
Bu yönlü tartışmaların yoğunlaştığı kurumlardan biri de; Diyarbakır Kadın Akademisi. Kadına yönelik her türlü şiddet ve katliamı “Sistemli devlet politikası” olarak değerlendiren Akademi’de kadınlar, farklı yöntem ve deneyimleri inceliyor.
Konuya ilişkin bilgi veren Diyarbakır Kadın Akademisi Yönetim Kurulu üyesi Figen Aras, devletçi zihniyetin egemenliğini sürdürmek için kadın bedeni ve iradesi üzerinden katliamlar gerçekleştirdiğini söyledi.
Kadınlar olarak özellikle “Nasıl bir mücadele?” sorusu üzerinde durduklarını belirten Aras, bu konuda öz savunma ve teşhirin oldukça önemli olduğunu söyledi. Aras, “Biz kadınlar her türlü taciz, tecavüz ve cinayete karşı kendi öz gücümüzle karşı durabilmeliyiz. Buna meşru savunma denir. Öz savunma denir. Başta tacizler olmak üzere tüm şahsımıza kimliğimize dönük saldırılarda ortak örgütlü mücadele etmek zorundayız” dedi.
Devletten kanun talep etmek?
Aras kadınlar için saldırılara karşı durmanın bir diğer yolunun ise teşhir olduğuna işaret etti. Aras, “Kadınlar bu durumda sanki suçlu kendileriymiş gibi, toplum kendilerine farklı bir gözle bakacakmış gibi bir içe kapanma yaşıyorlar. Oysa bu tamamen devletin ve erkeğin beslediği bir politikadır” dedi. Yasalara işaret eden Aras, devletin ortak olduğu ve besleyip büyüttüğü katliam zihniyetine karşı yine devletten kanun talep etmenin de yaman bir çelişki olduğunun altını çizdi.
Gulabi çetesi örnek olabilir
Öz savunma konusunda deneyimleri incelediklerini kaydeden Aras, en çarpıcı örnek olarak Hindistan’ı bulduklarını söyledi. Hindistan’da neredeyse 18 saatte bir kadının tecavüze uğradığı yönünde verilerin olduğunu belirten Aras, bu ülkede kadına dönük taciz, tecavüz ve şiddete karşı Gulabi Gang olarak bilinen bir kadın öz savunma gücü oluşturulduğunu hatırlattı. Aras, “Bu örnek üzerinden kendi mahallelerimizde ve sokaklarımızda kadınlar olarak taciz, tecavüz ve cinayetlere karşı anında refleks geliştirebilmeliyiz” diye belirtti.
DİHA/AMED