
Kamuoyuna “Hayat Dönüş Operasyonu” olarak duyurulan, ancak operasyonu planlayanların plana “Tufan” adı verdiği 19 Aralık 2000’de Türkiye’de 20 cezaevine yapılan operasyonda yaşanan katliamının üzerinden 12 yıl geçti. 19 Aralık katliamı ve direnişi, ağırlıklı olarak siyasal boyutuyla işlendi, tartışıldı. Ancak bu direnişin birebir tanıkları, devrimci bilinci kuşanmış insanlardı. Sevdaları, umutları, korkuları olan gerçek insanlardı. Bu direnişte, çok az yansıtılsa da, barikatın başında direnen kadınlar da büyük bedel verdi. Katliamda 6 kadın diri diri yakıldı. Cezaevlerinde uygulanan katliam da ilk defa Birsen Kars’ın ‘Diri diri yakıyorlar’ haykırışıyla kamuoyuna duyuruldu. Müebbet hapse mahkum edilen Muhabbet Kurt’la birlikte “İçimizdeki Bahar” kitabını kaleme alan Arzu Torun, 19 Aralık katliamını ETHA’ya değerlendirdi.
Örgütlülüğe yönelik saldırı
Torun cezaevlerine yönelik gerçekleştirilen 19 Aralık katliamının devrimci hareketi etkisiz hale getirmek amacıyla yapıldığını belirterek, nedenlerini şöyle özetledi: ‘’Bu kadar kapsamlı bir katliamın yapılmasının birinci nedeni, devrimci hareketi etkisiz hale getirmek içindi. Toplumsal hareketliliğin sindirilmesi, örgütlülüğe yönelik bir saldırıdır. 19 Aralık operasyonu, sadece biz içeridekilerin bedenlerine yönelik bir saldırı değildir. Bizim bedenlerimizi yok ederek, aslında dışarıda devrimci hareketi etkisizleştirmeye, toplumsal muhalefeti susturmaya, örgütlülüğü dağıtmaya çalıştılar. Bugün devrimci hareket ve toplumsal muhalefet, bence 19 Aralık’ın derin izlerini taşıyor.’’
Kadın direnişi yansıtılamadı
19 Aralık katliamı gerçekleştiği sırada ise Nevşehir Cezaevinde olduğunu ifade eden Torun, ‘’19 Aralık’ta direniş cephesinde kadınlar hep vardı. Tüm katliam ve işkencelere kadınlar da maruz kaldı’’ dedi.
Torun, kadınların cezaevlerinde sergilediği direnişlerin daha çok erkek cephesinden yansıtıldığına dikkat çekerek, bunun anlatılması gerektiğini belirtti. Arzu Torun şöyle ifade etti: ‘’Mesela 12 Eylül’de Mamak’ta kadınların da büyük bir direnişi var ancak bunun yazılı kaydı yok. Daha çok erkekler cephesinden anlatılar var. Tamam, kadınların da direndikleri gerçek ama sadece bunu yaşayanlar biliyor, duyarlı bazı çevreler biliyor. Bu haksızlık.’’
Katliamda da kadınlar hedefte
“İçimizdeki Bahar’’ kitabını tarihsel sorumluluk anlayışıyla kaleme aldıklarını dile getiren Torun, gerçeklerin kadın cephesinden anlatılmasının önemine dikkat çekti. Torun katliamlarda devletin özellikle kadın kimliğini hedef aldığına vurgu yaparak, ‘’Bir Nazi subayının sözü vardır, ‘Önce kadınları vurun’ diye. Tam da böyle oldu. Bizler barikat başlarında direnirken, erkeklere doğrudan ‘Sizi öldüreceğiz’ tehditleri savururken, biz kadınlara ise ölüm tehdidiyle birlikte ‘Size tecavüz edeceğiz’ şeklinde, ağza dahi alınmayacak küfürlerle saldırıyorlardı. Siyasi kimliğimizle birlikte kadın olmaktan kaynaklı bedenimiz de hedef haline getiriliyordu. Direnmemizin karşılığı, kadın kimliğimiz oluyordu. Dün bu saldırıyı haki yeşille yapıyorlardı, bugün ise dini gericilikle yapıyorlar.Direniş sonrası zorla hücrelere götürülürken tacize uğramayan tek bir kadın arkadaşımız yoktur. Kuşkusuz erkek arkadaşlarımız da belli saldırılara maruz kaldılar ama kadınların tamamı tacize uğradı. Bu çok özel bir politikaydı. Kadın kimliğimizi kullanarak bizi ezmeye çalıştılar’’ şeklinde dile getirdi.
Torun, cezaevini konu eden film ve çalışmaların yapılmasının da olumlu bir adım olduğunu belirterek, ortaya çıkarılan eserlerin yeterli olmadığını dile getirdi.
FUAT UYGUR / ETHA/İSTANBUL