
1970 Riha Siwêreg doğumlu Emine Yasavur, konulan sınırlara karşı koymayı yeğleyen kadınlardan. 17 yaşındayken görücü usulüyle kuzeni ile evlendirilen Yasavur, şu anda Amed SELİS’te kadın hakları için mücadele yürütüyor.
Yasavur’un hayat öyküsünü kendi ağzından dinliyoruz.
Zorla evlendirildiniz. O yılları biraz anlatabilir misiniz?
O yıllarda fazla siyasi bilgim veya sosyal anlamda bir aktivitem yoktu. Klasik bir kadındım. Bizde kız çocukları onayı alınmadan aile büyüklerinin beğendiği kişilerle evlendirilebiliyor. Nitekim kimse bana da danışma gereği duymadı. 14 yıl süren evliliğimden çocuklarım olmadı. Siyasi mücadele ile, evliliğimin ilk 5 yılını geçirdiğim Hilvan’da tanıştım. Sürüklendiğim çıkmaz içinde bir ışık bulmuş gibiydim. Arayışlara girdim. Örneğin; “Neden namus anlayışı bizlere bu kadar dayatılıyor’ diye soruyordum. Biz kadınlar kafamızı pencereden dışarıya uzatamıyorduk. Sürekli tehdit vardı üzerimizde. Biz kadınlar ürkek yetiştik, korkuyla büyüdük.
Bunun yanında gizli gelişen çarpık ilişkiler de oluyordu. Ben çocukken bunu çoğu kez çevremizde yaşanan örneklerden fark etmiştim. İlişkiler deşifre olduğunda kadının ailesi gözünü kırpmadan kendi öz evladını, kendi öz kardeşini katlediyordu. Sanki erkeğin o ilişkide hiç payı yokmuş gibi sadece kadın hedef gösteriliyor, ‘namus’ adı altında ölümle cezalandırılıyordu. Bu tür çelişkiler sorgulama yaratıyordu ama bilincim gelişmediği için de pek çözemiyordum.
Daha sonra sürgün yılları başlıyor...
Bu ilk sürgünümüz değildi. İlk olarak 12 Eylül’de, ben daha çocukken Tarsus’a sürülmüş, daha sonra köyümüze dönmüştük.
İkinci sürgün ise evledikten sonraydı; İstanbul’a sürgün edildik. Orada bir arkadaşım vasıtasıyla HADEP’le tanıştım ve üye oldum. Eşim pek izin vermezdi ama üye olduğumu duyunca ilkin karşı çıkmadı. Çünkü ‘nasılsa okuma yazması yok, bir şey bilmiyor, kısa sürede vazgeçer’ diye düşünüyordu. Ancak daha sonra ciddi olduğumu görünce engellemeye çalıştı. Önüme bir tercih koydu.
Nasıl bir tercih?
“Oraya gidersen bir daha eve gelemezsin” şeklinde. Bunun üzerine gizliden gitmeye başladım oraya. Bir yıl kadar devam etti bu gizlilik. Baktım ki olmuyor, kararımı verdim ve eşime partiden yana tercih koyduğumu söyledim. Bu, o ana kadar hayatımda attığım en önemli adımdı. Sonra evden ayrılıp ailemin yanına gittim. Bir hafta sonra eşim ailemi arayıp neden eve dönmediğimi sordu. Ben de partiye gitmeme itiraz etmemesi halinde eve dönebileceğim şartını ilettim kendisine. Bu temelde anlaştık.
Bundan sonraki dönemde çok hızlı ilerledim. Her bilgiyi su gibi yutuyor, sorular soruyordum. Kendimi ifade etmemi partiye borçluyum. Daha büyük hedeflerim vardı artık. Zamanla eşimi de partiye kazandırdım. Hatta uzun bir dönem Esenyurt İlçe Başkanlığı da yaptı.
Eşiniz, sizdeki gelişmenin kendisini de etkilediğini kabul etti mi?
Önceleri her ikimiz de içine kapanık, fazla konuşmayan insanlardık. Böyle soğuk, taş gibi… İki suskun insandık. 10 yıl suskunluk içinde geçen bir evlilik süreci ardından ilk defa iki insan gibi diyalog kurmaya başladık. Evliliğimiz, bilinçli bir evliliğe dönüştü diyebilirim. Zira eşim daha sonra şunu itiraf etti: “Bütün bu okuma, öğrenme çabalarım senin önünü kesmek içindi. Seni çözmek için bunu yaptım. Fakat baktım ki doğru yoldasın. Seni koparayım derken kendim bağlandım.” O günden itibaren aktif bir şekilde desteğini sundu, iyi bir insan oldu.
Daha sonra ne tür çalışmalar yürüttünüz?
Daha çok ilerlemek istedim. Rusya’ya gittim. 3 ay orada kaldım. Dağa çıkmak istiyordum, ama arkadaşlar kabul etmedi. Döner dönmez bir yıl cezaevinde kaldım. Çıktıktan sonra köye gidip ailemin yanında kaldım. Ardından 6 ay psikolojik tedavi gördüm. Eşimle de iki medeni insan gibi ayrıldık.
Kadın çalışmalarına katılmanızın nedeni nedir?
