AKP’li Hüseyin Çelik, "dekolte" üzerine söylediği sözlerle, ATV kanalında program yapan televizyon sunucusu Gözde Kansu’yu hedef aldı.  

Çelik’in, "Dün bir kanaldaki, yarışma programında sunucu öyle bir kıyafet giymiş ki olmaz bu yani. Kimseye karıştığımız yok ama çok aşırı. Dünyada da kabul edilemez" diye buyurmasının ardından, yandaş ve yalaka medya hemen harekete geçerek ve hükümetle de ters düşmemek için Kansu’yu işten çıkartarak harcadı.
Özrü kabahatinden büyük olan Çelik, gelen eleştiriler üzerine, "Bir birey, bir TV izleyicisi veya bir politikacı olarak bir konuda görüşümü dile getirmek de benim en tabii hakkım ve ifade özgürlüğümdür" dedi. Bu ifade, özgürlüğü ne kadar sulandırılan bir söylem olmaya başladı. Çelik’in cinsiyetçi söylemi ifade özgürlüğü oluyor da, biz insan haklarına ilişkin söylediğimiz tek bir cümleyle bile terörist damgası yiyebiliyoruz.
Devlet yetkililerinin ağzından çıkan her kadın düşmanı söylemin bedelini, kadınlar canları ile ödüyor. Ne yani dünyada asla kabul edilemez şey, bir kadının kıyafeti midir? Geçtiğimiz günlerde açıklanan demokrasi paketiyle güya kadınların kılık kıyafet özgürlüğüne karışılmayacaktı, cinsiyetçi tavır ve yaklaşımlarla mücadele edileceğinin sözü güya yasal olarak verilmişti. Çelik bu açıklaması ile bizzat kadına yönelik ayrımcılık yaparak, bir kadının işine son verdirdi.
Demek ki bundan sonra kadınların çalışma yaşamları "şöyle giyinirseniz işe alınırsınız, böyle giyinirseniz işten atılırsınız" zihniyetli erkeklerin iki dudağı arasına indirgenmiştir ve sadece kapalı kadına karışılmayacak. Hoş, bunlara güvende olmaz; daha ileri gidip iç çamaşırlarımıza da takabilirler. "Dünyada kabul edilmez, uzun don giyeceksiniz" diyebilirler. Eee yatak odamıza müdahale eden bir başbakan olunca, bunları düşünmek hiç abartı gelmiyor.
Meselenin özü şu: "Ya benim gibi düşünüp, giyinip yaşayacaksın ya da bunları uygulamazsan sana tüm kapılar kapalı" anlayışıdır. Bu anlayışın yaygınlaşmasını sağlamak, türbana yasağın kalktığı şu günlerde farklı giyim tarzlarını baskı altına alma zihniyeti toplumu nasıl bir gerilim ve şiddetin içine sürükler, bunu da görmek ve bilmek gerek.  
Bir siyasetçinin işi midir dekoltelerle uğraşmak? Hoş, kimsenin işi değildir. Hala kadınların dış görünüşü üzerinden yorumların yapılması, kadınların nasıl oturup kalkması gerektiği, ne giyinip giyinmemesi erkeklerin tanımladıkları sınırlar içinde. AKP’li Çelik, Kansu’nun dekoltesiyle uğraşacağına, bağlı olduğu hükümetin dekolteleri ile uğraşsın.
Toplumu tamamen örtmek istiyorlar. Bir zamanlarda AKP milletvekili Mustafa Şentop, "ilkokuldakiler de dahil öğrenciler başını örtebilmeli" dememiş miydi? Kadının saçından hatta sokaklardaki heykellerden dahi tahrik olan bir zihniyete meme ne yapsın?
İstedikleri kadar kadınların kıyafetlerine baskı yapsınlar, memeler sığmıyor hiçbir yere.
Geleyim şu meme meselesine… Kadınların memeleri yüzyıllardır erkeklerin meselesi olmuş durumda… Daha ergenlik yaşlarında büyümeye başlayan memelere biz kadınlar alışmaya başlamadan, "dik durma, memelerini öne fırlatma öyle" demeye başlarlar. "Çatalın gözüküyor" diye de iki meme arasındaki mesafeyi bile dert ederler. Memelerin olması suçmuş gibi koşamazsın, oynayamazsın. Ne yani, bu memeleri biz mi başımıza musallat ettik?
Nedir bu kadınların memelerinden çektiği? Mahallenin bilmiş kadınlarından biri elinde fincanla gelir, yeni büyümeye başlayan memelere tutmaya başlar. Neymiş efendim, fincan gibi küçük memeler olsun diye. Genç kadın olursun, "Aaa bunun memesi yok" diye oğlan çocuklarına benzetilirsin. Sonra işin yoksa silikonlu sutyen peşine düşersin, zamanla da yer çekimine yenik düşersin ve bir gün gelir o muhteşem memeler, memleketin bakanına da dert olur.