• Mohsen Makhmalbaf’ın 2001 yapımı “Kandahar’a Yolculuk” filmi, Taliban yönetimindeki Afganistan’ı anlatırken bugün yeniden iktidara gelen Taliban’la birlikte acı ve tanıdık bir anlam kazanıyor.

 

Mohsen Makhmalbaf’ın “Kandahar’a Yolculuk” filmi 11 Eylül saldırılarından önce, Taliban yönetimindeki Afganistan’ı konu alan bir yapım. Taliban’ın yeniden iktidara gelmesiyle birlikte film yeniden tartışılıyor.

Film, Kanada’da yaşayan Afgan kadın Nefes’in, kız kardeşinden aldığı umutsuz mektubun ardından onu kurtarmak için Kandahar’a doğru yola çıkmasını anlatıyor. Yolculuk, bireysel bir kurtarma çabasından, kadınların en temel haklardan mahrum bırakıldığı bir toplumun portresine dönüşüyor.

Örtü değil duvar

Filmde burka yalnızca bir giysi değil, kadın ile dünya arasındaki bir duvar olarak gösteriliyor. Nefes, Afganistan’da ilerleyebilmek için yüzünü gizlemek, hatta bir doktorla konuşabilmek için perdenin arkasında oturmak zorunda kalıyor. Yönetmen Makhmalbaf, burkanın kadınların boğulmasının ve özgürlükten yoksun bırakılmasının simgesi olduğunu ifade etmişti. Buna rağmen Nefes, yüzü gizlenmiş olsa da filmin hareket halindeki az sayıdaki karakterinden biri. Gider, seçim yapar, risk alır ve bir başkasına ulaşmak için çabalar. Kadının görünmemesi gereken bir ülkede bu hareket, bir tür direnişe dönüşüyor.

Görüntüler konuşuyor

Mohsen Makhmalbaf, Afganistan’ı siyasi diyaloglarla açıklamıyor. Görüntüler onun yerine konuşuyor. Protez bacak almak için gökten atılan protezlerin peşinden koşan uzuvları kesilmiş erkekler, eğitimden mahrum bırakılan çocuklar, burkalara bürünmüş kadınlar ve her an ölüm alanına dönüşebilecek yollar… Bu sahneler, savaşın yalnızca toprağı değil, insanların bedenlerini ve ruhlarını da yaraladığı bir Afganistan portresi çiziyor. Paraşütle indirilen protez bacak sahnesi, filmin en unutulmaz görüntülerinden biri olarak öne çıkıyor.

Yok olmanın içinde yeşeren umut

Kadın, filmde her şeyden önce yokluk üzerinden tanımlanıyor. Yüzün, sesin, eğitimin ve özgürlüğün yokluğu. Ancak derinlerde umut da varlığını sürdürüyor. Nefes, hayata dair hiçbir umudu kalmayan kız kardeşini kurtarmak için yola çıkıyor. Filmin en karanlık bölümlerinde bile hayatta kalma arzusu kendini hissettiriyor.

Eleştirilere rağmen

“Kandahar’a Yolculuk” kusursuz bir film değil. Bazen sembollere ve siyasi mesajlara fazla yaslanıyor. Karakterler yeterli derinliğe ulaşamıyor. Bazı eleştirmenler filmi fazla açıklayıcı ve sloganvari buldu, anlatının kimi anlarda sinemasal bir hikâyeden çok siyasi bir rapor ya da bildiriye benzediğini savundu. Nefes de bir ölçüde bağımsız ve karmaşık bir karakterden çok filmin gözü konumunda kalıyor. Belirsiz son ise net bir sonuç bekleyen izleyici için tatmin edici olmayabilir. Ancak bu tamamlanmamışlık, filmin dünyasıyla uyumlu. Çünkü filmin gösterdiği Afganistan’ın kendisi de henüz sona ermiş değil.

Hâlâ yanıt bekleyen soru

Filmin çekilmesinin üzerinden yirmi yılı aşkın süre geçti. Temel sorusu ise geçerliliğini koruyor: Bir kadının kendisini görünmez olmaya zorlayan bir toplumda yaşaması nasıl mümkün? Bugün Taliban’ın kadınlara yönelik kapsamlı kısıtlamaları, Afganistan’ı yeniden kadınların toplumsal yaşamdan dışlanmasının en önemli örneklerinden biri haline getirirken, “Kandahar’a Yolculuk”u izlemek yalnızca eski bir filme dönmek değil; hâlâ yanıtlanmamış bir soruya yeniden dönmek anlamına geliyor. Filmin en kalıcı görüntüsü de bu: Burkanın arkasına gizlenmiş ancak hâlâ hareket halinde olan bir kadın. Yüzü görünmüyor, ama kendisi hâlâ yolda. NUJİNHA