Ben bir kadınım. Kadınların ezikliği, suskunluğu ve boyun eğmesi beni derinden rahatsız ediyor. Her kadın başı dik, bilinçli ve güçlü olmalı. Bundan dolayı kadın çalışmalarına endekslendim. Kürt kadınlar olarak, hem ulusal özgürlük hem de kadın kimliği ve cins özgürlüğü gibi temel sorunlarımız var.
İlk dönemlerde Barış Anneleri çalışmalarında yönetici olarak yer aldım. Barış Anneleri şehitleri olan, yürekleri yanan annelerdir. Çocuğum olmasa da onlarla derin bağlar kurabiliyordum.
Barış Anneleri sizde daha nasıl bir çağrışım yaratıyor?
Annelerin hepsi çok yaşlı. Her birinin en az 10 çeşit hastalığı var, buna rağmen sürekli ayaktalar. Bu inanılmaz bir güçtür. Her defasında onları izlerken hayran kalıyorum ve sonsuz saygı duyuyorum. Onlardan büyük bir güç alıyorum. O analarımız bütün enerjilerini barışın olması, kanın durması ve kendi çocuklarına kavuşmak için harcıyor. Bizler bir iş yaptığımızda yorulup durabiliyoruz, hatta kendimizi geri çekebiliyoruz. Fakat o analarımız gece gündüz ayakta. Her zaman bir şeyler yapmak istiyorlar.
Perihan adında dört şehit çocuğu olan bir anneyle tanışmıştım. Bu kadar acının üstüne kendisi ve ailesi de işkencelere maruz kalmış. Buna rağmen Perihan anamızı hiç bir şey yıldıramadı, yıkamadı. Perihan ana her gün ayakta, ön saflarda.
Kendini siper eden, tavır koyan birçok anne gördüm. Gençlerin önüne geçerek, kendisini siper eden analar gördüm. Bunu görmek inanılmaz bir duygudur. Bir eylem esnasında gazdan direkt etkilenen bir anneyi yakından görmüştüm. Yüzü gözü kıpkırmızı olmuş, önünü bile göremezken, geri çekilmeyip öne doğru ilerlemeye devam etmişti. Gözümün önünde yaralanan, dövülen anneler gördüm. Onlar her düşüşten sonra tekrar ayağa kalkıyor ve ilerlemeye devam ediyorlar. Bunları izlerken bir taraftan yüreğiniz parçalanıyor, ama diğer yandan bir o kadar gururlanıp, cesaretleniyorsunuz ki! Analarımızın direnişi tarihe işlenecektir.
Şu anda SELİS’te çalışıyorsunuz…
SELİS; kadın hakları savunuculuğunu yapan, 10 yıldır aktif olan bir kurum. ‘KCK‘ adı altında çok sayıda kadın arkadaşımız tutuklandı. SELİS bir süre sessiz kaldı. Daha sonra yeni yönetim oluşturuldu. SELİS’in Ergani ve Batman’da da şubeleri bulunuyor. Yunanca ‘Aydınlık’ demek. Şu an 100 üzerinde üyesi vardır. Atölye ve okuma-yazma çalışmalarımız var şu anda. Öğrenci kadın arkadaşlarımız bu konuda aktif destek sağlıyor. Daha çok kadın çalışmaları üzerinde yoğunlaşıyor, mahkeme davalarına katılıyor ve mağdur olan kadınlara destek çalışmaları yürütüyoruz.
Hangi davalara tanık oluyorsunuz? Neler dikkatinizi çekiyor?
Namus cinayeti altında geçen davalarda suç ve fail belli olduğu halde dava sonuçlandırılmıyor, sürekli erteleniyor. Taciz, tecavüz ve cinayet davaları en çok katıldığımız davalar. Örneğin, basına da yansıyan ‘Sêrt’te öğretmen eşini uçurumdan atan adam’ olayı tam hukuki skandaldı. Bu ve benzeri çok sayıda vakalar kadınların katline meşruiyet kazandırdığı gibi, geride kalan kadınları da korkutmaya, susturmaya yönelik medyatik bir durumdur. Birçok kadın kandırılarak erkek tarafından akraba veya arkadaş evlerine ‘misafir ziyareti‘ adı altında götürülüyor, tecavüz ediliyor; sonra ‘Kendi rızası ile yapmıştır’ denilerek olay kapatılıyor.
Geçen dönemlerde Amed’de yine bir kadın katledildi. Kadın, ‘kötülük yapmış, temiz değildir’, ‘temizliği hak etmiyor‘ gerekçesiyle kefensiz gömüldü. Biz kadın aktivistler olarak buna tepki gösterdik. Bu sadece kadına yönelik değil, insanlığa yönelik de bir vahşettir bu.
Ben direndim, halen direniyorum. Kadınlarımız da direnmeliler, suskunluğu kırmalılar. Son dönemlerde kadına yönelik şiddetin bir yeni nedeni de var; Bugün kadın artık itaat etmiyor. Uyanan, arayışlara giren, tavır sahibi olan kadın var artık. Şiddete inat, sessizlik uykusundan uyandılar ve başkaldırıyorlar. Bu da biz kadın aktivistlere sonsuz umut ve cesaret veriyor.
NİHAL BAYRAM/RIZA AYDOÐDU