Namus temizleyicisi namus mahrumu katillerin erkek hakimler tarafından 'tahrikten' teşvik edildiği geriye giden ülkelerde kadın katliamları sadece gazetelerin üçüncü sayfasını dolduran, neredeyse artık haber değeri bile taşımayan bir malzemenin ötesine gitmiyor…
Gazetelerin 3. sayfalarına düşen femal katliam kimin umurunda?
Son günlerde her gün bir kadın, kardeş, baba, eş, sevgili ve partnerleri tarafından katlediliyor. Öldürmek için birbirlerine kadın ikram etmedikleri kaldı!
Kadın öldürmenin meşru olduğu bu ülkede cinayetlere neden aramaya gerek yok. Bırakın boşanmayı, mini etek giymek, cep telefonuna mesaj almak, telefonla fazla konuşmak, izinsiz sokağa çıkmak, sık banyo yapmak, yemeği zamanında hazırlamamak bile erkek katiller tarafından cinayet sebebi olabiliyor.
Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü'nün "Türkiye'de Kadına Yönelik Aile İçi Şiddet Araştırması" şöyle: Türkiye'de kadınların yüzde 41,9'u fiziksel ve cinsel şiddete uğruyor. Yüzde 49,9 ile en fazla şiddete maruz kalan kadınlar "düşük gelir" grubundan oluşuyor. Şiddet "yüksek gelir" düzeyinde de azımsanmayacak oranda. Elbette bu rakamlar gerçeği yansıtmıyor. Avrupa ülkelerinde bile zaman zaman şiddete maruz kalan kadınların oranı yüzde 60'lara dayanırken, Türkiye'de resmi olmayan gerçekler en az yüzde 80'ne varmaktadır. Bundan herkes biz kadınlar gibi emin olabilir.
Türkiye'de kadın sığınma evlerinin sayısı ve niteliği olması gerekenin çok altında. Erkek şiddetinin yaşandığı bir ortamda yaşamak zorunda kalan kadın ve çocukların, şiddet döngüsünde kalmaya devam ettiği, sokakta yaşamak zorunda bırakıldığı ve öldürüldüğüne şahit oluyoruz. Şiddet mağduru kadınlar için yeterli korumanın sağlanmaması, adli makamlara ulaşımı konusunda yaşanan sorunlar ve şiddet uygulayanın cezalandırılmaması da erkek zihniyetli bu sistemin kadına şiddeti normal gören bu anlayışı sonucu olarak ortaya çıkıyor. Bu durum aynı zamanda kadına yönelik şiddetin devamını da teşvik ediyor… Kadın cinayetlerine uygulanan insanlık dışı, ahlakdışı ‘tahrik indirimleri’ ile cinsiyetçi yargı mekanizması adeta havlıyor. Sistemin cinsiyetçi yaklaşımı, kot pantolon giydi, alışverişe çıktı gibi gerekçeleri, erkekleri provoke eden davranışlar olarak kabul edip, katillerin sırtını okşayıp, bir sonraki cinayete azmettirirken, cezalarda da indirime gidiyor! Pek çok kadının karakola gittiğinde ciddiye alınmayacağı, şikayette bulunursa sonuç getirmeyeceği inancı nedeniyle yaşadığı şiddeti, gördüğü işkenceyi adli makamlara aktarmayıp, onlara güvenmeyip, sessizce kaderine boyun eğdiğine ve katledileceği günü beklemesine tanık oluyoruz.
Cinsimize yönelik erkek şiddeti; aile içinde, akrabalık sisteminde, sokakta veya herhangi bir yerde varlığını devam ettiriyor. Eril ve adalet yoksunu dünya düzeni kadınları yok etmeye devam ediyor. Erkeklerin kadınlara olan konsantre sevgisi, sadece Türkiye'de neredeyse her gün 3 kadını öldürüyor!
‘Kürtlere, kadınlara, ötekilere demokrasi getiren’ AKP hükümeti döneminde kadın cinayetlerinde yüzde bin dört yüz oranında artış oldu! Geçen hafta Kürdistan'da da ikisi çocuk 4 sivil AKP demokrasisine kurban edildi. Çağdaş uygarlık seviyesine gel vatandaş…
AKP döneminde kadına yönelik şiddetin görülmemiş bir şekilde artması oldukça manidar. Her fırsatta AKP'nin muhafazakar bir parti olduğunu dile getiren Başbakan, 2010 yılında Dolmabahçe'de kadınlarla yaptığı açılım toplantısında ‘kadın erkek eşitliğine inanmadığını’ itiraf etmişti. Öncesi de daha ileri giderek, yatak odalarına müdahale ederek "en az üç çocuk doğurun" talimatını da vermişti. AKP'nin imamı paçasına, cemaat de altına haliyle..!
Bu ülkede en çok da "kadınlar bizim baş tacımızdır, onlar birer çiçektir" diyenler başlarındaki çiçekleri ayakları altına eziyor. Yatağına girmeyi, hizmetine amade olmayı ret eden kadını, "ya benimsin, ya toprağın" deyip delik deşik eden, ardından şişinerek kameralara 'namusumu temizledim' diye böğüren namussuz katiller cirit atıyor ortalıkta. "Eşit değiliz" diyen bir erkeğin Başbakan olduğu bir ülkede, kadın cinsi zaten tehlike altındadır…