Avrupa’da yaşayan Kürt kadınları, geçtiğimiz haftalarda önemli bir çalışmaya imza attı. Belki de dünyada bir ilk olarak Uluslararası Kadın Kırımı Konferansı’nı düzenledi. Eksiklikler olmasına rağmen içerik anlamıyla dolu dolu geçti. Varolan durum ve yapılması gerekenler tartışıldı. Ağır bir konuydu ancak kadınların samimiyeti bunu aşmaya, mücadele gücünü açığa çıkarmaya muktedirdi.
Meksika, Filipinler, Almanya, Irak, Kürdistan ve Türkiye’den katılan konuşmacıların ortaya koyduğu veriler, birbirine benziyordu. Aynı bilindik şiddet, aynı korkunç sonuçlar, aynı kayıtsızlık...
Mücadele deneyimleri paylaşıldı, veriler ortaya konuldu. Farklılık, şiddetin boyutlarında ve yöntemlerindeydi, niteliğinde değişen bir şey yoktu. Kadınlar, dünyanın her yanında birbirlerinden habersiz katlediliyorlardı. Dünyanın her köşesinde yaşayan kadınlar aynı sorunlarla yüz yüzeydi: Katledilme, şiddetin birçok türü, tecavüz, sünnet, yoksulluk, neoliberal politikaların getirdiği emek sömürüsü... Böyle uzayıp giden üzücü bir liste. Denildiği gibi aynı hikayenin farklı yüzleri yaşananlar...
Deneyimlerini anlatan kadınların ortak değerlendirme noktası, temel sorunun sistem olduğuydu. Sorunun genelleştirilmesine karşı çıkan kadınlar, asıl görülmesi gerekenin kadının kadın olduğu için öldürülmesi olduğunu söylüyordu. Zira kadına yönelik her türlü şiddetin, saldırının kaynaklı olduğu bir sistem vardı. Kadınlar öldürülüyor, cesetleri parçalanıyor, kimi yerde bulunmuyordu bile, katledenler cezasız kalıyordu. Failler salt bireyler değildi, bir sistemin parçalarıydı. Dolayısıyla asıl yapılması gereken sistemin değişmesi, başka bir dünya’nın mümkün olabilmesi için mücadele etmekti.

Dinin araç haline getirilmesi
Feminist literatürde temel çalışmalara imza atmış ve ‘Son Sömürge Kadınlar’ kitabının yazarı Maria Mies’in tespitleri dikkat çekiciydi. Zira kendisi uzun yıllarını vermişti kadın mücadelesine. Hindistan, Bangladeş ve ülkesi Almanya’da uzun yıllar pratik çalışmalar yürütmüştü. Hindistan’da ataerkil sistemi çözmesiyle Almanya’daki sistemi de çözdüğünü belirtiyor.
„Uzun bir yolumuz var“ diyordu Maria. Sistemin dini kullanmasına ilişkin dikkat çekici tespitlerde bulunuyor: „ABD komünist düşmandan sonra şimdi de dini düşmanlar yaratıyor. Din şimdi araç olarak kullanılıyor. Bu da kadın üzerinden yapılıyor. Başörtüsü mülkiyet ile ilgili bir sorun, dinin sorunu değil. 5 bin yıl önce Hammurabi yasalarında kadının örtünmesi vardır. Bir erkek, kadını mülkü olarak gördüğü için kapatırdı. Tek tanrılı dinler gericileştirildi, hatta faşist eğilimler ortaya çıktı.“
Güney Kürdistan’daki kadın sünnetini anlatan Agistra’dan Shewa Sium ise, sünnetin dört bin yıl öncesine dayandığını, bunun da ataerkil bir ‘değer’ yargısı olduğunu anlattı. Dolayısıyla burada da ataerkil sistem, sünneti meşrulaştırmak için dini kullanıyordu.

Meksika’da savaştan farkı yok
Ardından Meksika’dan konferansa katılan Patricia Zapata, Meksika ve Guatemala olmak üzere Latin Amerika’daki kadının durumunu anlatıyordu. Verilerin korkunçluğu karşısında salonda ağır bir hava oluşuyor, adeta çıt çıkmıyor. Meksika’da neoliberal politikalar sonucu günde 18 saat çalışan kadın, bir de şiddetin kurbanı oluyordu. Uyuşturucu çeteleri birbirine gözdağı vermek için kadınları kullanıyordu. Kadınların cesetleri ne kadar korkunç hale getirilmişse, böylece o kadar karşı tarafa ‘ciddi’ mesaj veriliyordu. Birçoğunun cesedi bile bulunmuyordu. Devlet, cinayetlerin üstünü örtüyor, katliamlar cezasız kalıyor. Cezasızlık oranı yüzde 98. Kimsenin gündeminde yok öldürülen kadınlar. Özellikle ülkedeki yerli kadınlar tehdit altında. Sadece Juarez bölgesinde bu yılın ilk aylarında 300 kadın katledilmiş. Peşisıra ortaya konulan veriler, bir savaştan başka durumu getirmiyor akıllara. Bu yüzden de Avrupa’da ‘Kadın Kırımına Hayır’ kampanyasının temsilcilerinden Fadile Yıldırım, „kadınlara karşı sürdürülen uzun bir savaş var“ diyor.
Filipinler’de ise, neoliberal politikalar sonucu her yıl binlerce insan göç ediyordu ve bundan en fazla da kadın etkileniyordu. Kongo’da kadınlar sistematik olarak tecavüze maruz kalıyor. Türkiye, Kürdistan ve Ortadoğu’daki veriler günlük olarak yazıldığından bahsetmiyorum.

Militan mücadele
Bundan sonrası için önemli olan konferansın sonuçlarının takip edilmesi. Zira tüm kadınlar, kadın etrafına örülü militarist, cinsiyetçi ve ekonomik kuşatmanın ancak küresel kadın gücüyle aşılabileceği konusunda hemfikirdi. Mücadele ancak ortaklaştırılarak, uluslararası bir örgütlenmeye dönüştürülerek başarıya ulaşırdı. Konferans kararlarında, küresel düzeyde eşgüdümlü çalışma ihtiyacı, benzer konferansların süreklileşmesi, kadın kırımına karşı bir sözleşmenin oluşturulması ve kadın kırımının uluslararası hukukta jenosit gibi bir insanlık suçu olarak tanınması için çalışmaların başlatılması vardı. Önemli bir karar da, dünya kadın kurultayının toplanması için çalışma başlatılmasıydı.
Uluslararası Kadınlar İttifakı’nın Genel Sekreter Yardımcısı Maitet Ledesma, şöyle demişti: „Bir dünya sistemi var ve biz bunun karşısında farklı bir sistem kurmak istiyoruz. Bunun için ortaklaşarak devrimci geleneğe denk, militan bir mücadele vermeliyiz.“
Evet, Maria’nın dediği gibi henüz uzun bir yolumuz var.


DENİZ BİLGİN