AKP Hükümeti Kürt düşmanlığını zirveye çıkarmış bulunuyor. Kuşkusuz bu düşmanlık teslim olan Kürt’e değildir. Teslim olan Kürt’ün değerinin ne olduğu açıktır. Sadece direnen Kürt olduğu müddetçe kimi imkanlar tanınır.
AKP şu anda tüm Kürtlerin iradesini kırmak ve teslim almak istiyor. Siyasi soykırım operasyonlarında ısrar etmesi bu anlama geliyor. Lice ve Dicle belediye başkanları ve birçok siyasetçi yine tutuklandı. Özellikle BDP’nin çok oy aldığı alanlarda tek bir seçilmiş bırakmak istemiyorlar. Türkiye Cumhuriyeti PKK’nin mücadelesi yükselene dek, Kürt’e Türkleşmediği, Türkleşmeye koşmadığı takdirde hiçbir siyasal, sosyal, ekonomik ve kültürel yaşam alanı bırakılmıyordu. Kürtlükte ısrar tüm kapıların kapanması anlamına geliyordu. Şimdi ise direnen Kürt’e tüm kapılar kapanıyor. Teslim olmayan Kürt üzerinde her türlü baskı uygulanıyor. Dün Türkleşirseniz önünüzde kapılar açılır denilirken, şimdi teslim olursanız açılır deniliyor. Aslında Türk devletinin dünden bugüne politikası değişmemiştir. Her ikisinde de irade kırıp kültürel soykırımı gerçekleştirme amacı vardır.
AKP Kürtler üzerinde o kadar baskı uyguluyor ki, teslim olmaktan başka çareniz yok deniliyor. Bu nedenle dünyada görülmemiş bir faşist terör estiriliyor. Böylece bir kesim insan teslim alınıp devletin politik çizgisine çekilmek isteniyor. Ancak burada hesap edilemeyen, Kürt halkının iradeli, onurlu ve özgür halk olma kararlılığıdır. Onursuz, iradesiz yaşamaktansa her türlü zulme ölümüne direnmeyi tercih eden bir halk vardır. Teslim olmayı ölümlerin en kötüsü ve her gün ölme olarak gören bir halk vardır. Kemal Pir’in deyimiyle “yaşamı uğruna ölecek kadar seven” bir halk vardır. Kürt halkı ölmeyelim, baskı görmeyelim, ama kölece yaşayalım diyen bir zihniyette değildir. AKP Kürtlerin böyle olmasın istiyor, ama Kürtler bunu kabul etmeyecektir. Kimse de barış adına böyle onursuz bir yaşamı kabul ettiremez. 
Türk devleti bu irade kırma savaşını en fazla da kadınlar ve çocuklar üzerinde yapıyor. Osmanlı’nın kadınlar ve çocuklar üzerinden irade kırma politikasını şimdi de AKP Hükümeti uyguluyor. Bu hükümet çocuklar ve kadınlar üzerinden tüm Kürtlerin iradesini kırmayı hedefliyor. Emine Ayna ve Sabahat Tuncel için yapılan linç kampanyalarını unutmadık. Bülent Arınç başta olmak üzere AKP’lilerin kadın milletvekillerine nasıl hakaretler yaptıkları hala hafızalarda tazedir. Sevahir Bayındır’ın kalça kemiği kırıldı; Ayla Akat’ın ayağı gaz bombasıyla yaralandı. 14 Temmuz’da Pervin Buldan’ın ayağı kırıldı, Gültan Kışanak yerde sürüklendi; Ayla Akat’ın yüzü darbelendi. Kürt kadınlarının bu saldırılara uğraması tesadüfi değildir. Kürt kadın milletvekilleri açıkça hedef alınıyor. Onlar şahsında diğer BDP milletvekillerinin iradesi kırılmak isteniyor. Bu irade kırma saldırısı doğrudan bu vekillere oy verenlerin iradesini de hedefliyor. Böyle bir saldırı dünyanın başka bir yerinde var mıdır?
