Avrupa Kürt Kadın Hareketi (TJK-E) ‘Kadına dönük şiddet politiktir, o sen de olabilirsin’ adlı kampanyanın startını 19 Kasım’da verdi.
Toplumun bütün kesimlerini şiddet gerçeğiyle yüzleşmeye çağıran TJK-E, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Dayanışma ve Mücadele Günü dolayısıyla bugünden itibaren Avrupa’nın birçok merkezinde alanlara çıkacak. Kampanyanın organizatörlerinden Dilda Roj, üç aşamada yürütülecek kampanyayla şiddeti ortadan kaldırmayı hedeflediklerini söyledi. Roj’un sorularımıza cevapları şöyle:
 

Böyle bir kampanya fikri nasıl oluştu? Kampanyayla neleri hedefleyeceksiniz?

Kadın mücadelesi yıllardır değişik yol ve yöntemlerle örgütlülüğünü geliştiriyor. Örgütlülükten tutalım eylemselliğe, diğer kadın örgütleri ile ittifaklaşmadan bilinçlendirmeye kadar faaliyetlerini kampanyalar yoluyla gerçekleştirdi. Erkek egemen zihniyetin bütün enstrümanları ile mücadele ederek ciddi bir mücadele bilinci oluşturdu. Ancak bu alanda mücadele yürüten hareketler olarak yürüttüğümüz tartışmalarda ortaklaştığımız temel bir husus var ki; o da kadına yönelik şiddetin sadece bir toplumun, bir ülkenin sorunu değil evrensel bir sorun olduğudur. Elbette bugüne kadar yürüttüğümüz tüm çalışmalar sorunu deşifre etti, mücadele yöntemlerinin geliştirilmesi açısından önemli tecrübeler biriktirmemizi sağladı.

Bu tecrübelerin artık bir örgütlü güce dönüşmesi ve bu argümanlarla mücadele eden tüm hareketlerin bu konu altında ortak hareket etmesini sağlayacak adımlar atılması gereği açığa çıktı.

Bugüne kadar verilen mücadele ne yazık ki kadın cinayetlerini engellemeye yetmedi. Sorun kompledir ve kırım olarak nitelendirilecek düzeyde yaşanmaya devam ediyor. Çocukluktan başlayarak cinslere biçilen toplumsal rollerden tutalım, kadına şiddeti gerekçelendiren, kadının evde, işyerinde, sokakta günlük olarak yaşadığı her türlü tacizi onaylayan, erkeğin kadına uygulamalarını hak gören zihniyetin vardığı en son noktadır kadın cinayetleri. Bu nedenle başlattığımız kampanya ile kadına yönelik şiddetin dayandığı tüm zihniyetlere karşı somut adımlar atacağız.

Ne kadar bir süreyi kapsayacak?

Bir yılı kapsamakla birlikte daha önce yürüttüğümüz kampanyaların devamı niteliğinde. Yürüttüğümüz kampanyaların eksik kalan yanlarının tamamlanması açısından önem taşıyor. Aynı zamanda bundan sonra yürüteceğimiz diğer kampanyaların bir halkası olma niteliğini de taşıyor. Şöyle de demek de yanlış olmaz; 1 yıllık bir eylem planını içeriyor, daha sonra ihtiyaç ve koşullar çerçevesinde bir form kazandırılması gerektiği için süresizdir de denebilir.

Daha önce düzenlediğiniz kampanyalar kapsamında bugüne kadar yerellerde neler yapıldı? Toplumda nasıl bir dönüşüm sağladı? Yeterli sonuç alındı mı?

On yıldan beridir yürüttüğümüz ‘Jin Jiyan e, Jiyanê Nekuje’, ‘Kimsenin Namusu Değiliz, Namusumuz Özgürlüğümüzdür’ ve ‘Özgürlük Mücadelesini Yükseltelim, Tecavüz Kültürünü Aşalım’ kampanyalarıyla toplumda ileri düzeyde duyarlılık ve bilinç yaratıldı. Ancak evrensel düzeyde yaşanan ve kırım olarak adlandırdığımız erkek egemen zihniyetin kadına yönelik yürüttüğü en uzun ve en büyük kayıpları olan bir savaştan bahsediyoruz.

Geçmişteki kampanyalar sonucunda kadın örgütlülüğünün önemi konusunda bilinç oluştuğunu söyleyebiliriz. Ancak yeterli değil. Zira kadın cinayetlerinin arkasında güçlü bir ideolojik zemin var. Değişim ancak toplumsal mücadele ve zihniyet dönüşümü ile mümkünken hala bir kadın sorunu olarak tanımlanıyor. Dolayısıyla ciddi bir tartışma düzeyi başlatmamıza rağmen erkeğin de en az kadın kadar sorumluluk ve hatta kapitalist modernite zihniyetinin en fazla etkileneni olarak çok daha fazla sorumlu davranmasını ve mücadele vermesini sağlayamadık. Sorunu topluma mal etmekte yetersiz kaldık. Bu ve akabindeki kampanyalarda bu hususa daha fazla eğileceğiz.

