İngiltere Gündemi
Mersin’de üniversiteli bir kadının 3 erkek tarafından tecavüz edilip hunharca öldürüldüğü hafta içerisinde İngiltere’deki kadınlar, erkek şiddetine karşı 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü'nde milyonları bir araya getirmeyi planladıklarını açıkladı. Amaç, erkek şiddetinin evrensel bir sorun olduğunu dünyaya göstermek. Ancak devlet, her yerde olduğu gibi bir ayak bağı. Yedi senedir düzenli olarak yapılan eylem, bu sene devlet engeline takılıyor.
'Million Women Rise’ adlı kadın örgütünün düzenlemek istediği yürüyüş için gerekli güvenlik önlemlerinin masrafını Londra Metropolitan Polis teşkilatı karşılamak istemiyor. Londra polis teşkilatı, trafik işgal planından, güvenliği sağlayacak korumaların ödeneklerine kadar oluşabilecek masrafları eylemci kadınların ödemesi gerektiğini açıkladı. Bu da yaklaşık 10 bin Sterlin dolaylarında bir masraf. Gören de kadınların yapmayı planladığı yürüyüşün halkı yakından ilgilendiren barışçıl bir eylem değil de, özel veya ticari bir parti sanır.
Sivil toplum örgütlerinde gönüllülük esastır, görünen o ki İngiliz hükümeti, hiç de gönüllü değil çünkü protesto hakkı insan hakları nezdinde düşünülmüyor hala. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne göre, her grubun barışçıl yöntemlerle protesto hakkı bulunuyor. Yapılan 'Böyle bir yürüyüş istemiyoruz aslında ama anti demokratik görünmemek adına bunu açıkça söyleyemiyoruz bu yüzden yasal engellemeler çıkarıyoruz’ düşüncesinin bir dışa vurumu aslında. Toplumsal muhalefeti susturmanın başka bir yöntemi.
Kadınlar, devleti dinlemeyecek. Astığı astık, kestiği kestik devlet söylemini susturacaklar sokaktaki varlıklarıyla. Ne özel tedbir alacaklar ne de sırf devlet yardım etmiyor diye geri adım atacaklar. 'Kadınız biz, yaşamın yaratıcısı, diğer yarısıyız’ şiarıyla yürüyecekler. Yürüyüş esnasında ortaya çıkabilecek olası sorunlardan da bizatihi devlet kurumları sorumlu olacaktır.
Bu bir tesadüf mü? Değil. Daha da korkuncu, polis teşkilatının sözkonusu beyanı, hükümetin kemer sıkma politikalarının bir uzantısı. Çok muhtemeldir ki İngiliz İşçi Sendikaları Kongresi’nin (TUC) ve İngiltere Ulusal Öğrenci Birliği'nin (NUS) gerçekleştirmeyi planladıkları ulusal yürüyüşler de benzer engellere takılacak.
Sözün kısası, İngiliz hükümeti, sendika ve sivil toplum örgütlerinin eylemlerini 'fuzuli masraf' olarak görüyor. Öyle ya, bunca sivil toplum örgütü ve sendikalara ne ihtiyacımız var! Hadi ola ki kuruldularsa da ofislerinde otursunlar, ne diye sokağa çıkıyorlar mantığı devletinki. Devlete bir sürü masraf, külfet!. Devlet organları var ya başımızda, en iyisini onlar bilirler. Bir halt bildikleri yok!
Hala taciz ve tecavüz vakalarında kadının yani mağdurun beyanı esas alınmıyor. Erkeğin suçsuzluğunu ispatlaması gerekirken, kadından suçun ispatlanması bekleniyor. Sonra da gelsin "delil yetersiz" bahaneleri, gitsin ağır tahrik indirimleri. Velhasıl, tacizcinin önde gideni erkek değil, erkek egemen sistem ile erkek egemen kurumlarıdır.