Ekonomik ve politik gelişmeler her zaman kadın sorunu etkilemiştir. Zira kadınlar nüfus çoğunluğu, istihdam, eğitim ve tüketim alanındaki paylarıyla pek çok toplumsal ve ekonomik gelişmeyi birbirine bağlar. Bu bağlayıcılık kadınların hedef kitle olarak pozitif ve negatif uçlarda konumlandırır. Bu konumlanış iktidar mekanizmalarının politik pozisyonlarını çoğunlukla da günceller. Sağ, sol, dinci, laik, faşist, liberal, sermayedardan, üreticiye dek her oluşumun kadınlar üzerinde politika güncellemesi de kadın sorununa çözüm yöntemlerini karmaşık kılar.

Öyle ki tarihsel gelişim içinde kronikleşen yaklaşımlar olduğu gibi geçici testlerde olabilir. Eşitlik tasavvuru ile başlayan kadın erkek kapışması günümüzde kimi ülkelerde ekonomik, politik ve kültürel olarak farkı kapatmaya çalışsa da kimi bölge ve toplumlarda bu fark giderek geriye doğru açılmaktadır.

Türkiye kadın hakları konusunda kemalist sistemin kamusal alana kadınları kabulü ile başlayan girişimlerde az da olsa ilerleme sağlayabilmiş ara ülkelerden biri olarak tarif edilirdi. Kadına, kapatılan eğitim ve ekonomi ikilisini, rejime sağlam toplumsal müttefik bulma gayretiyle işlevsel kılması kemalist sistemin ömrünü uzatan önemli faktördü. Ancak müttefiklik olgusunun taşraya inemeyişi kadın meselesinin Türkiye’de hep kentli bir sorun olarak yorumlanmasını da tetiklemiştir. Bu açıdan taşranın cemaat ve tarikatlara bırakılması günümüzde sisteme hakimiyet kuran siyasal islama güçlü zemin sunmuştur. Kuşkusuz toplumun dini inanç algısında özgürlük her zaman önemli bir ölçüdür. Ancak Türk siyasal İslamın taşra, kasaba ve kentlerin varoşlarından başlayan ekonomi ve eğitim, maddi yardım süreçlerini incelemeden bugünkü siyasal İslamın vardığı ve kadın özgürlüğünde varacağı noktayı anlamak kolay olmayacaktır.

Siyasal İslamın, kemalizmin Türk taşrasında islamcılık, Kürdistan’da da Kürt ulusal sorunsalı nedeniyle uyguladığı bilinçli, ekonomik ve eğitim boşluğunu planlı programlı bir şekilde analiz edip buna istinaden karşı politik taktik ve sosyal ağlar oluşturduğunu son 26 yıllık siyasi parti seçmenlerinde, çalışma metotları ve örgütlenme dinamizmlerinde görmek mümkün. Toplumsal motivasyonlarının: sohbet evleri, cemaatlerden oluştuğu, ekonomik alt yapısının, belediye, sivil toplum örgütleri, vakıflar tarafından finanse edildiği, ideolojik ve kültürel nüanslarının iktidar hedefiyle birleştiği ciddi bir toplumsal dalgadan söz ediyoruz. Bu toplumsal dalgaya devletçi ve türkçü eğilimleri eklediğimizde AKP’de somutlaşan kadının değer sınırını da kavrayabiliriz. 

Son dönemde Kürt hareketinin pek çok değerli yöneticisinin, devletin yıkım politikasını tarif ederken kullandığı "devletin savaşa hazırlanma ve tasviye planları” tezinin doğruluğu aynı zamanda kadın özgürlük tasavvurunun da bu hedef arasında olduğunu doğruluyor.

Keza Türkiye’de kadın sonunu toplumsal eşitlik ve egemenlik sorunu olarak yorumlayan ve buna politik hareketlilikte eleştirel bakan Kürt kadın mücadelesi olmuştur. Kuşkusuz yukarda kemalizmin eğitim ve ekonomi de sağladığı katma değeri ifade ederken, bu katma değerin bir pozitif ayrımcılığa dönüşmesi ve evrensel değerlerin geçerliliğini ortaya koyanda yine Kürt kadın hareketi sürecidir.

Kürt kadının toplumsal yapısı Türk egemen sistemin hep  zorlandığı alan olmuştur. Kemalist rejim dönemlerinde baskı, işkence ve toplu sürgünlere rağmen Kürt canlılığın kırılmadığı ana kitle de buradadır. Bütün isyan ve politik girişimlerde kadınlarının aidiyetçiliği asimilasyon yatırımlarını net bir şekilde durdurmuştur.

Kuşkusuz Kürt toplumun yetersiz toplumsal yapısı nedeniyle eleştirilecek pek çok durumu da olmuştur, ancak Kürt özgürlük mücadelesine Kürt kadınlarının ilgisinin ana gerekçesi bu özgürlük alanın açılmasına dayanmaktadır.

Kürtçenin yaşatılması, korunması, Kürt giyim kuşamının sürdürülmesi, Kürtlere ait gelenek ve göreneklerin tanınması, yaşanan acıların aktarılması, politik hafızasının tekrarlanması gibi klasik toplumsal beğenilerin pek çoğu Kürdistan’daki sömürge savaşına rağmen kadınlar tarafından korunmuş ve Özgürlük Hareketine devredilmiştir. Bu mirasın zengiliğinden dolayı Kürt kadın hareketinin Kürdistan’dan başlayıp, dünyanın değişik yerlerine yayılan özgürleşme sürecini sürmeye devam ediyor. Bu enerji hattı Kürdistan’la Türk egemen yapısı arasında kesin ayrımlara yol açmış, siyasi İslamın yayılma alanını da yıllarca sınırlamıştır. Günümüzde devlet politikası olarak karşımıza çıkan kadının kamu dışına atılması, politik olarak marjinalize edilmesi ve şiddetle geriletilmesi tezinin hedef kitlesinin kadınları işaretlemesi artık sadece seçmen kutuplaştırılması değildir.

Devletin belli bir süre Kürdistan’daki savaşını cemaatlere, tarikatlara ihale ederek yerel propoganda kümelerini oluşturduğu bilinmektedir. Ve bugün Kürdistan’da deforme ettiği bu zemin üzerinden de özgür kadın mücadelesine karşı yeni düşünsel ve kamusal rakip sahneye süreceği süreci başlatmış durumda.

Aile ve kadın politikaları bakanlığı eliyle negatif ayrımcılığı normalleştirme misyonuyla karşı karşıya oluşumuz artık sırdan bir haber konusu bile değil. Hükümetin milli eğitim ve kadın bakanlığı üzerinden yapılandırmak istediği tez: dini hassasiyetten ziyade katı İslami inanca dayalı bir yaşam, toplum kültürü ve ticaret dünyasına milliyetçi, türkçü eğilimli, aşırı itaatte dayalı yeni bir kadın şekli sürüme sokulmuştur. Yeni sistem rakip kodlarını kontrolsüz küreselleşme, teknolojik ve iletişimdeki algı yönetimi, yoksulluk, taşeronlaştırma, dinci eğitim, şartlı istihdam, iç-dış göçmen kitleleri ve şiddet desteğinden oluşmaktadır. 

Bu dip dalgaya kim nasıl dur diyecek şimdilik bilinmez ama kadın hareketleri, artık daha fazla rakip nedenlerle karşı karşıya.