kazanımla sonuçlandı. Bugünlerde de kozmetik fabrikası olan Flormar'da kadın işçiler, sendikal hakları için direniyor.

Dünyada ise son iki yılın kadın grevi dalgasını besleyen 3 damar var. Birincisi; Polonya'da kadınlar 3 Ekim 2016 tarihinde kürtaj hakkının yasaklanmasına karşı yaptıkları grev. İkincisi Arjantin'de kız çocuğunun tecavüz edildikten sonra katledilmesi ve yapılan protesto eylemlerine polisin saldırmasının ardından 2016 yılının 19 Ekim günü yapılan grev. Bu grevin ardından "Ni Una Menos/Bir Kişi Daha Eksilmeyeceğiz" adlı kadın oluşumu, 2017 yılının 8 Mart'ında kadınlara greve çıkma çağrısı yaptı. Üçüncüsü ABD’de kadın düşmanı Trump'a karşı kadınlar 8 Mart 2017 tarihinde grev örgütledi. Kadınların grev çağrıları, 2018 yılının 8 Mart'ında da sürdü.

Bu grevin kapsama alanı sadece fabrikalar, işyerleri değil. Kadının bulunduğu, ürettiği, nefes aldığı her yer. Örneğin, ev içinde, kadının görevi olarak bilinen hiç bir işi yapmamak; temizlik, yemek pişirmek, çocuk bakımı, alışverişe çıkmamak, boykot etmek vs. Grev kapsamına "seks grevi" de giriyor elbette. Öğrenciyseniz okula gitmemek de var. Amaç şu; kadının olmadığı, üretmediği bir dünyanın nasıl olduğunu göstermek. Hepimiz biliyoruz ki, kadın, emeğini dünyadan çekse, dünya durur.

Fantastik gibi duruyor. Ancak imkansız olmadığını kadın mücadelesinin tarihi gösteriyor.

Türkiye ve Kürdistan bakımından özgün bir durum da var bu yıl; Leyla Güven'in 100 günü geçen açlık grevi direnişi ve bu direniş etrafındaki hareket, hem kadın hareketi hem de Saray faşizmine karşı direniş bakımından önemli bir mihenk taşı.

Bu direnişin de gücü ile 8 Mart kadın grevi hak ettiği şekilde örgütlenebilirse, AKP/Saray faşizminin, sermayenin krizini kadınların sırtına yıkma planına karşı önemli bir mücadele aracı olacaktır.