Bugüne kadar yürüttüğünüz kampanyalarda, Avrupa’da yaşayan erkeklerin toplumsal cinsiyetçiliğin bir parçası olarak kendilerini görmeleri sağlandı mı?

Evet, buna yönelik eğitim, seminerler tarzında kimi aktiviteler gerçekleştirdik. Meseleyi bir toplumsal sorun olarak gündeme getirdik.  Ancak yukarda belirttiğim gibi teorik olarak  böyle ele alınsa da bir zihniyet değişimi yaratarak genele mal olması ve yaşamda yansımasını bulmasından bahsetmek zor.  Bunun örgütlü ortamlara yansıması da haliyle zayıf. Aslında Önder Apo’nun geliştirdiği demokratik, ekolojik kadın özgürlükçü bir yaşam felsefesine ulaşmak için aktif mücadele eden her kadın ve erkeğin kendisini ataerkil sistemin çarklarından kurtarması, kendisini işin merkezine koyarak güçlü bir mücadele yürütmesi hayati önem taşıyor. Geldiğimiz aşamada ne yazık ki bu ölçülere denk düşmeyen yaklaşımlar sergileniyor. Sorgulamaya kendisini katmayan, söyledikleri ve yaptıkları arasında çelişki yaşayan bir tablo söz konusu. Bu bizim özeleştirimizdir aynı zamanda. İşte bu yüzden daha çok bireyi çözümleyerek toplumsal doğrulara ulaşmayı önemsiyoruz.

Kampanya kapsamında neler yapmayı planlıyorsunuz? Erkeğe yönelik özel çalışmalarınız olacak mı?

Kampanyayı eğitim, eylemsellik ve kalıcı kurumlaşmalar yaratmak olmak üzere üç aşamalı yürütmeyi planlıyoruz. Böylelikle kadınlar fiziksel ve düşünsel anlamda kendilerini donanımlı kılarak, öz savunma haklarını kullanabilecek. Öncelikle şiddetin toplum içinde doğru tanımlanmasını ve bunu uygulayanlara dönük toplumsal bir refleksi geliştirmeyi esas alacak. Avrupa’daki Kürt kadın meclisleri bu konuda önemli rol üstlenecek. Eğitim ve diğer aktiviteler yoluyla bilinçlenme faaliyetlerini arttıracak. Kadınlara, gençlere ve genel topluma dönük ciddi projeler oluşturmayı hedefleyecek. Yine şiddet uygulayanlara dönük tecrit uygulaması gerçekleştirecek.

Şiddeti bir kader olarak gören kadınların bu ruh halinden kurtulmasını sağlamak, öz iradesi ile yaşamayı teşvik edip örgütlülükle güçlendirmek, bunun yanı sıra kendini özgürlükçü, yurtsever, demokrat olarak tanımlayan erkeklere temel ölçünün kadına yaklaşım olduğunu kavratmak da kampanyanın esas hedefleri arasında. Aslında kadının mağduriyetinden ziyade erkek egemen zihniyetin etkilerini deşifre ederek, geri geleneksel yaklaşımlarla mücadele eden özne konumuna getirmeyi hedefliyoruz.

Avrupa’da kadına şiddetin üzerine yeterince gidilemediği, kamuoyunun gündemine gerektiği kadar taşınamadığını gözlemliyoruz…

Avrupa’da tek tek örnekler yaşandı, yaşanıyor. Kimi istisna davalar dışında istenilen düzeyde bir sahiplenme yaşanmadı ne yazık ki. Toplumda sorunu ele alış, geri geleneksel ölçüleri şiddetle reddetme düzeyine ulaşmadığı için sıklıkla gördüğümüz gibi ilişki tarzı, giyim ve davranış biçimleri ile bir şekilde kadının zemin olduğu şeklinde kadını yargılayan bakış hala var. Olayın yaşandığı alanda bulunan kadın örgütlülükleri sahip çıktığı taktirde kısmen de olsa kitlesel bir sahiplenme gelişebiliyor. Toplumsal refleksi geliştirmemiz gerekiyor.

Mesela Saray Güven davasında kamuoyu yaratılmasına rağmen katilin hak ettiği biçimde yargılanmasını sağlayamadık. Olay, sıradan bir hukuk davası şeklinde ele alındı, dayandığı politik ve ideolojik zemin çok deşifre olmadı. Devlet, erkek, toplumsal gerilik, devlet hukuku el ele vererek yaşanan kırımı sıradanlaştırdı, bunun karşısında hukuki argümanlar yeterince teşhir edilemedi. Demokrasi mücadelesinde yer almak isteyen hukukçular, kendilerini ataerkil zihniyetin etkilerinden kurtarmalı. Savundukları argümanlar, hukuk yasaları çerçevesinden çok kapitalist modernitenin zihniyet kalıpları çerçevesinde. O alanın özgünlükleri çerçevesinde de bir yapılanma ihtiyacı, bu kampanya ile birlikte daha fazla görülüyor.

