
Tabii kadınların üretimi bu iki isimle sınırlı değildi. Harry Potter fantazilerine bir süreliğine ara verip ilk kez yetişkinler için de roman karalayan J.K. Rowling’in ‘The Casual Vacancy’si, yazı defterini bu kez Kuzey-Doğu Londra’nın alt sınıf karakterlerine açan Zadie Smith’in ‘NW’su ve yapıtlarında Marquez’in büyülü-gerçekçiliğine sık sık selam gönderen Rose Tremain’in ‘Merivel: A Man of His Time’ı Britanya’da yılın öne çıkan diğer önemli kadın romanlarından birkaçı olarak sıralanabilir.
Ancak bu yıl hem popüler hem de ‘ağır’ roman kulvarında üzerinde en çok tartışılan iki kadın romancı vardı: Hilary Mantel ve E.L. James.
Piyasa ürünü edebi girişimler
Mantel, İngiliz tarih romanı türüne yeni bir soluk getirerek eleştirmen ve entellektüellerin haklı övgüsüne mazhar olurken, James uluslararası kitap piyasasında fırtına estirerek yılda okuduğu kitap sayısı bir elin parmaklarını geçmeyen ortalama okurun kalbini fethetti adeta. James’ın ilk romanının dahiyane bir pazarlama stratejisiyle 60 milyon gibi rekor bir satış rakamına ulaşması İngiliz edebiyat eleştirmenlerinden çok sosyolog ve psikologlara keyifli bir tartışma malzemesi sağladı denebilir.
Hayatında ilk kez kitap alan edebiyat-dışı okur kitlesine ulaşma başarısı gösteren James’ın romancı geçmişi ve edebiyatçı kimliği yok. Röportajlarında edebi anlatı teknikleri konusunda bilgisinin sınırlı olduğunu kabul ediyor. Ama her kadının ve erkeğin bilinçaltına ve bastırılmış duygularına seslenen, hayatın içinden “gerçekçi” bir şeyler yazdığını iddia ediyor.
Son yıllarda ‘yatak odasının’ kasvetli ‘yazı odasından’ daha fazla ilgi çektiğini keşfeden yayıncılar ise, James’ın sıradışı başarısıyla birlikte önümüzdeki dönemde gelenek-dışı edebiyatın ‘tesadüfi’ kalemlerini kurmacanın sahasına daha fazla sürecekler gibi görünüyor.
E.L. James’ın temsil ettiği piyasa ürünü köksüz edebi girişimlerin karşı kutbunda ise anlatı geleneğini kadın inceliğiyle yeni baştan yorumlayan entellektüel bir akılın ayak sesleri bu yıl İngiliz edebiyatında kendini epey etkili bir şekilde hissettirdi.
Mantel alana güçlü girenlerden
Göz kapakları George Eliot ya da Virginia Woolf romanları okumaktan yorgun düşmüş sabırlı ve çilekeş bir kadın yazarlar kuşağı erkek egemenliğindeki edebiyat alanına bu yıl çok daha donanımlı indi. ‘Bring up the Bodies’ adlı romanıyla Man Booker Roman Ödülü’nü ikinci kez alma başarısı gösteren Hilary Mantel bu güçlü yönelimin önemli temsilcilerinden biri olarak görülüyor.
‘Wolf Hall’ romanıyla 2009 Man Booker Ödülü’nü aldığında roman tutkunu seçkin bir okur kesiminden başka kimsenin pek de bilmediği bir yazardı. O güne kadar kara komediden taşra romanına, otobiyografik kurmacadan tarihi destana edebiyatın birçok türünde ürünler verse de okurların ilgisini çekememişti. Ancak Mantel, İngilizce romanın erkek kulübü olarak kabul edilen Man Booker’ı ikinci kez alınca yıla damgasını da vurmuş oldu.
Bir üçlemenin ilk romanı ‘Wolf Hall’de olduğu gibi üçlemenin ikinci romanı ‘Bring up the Bodies’de de okuru İngiltere tarihine enteresan bir yolculuğa çıkaran Mantel, Thomas Cromwell ve Ütopya’nın yazarı Thomas More karakterleri ekseninde İngilizler’in en tartışmalı kralı VIII. Henry dönemini ele alıyor. Mantel, iktidar mücadelesi dolayımında din, düşünce, aşk ve kadın kimliği gibi temaları karmaşık bir anlatı dokusu içerisinde işleyerek zamanı ve mekanı yeniden kurguluyor.
Kurmaca ev sahipleriyle buluşuyor
Mantel’ın iki romanında da anlatıcının gerisinde kadınların kalp atışlarını hissetmenin mümkün olduğunu vurgulayan İngiliz edebiyatı profesörü eleştirmen John Mullan, İngiliz romancıları arasında yapıtları Mantel kadar tarih kaynaklarıyla yüklü başka bir yazar olmadığı tespitinde bulunuyor.
E.L. James’ın bir solukta kaleme aldığı erotik gündüz-düşlerinin aksine Mantel, ‘Wolf Hall’ın ilk cümlelerini henüz 1970’lerin başlarında karalamaya başladığını ancak romanı 35 yıl sonra bitirebildiğini ifade ediyor. Guardian’ın eki Review’da romanın yazım macerasını kısa bir yazıyla kaleme alan Mantel, ‘Wolf Hall’ın bir tarih kronolojisi çalışması olmadığını, şiirsel bir hafıza yoklaması olduğunu hatırlatıyor.
Evet, son iki yüz yılı büyük ölçüde ‘bıyıklıların’ edebi bir etkinliği olarak geçiren roman sanatı, kadınların sahaya tam kadro inmesiyle birlikte hem nitelik anlamında hem de çeşitlilik anlamında daha zengin bir çeşni kazanıyor. Kurmaca, asıl ev sahipleriyle buluşuyor belki de.
AHMET ATAŞ