Barış İçin Kadın Girişimi (BİKG), “Kadınlar Barışta Israrcı: ‘Olağanüstü’ Hayat Deneyimlerimiz Işığında Geleceğimizi Konuşuyoruz” şiarıyla, İstanbul Karaköy’de HDP Milletvekili Filiz Kerestecioğlu’nun katılımıyla 6. Konferansını gerçekleştirdi. Konferansın ilk oturumunda “Olağanüstü Hayat Deneyimlerimizi Konuşuyoruz” adı altında savaş sürecinden bu yana erkek-devlet şiddetinde yaşananlar paylaşıldı.

Savaşı durdurmak için meydanlara

Deneyimlerini paylaşan basın ve belediye emekçisi ile cezaevi süreci yaşayan kadınlar savaşın hayatlarını yok etmek istediğini, bu yüzden sokaklara çıkıp ne istediklerini söylemek zorunda olduklarını, kapalı alanlarda değil meydanlarda olacaklarını kaydetti. Kürdistan ile Batı’daki kadınların ortak mücadele etmesi gerektiği ifade edilen oturumda, “Sokaklarda tankların geçmesini, evlerimizde bombaların patlamasını beklemeden bu savaşı durdurmak için mücadele etmeliyiz” denildi.

Ardından ise "Savaşta kadınlık ve erkeklik nasıl değişiyor?" başlıklı sunumun gerçekleştirildiği 2. oturum yapıldı. Duygu Doğan'ın gerçekleştirdiği sunum, son 1 buçuk yılda sivil toplum örgütleri tarafından Türkiye'de savaş ve erkeklik, insan hakları, siyasal şiddet, dayanışma gibi meselelerin cinsiyet perspektifinden değerlendirmesinin yapıldığı çalışmaların aktarımının anlatımıyla gerçekleşti. 

İhlaller isyan bastırma yöntemlerinin bir parçası

Doğan, "İnsan hakları ve insancıl hukuk terimleriyle ablukayı tarif ederken bu ihlallerin normal hayatın akışını nasıl sekteye uğrattığını, ihlallerin gündelik hayattaki karşılığını anlatmak bazen zorlaşıyor. Bu yüzden ihlalleri temel alarak kentlerin, mahallelerin ablukaya alınmasının gündelik hayatı var eden çeşitli akışları ve hareketleri yeniden düzenlemeyi amaçladığını, dolayısıyla bu ihlallerin çatışmanın yan etkileri değil bizzat isyan bastırma yöntemlerinin bir parçası olduğunu akılda tutmak gerekiyor" şeklinde konuştu. 

Abluka yaşanan yerlerdeki göç meselesine de değinen Doğan, kentlerin ya da mahallelerin tamamen yok olduğunu ve bu sürecin zorla yerinden edilme olarak tanımlanması gerektiğini söyledi. 

 Savaş ve tecavüz birbirine benzer

Cinselliğin söz konusu olduğu durumda yaratılan yıkımın çoğunlukla kadınların bedenini ve varlığını hedef aldığını ifade eden Doğan şunları kaydetti: "Neden düşman cinsellik üzerinden aşağılanır? Neden sonra da bu teşhir edilir? Bu soruya verilebilecek cevaplardan biri, 'Savaş ve tecavüz birbirine benziyor zaten; savaşta toprak, tecavüzde ise kadın bedeni işgal ediliyor, talan ediliyor ve yakılıyor. Erkeklerin icat ettiği bu iktidar aracında harp meydanlarından biri de kadın bedeni oluyor.  Şiddet, insanlık, aile, kadınlık, gibi kimlik tanımlarının zorla değişmesidir savaş. Yani bu işi yapanların önce vahşeti sınırsızlaştırmaları, gündeliğinizi yok etmeleri, aile ve insanlık fikirlerinden uzaklaşmaları lazım. Sonra da bu yeni tarifleri düşmana uygulamaları ve düşmanın da dünyayı böyle görmesini sağlaması lazım."

Sunumun ardından deneyimlerini aktaran kadınlar BİKG'nin yeni yol haritasını belirlemek için öneriler yaptı. 

Öneriler ardından son bulan konferansın sonuç bildirgesi de açıklandı. 

Ayrışmak yerine ortaklaşmak

Bildirgede sessizleşme, susturulma, güvensiz ve güvencesiz hale gelme, her an daha kötüsünü beklerken yalnızlaşma, sürekli bir tecavüz ve şiddet tehdidi altında yaşama, vahşetin sınırsızlaşması, kadınlığın yeniden tanımlanması haline karşı kadınlar olarak birlikte durmanın güç oluşturduğu belirtildi, ayrışmak yerine ortaklaşmanın, ortak bir dil bulmanın, temas alanlarını artırmanın önemi vurgulandı. Bu kapsamda sadece savaşı yaşayan, ablukayı deneyimleyen Kürt şehirlerine değil, ülkenin farklı köşelerinde her alanda faaliyet gösteren kadın gruplarını ziyaret etme, bulunulan yerlerde güçlenerek barış buluşmaları organize etme, hikayeleri hem sokaklarda barış noktalarıyla hem de internette video ve yazılarla yaygınlaştırma ve süreklileştirmenin amaç edinileceği belirtildi. 

Konferansta kadın hikayelerinin, deneyimlerinin, yaşananların yalnızca yerellerde değil uluslararası şekilde paylaşılması gerektiğinden yol çıkarak, uluslararası bir konferans yapılmasının, uluslararası bağlantıların güçlendirilmesinin de konuşulduğu ifade edildi. 

Şiddet ve nefrete karşı mücadele

Bildirgenin sonunda ise yaklaşan 25 Kasım Kadına yönelik Şiddete Karşı Mücadele ve Uluslararası Dayanışma Günü dolayısıyla da savaşa karşı mücadelenin, bizzat kadının gündelik hayatlarının dönüşümüne karşı, gündelik olarak kadını sindirmeye çalışan şiddet ve nefrete karşı bir mücadele olduğu vurgulandı. 


 HABER MERKEZİ