Şu anda 2 Mart 1994 DEP’lilere yönelik darbeden yüz kat daha ağır bir siyasi saldırı vardır. Partiye kapatmalardan yüz kat daha ağır bir yönelim vardır. Hiçbir hükümet siyasileri böyle topluca hedef yapan bir saldırı yürütmemiştir. İttihatçı ya da Ergenekoncu denen yargı sistemi bile bu düzeyde açık bir irade kırma saldırısı yapmamıştır. Bu yeni faşizm türü AKP icadıdır. Artık AKP patentli yeni bir faşizm türü vardır.
Sadece milletvekili kadınlar AKP faşizminin hedefinde değildir; sendikacı kadınlar, BDP içinde siyaset yapan kadınlar da AKP faşizminin hedefidir. Özcesi duyarlı olan, siyasal ve toplumsal yaşama katılan kadınlar AKP faşizminin hedefindedir. Zaten zindandaki kadınlara tam rehin alınmış muamelesi yapılıyor. Neredeyse zindandaki kadınları savaş ganimeti gibi görecekler. Kadın tutsaklar her yerde zulüm görüyorlar; saldırılara, tacizlere maruz kalıyorlar.
Kürt çocukları ise AKP faşizminin en büyük mağdurudurlar. Öyle ki çocukken iradesini kıralım ki büyüdüklerinde devlete başkaldırmayı akıllarına getirmesinler politikası izliyorlar. Bakmayın televizyon ekranları önünde çocuk sevgisi gösterisi yapmalarına! Kameraların olmadığı her yerde küçükken iradelerini kırma ve iradesiz kişilikler haline getirmek için çocuklara saldırıyorlar. Dün Silopi, daha önce de Nusaybin, Adana ve Mersin’de bu yönlü saldırıları gördük. Zaten Amed’de herhangi bir gösteride Kürt çocukları en ağır saldırıya uğrayanların başında geliyor. Özcesi mevcut egemen zihniyet Kürt çocuklarını sopa ile iradeleri kırılıp terbiye edilmesi gereken “piçler” olarak görüyor. AKP’nin tüm politikası Kürtleri teslim alma olduğundan, bu politika çocuklara da böyle yansıyor. Zindandaki çocuklara ise neler yapıldığını Pozantı’da ya da başka zindanlarda gördük. Duyulmayan, görülmeyen yerlerde zindanlara düşmüş Kürt çocuklarına neler yapılmıyor neler! Urfa Cezaevi başta olmak üzere birçok yerde isyan patlamasının nedeni, bu onur kırıcı ve teslim almaya yönelik uygulamalardır.
Bu saldırılarına ve amaçlarına bakıldığında Kürtler bugün bir onur ve irade savaşı veriyorlar. Çünkü şu anda Kürtlere  uygulananlar Diyarbakır 5 Nolu zindanında uygulananların aynısıdır. Yöntemlerde kimi değişiklikler oluyor, ama zihniyet ve amaç değişmiyor.
Kimi işbirlikçi Kürtler o kadar onursuz, iradesiz hale gelmişler ki, başta kadınlar ve çocuklar olmak üzere Kürtlere yönelik irade kırma ve teslim alma politikalarına sessiz kalıyorlar. Hatta bu saldırıları BDP’nin de şöyle eksiklikleri var diyerek meşrulaştırıyorlar. İşte Türk devletinin özel savaş ve psikolojik harekatının kimi Kürtleri getirdiği nokta budur.
Bir de kimi AKP işbirlikçileri ve bazı iyi niyetli kesimler ateşkes çağrısı yapıyorlar. Bu da bir saptırmadır. AKP’nin bu kadar zulmü varken bunu gündemleştirmeyip hiçbir politik değeri olmayan ateşkes çağrıları yapmak amiyane deyimle topu taca atmaktır. Böyle her iki tarafa çağrı yapıyoruz demekle bir şey yapılmış olmuyor. Bugün kim zulüm yapıyorsa, baskı uyguluyorsa, gerilim ve çatışmaları arttıran politika izliyorsa ona bu politikalarından vazgeçme çağrısı yapılmalıdır.
İmralı’daki tehdit ve şantaj politikası sürerken bu çağrıları yapmanın hiçbir anlamı olmadığı gibi, bu baskı ve saldırıları normalleştirme anlamına gelecektir.