DBP’nin Eşbaşkanlar Çalışma Yönetmeliği kararının iptali için Diyarbakır Valiliği 3. İdare Mahkemesi’ne başvuruda bulunmuştu. Bunu değerlendirmeye ve tavrı radikalleştirmeye ihtiyaç bulunmaktadır.

Diyarbakır Valisinin ve ilçe kaymakamlarının yaptığı bu başvuru, Türk devlet kurumlaşmalarında hakim olan cinsiyetçiliğin ve onun üzerine inşa edilmiş her tür tekçiliğin, erkek lehine ve kadın aleyhine resmi ilanıdır.
Kürdistan Kadın Özgürlük Hareketi, kırk yıllık mücadelesinde çok önemli bir aşamayı şu anda yaşıyor. Bu aşama, her alanda ve her bakımdan yaşanan bir eşitlik düzeyi olmaktadır. Sadece fırsatların kullanılmasındaki eşitlik değil, güç potansiyelini açığa çıkarmadaki bir eşitliktir de aynı zamanda.
Kürdistan Kadın Özgürlük Hareketi, kadın lehine en "olmaz" denilenleri "olur" kıldığı bir pratik duruşun sahibidir. Kadından asker olmazdı, kadın savaşamazdı, kadın silah kullanamaz ve kendini savunamazdı, kadından siyasetçi olmazdı, kadından eğitmenci, kadından düşünür olmazdı, kadından yönetici olmazdı. Kadın orduları, kadın partileri, kadın ideolojileri, kadın bilimleri olmazdı.
Ancak Kürdistan Kadın Özgürlük Hareketinin, kırk yıllık mücadelesinin ardından bugün yakaladığı düzey, sağladığı derinlik ve elde ettiği genişlik dünyada hayranlık uyandırmaktadır. Büyük bir toplumsal dönüşüme sebep olmaktadır. Kadının aklına, becerisine, yeteneğine güven geliştirmektedir. Toplumun kadına bakışını değiştirmektedir.  Her konuda "demek ki oluyormuş, demek ki kadın da yapabilirmiş" noktasına getirmektedir. Bu çok önemli bir sosyolojik dönüşüm demektir.
Eşbaşkanlık uygulamasının toplum tarafından bu düzeyde benimsenmesi, yaşanan bu sosyolojik dönüşümün politik alana yansıyan sonucu olarak okunmalıdır. Öyle bedava gökten zembille inmemiştir. Çok ciddi bir tarihi arka planı, mücadele geçmişi ve birikmişliği var. Ödenmiş bedelleri var. Feda edilmiş hayatları var. Önünde secdeye durmayı gerektirir.
Kadının Kürdistan’da sağladığı bu duruşu ve oluşturduğu bu pozisyonu artık kimse harcayamaz. Ne katı tekçi ulus devletin kurumsal gücü ne de geri ucuz erkeklik ve kadınlık yaklaşımları harcayamaz. Çünkü sırtını güçlü bir mirasa ve oluşan yeni bir sosyolojiye dayandırmaktadır. Bunu Kuzey Kürdistan’da engelleseniz Rojava Kürdistan’ı var. Tüm parçalarda engelleseniz bile -ki engellenemez bir noktadadır- Kürdistan’ın özgür dağlarında bu gelişmeyi engelleyemezsiniz.
Şimdi Diyarbakır Valisi ve ekibi olan Kaymakamlarına, "Bırakın bu ucuz ve modası geçmiş egemen erkek gösterilerini" demek lazım. Yarın öbür gün bu kadınlar, oturduğunuz makamlarda da olacaklar. Hem de onları Diyarbakır’ın demokratik insanı, demokratik ve özgür düşünebilen halkı, sizlerin yerine oturtacak. Devletin gücüyle değil, halkın demokratik ve haklı desteği ile kadınlar ilerde vali de olacak, kaymakam da olacak.
Şu anda olmaması zaten bir eksiklik. Dünyanın bu halde olmasının asıl sebebi zaten o kadınların şimdiye kadar oralarda olmaması. Toplumun içinde bulunduğu sorun ve krizlerin ana kaynağı, toplumu yöneten egemen erkekliğin kendisi. Dolayısıyla kusura kalmayın ama Kürt kadını artık toplumsal kör düğümü çözmüş. Demokratik toplumu, sömürü üreten aklınıza, şiddet akan dillerinize, ölüm yağdıran ellerinize, yeniden terk etmeye hiç niyeti yok. Yasalarınız şimdiye kadar kadını bağlamadı ki bundan sonra da bağlasın. Yasalarınız şimdiye kadar kadını hiç kapsamadı ki bundan sonra da kapsasın.
İyisi mi; erkekler ya sessizce kadının sağladığı gelişmeleri takip edip izlesin, saygı duymakla yetinsin ya da kadının yaşadığı mevcut sorunların gerçek sorumlusu olarak kendisini tarih karşısında sorgulasın ve kendini nasıl af ettireceğini düşünsün. Çünkü erkek her gün kadını katlediyor.
Bir düşünün; katlettiğiniz varlık, sizi doğuran, size hayat veren, size bedeninde yer veren varlıktır aynı zamanda. Kadını katlederek yaşamın kaynağını katlediyorsunuz.
Artık durmalısınız! Kadını değişik biçimlerde katletmeyi artık bırakmalısınız! Kadın lehine elde edilen gelişmeleri de engelleyerek katletmeyi artık bırakmalısınız! Durmazsanız bir gün durdurulursunuz!