Başlattığınız kampanyanın önceki kampanyalardan farkı, öncekilerini aşan yanı ne olacak?

Bu kampanyada kullandığımız ön plana çıkardığımız argümanlar belki de bugüne kadar yürüttüğümüz kampanyaların bir sonucu. Başta da belirttiğim gibi bugüne kadar edindiğimiz tecrübelerin bir birikimi ve mücadeleyi bir üst aşamaya sıçratma iddiası taşıyor. Pratikte karşımıza çıkan boşlukları ve yetersizlikleri değerlendirmeyi ve şiddeti önlemeye dönük kalıcı çözümler için örgütlülüğe dönük daha somut adımlar atmayı hedefliyoruz. Kadın meclislerinin bulunduğu kent ve kasabalarda farklı kadın örgütleri ve kurumlarıyla ortak platformlar kurmayı, bünyesinde danışma hatları ve öz savunma gruplarını örgütlemeyi amaçlıyoruz.

Belirttiğiniz tüm bu sorunların aşılması nasıl sağlanabilir?

Kampanyanın sloganına dönmek istiyorum; o sen de olabilirsin! İkili bir hitap. Hem katledilen hem de katil olma olasılığını içeriyor. Bu sloganı duyan herkes durup bir düşünmeli; günlük yaşamda kendisinden zayıf gördüğünün iradesine hükmeden anlayışlar ne kadar var diye. Şiddeti uygulayan ya da bundan etkilenenler açıdan da ciddi bir sorgulamayı gerektiriyor. Etkilenen için ciddi bir mücadele gerekçesi olmalı, fail için ise kendisini bu zihniyetin her türlü kirli etkisinden hızla arındırması açısından hayati önem taşıyor.

Direniş ve mücadele işin sırrı. Hem kendinle hem çevrendeki geriliklerle mücadele ettiğin oranda kendini o kirli zihniyetin etkilerinden kurtarmış oluyorsun. Slogan direkt kişiyi hedefliyor. Kişi karşı koyuşu, direniş ve mücadele argümanlarını geliştirdiği oranda kapitalist modernitenin yaşamımızda yarattığı tahribatlar ortadan kalkacak ve yerini özgür insan, özgür toplum ölçülerine bırakacaktır. Bu yüzden de ‘O sen de olabilirsin’ sloganı hem olmaman hem de olman gereken yeri söylüyor bizlere.

Gün dolayısıyla TJK-E adına nasıl bir mesaj vermek istersiniz?

Kadına yönelik şiddet politiktir ve devlet sisteminin bir sonucudur. Buna karşı mücadeleyi bireyin kendisinden başlatarak ailesine, çevresine, topluma yayması hayati bir önem taşıyor. Şiddeti boşa çıkartmanın yegane yolu ise güçlü örgütlülükten geçer. Bu yıl da bu perspektif etrafında kenetlenerek, ‘tek bir örgütsüz kadın kalmamalıdır’ diyerek, tüm kadınları alanlara çağırıyoruz.

Kadına Dönük Şiddet Politiktir, O Sen de Olabilirsin’ kampanyasının yürütücülerinden Dilda Roj:

  • Bugüne kadar yürüttüğümüz çalışmalar şiddetin dayandığı zemini deşifre etti, mücadele yöntemlerine dair tecrübe birikimi sağladı. Bu birikimleri artık örgütlü bir güce dönüştürme ve şiddete karşı mücadele eden tüm hareketleri ortaklaştırma zamanıdır. Halkayı tamamlayacağız.
  • Aktif özgürlük mücadelesi yürüten her kadın ve erkeğin kendisini ataerkil sistemin çarklarından kurtarması, kendisini işin merkezine koyarak güçlü bir mücadele yürütmesi hayati önem taşıyor. Sorgulamaya kendisini katmayan, söyledikleri ve yaptıkları arasında çelişki yaşayan bir tablo söz konusu.
  • Kampanya, mücadeleyi bir üst aşamaya sıçratma iddiası taşıyor. Şiddeti önlemeye dönük kalıcı çözümler geliştirmeyi ve örgütlülüğe dönük daha somut adımlar atmayı hedefliyoruz. Farklı kadın örgütleriyle ortak platformlar kurmayı, danışma hatları oluşturmayı ve öz savunma gruplarını örgütlemeyi amaçlıyoruz.
  • O sen de olabilirsin! Bu sloganı duyan herkes durup düşünmeli; günlük yaşamımızda kendisinden zayıf gördüğünün iradesine hükmeden anlayışlar ne kadar var diye. Şiddetten etkilenen için ciddi bir mücadele gerekçesi olması, failin de kendisini bu zihniyetin her türlü etkisinden hızla arındırması hayati  önem taşıyor.