
Ancak imamların hepsi ve Ayetullahların çoğunluğu bunu şiddetle red ediyor ve bunların yalnızca erkek tarafından yapılabilecek görevler olduğunu savunuyorlardı. Bu haklardan biri olan kadının hakimlik yapabilmesi hakkı, Hatemi döneminde kadın parlamenter Şahbano Emani tarafından bir daha dile getirildi ise de onay görmedi. Bu durum, belediye başkanlığı noktasında da kendisini aynı şekilde göstermektedir.
Bu dönem, İran tarihinde kadının okuma oranının en yüksek olduğu dönemdir. Bugün İran’da kadın rehber, imam, en yüksek İslam mercii, cumhurbaşkanı, bakan ve hakimlik (çok az sayıda da olsa bakanlık ve hakimlik de yapabiliyorlar fakat itibar görmüyorlar) dışında her türlü mesleği yapabilmektedir. Ancak ikinci sınıf muamele görmektedir. Örneğin devlet kadro seçiminde önceliği her zaman erkeklere verir. Öyle ki devlet kadrosunun yüzde 70’ni erkekler oluşturur. Bu arada kadınlar yardımcı hakimlik yapabiliyorlar ama hüküm verme ya da karar alma yetkileri yoktur. Anayasasında bütün üst mercilerde kadının da yer alabileceği belirtiliyor. Ancak iş pratiğe gelince bu yasalar geçerliliğini yitiriyorlar. Bugün emniyet teşkilatında kadın yalnızca ahlak polisliği yapabilmektedir. Onu da polis üniformasıyla değil de kara çarşafla yapmaktadır. Orduda ise yalnızca hemşirelik, doktorluk ve memurluk yapabilmektedir.
Hatemi hayal kırıklığı yarattı
İran’da kadının tüm dünya kadınları gibi kendi haklarına sahip olmalarını destekleyen birçok imam var, ancak bunları dile getirmeye cesaret edemiyorlar. Neo dinci olan 7. Cumhurbaşkanı Hatemi döneminden bu yönde beklentileri çok fazla olan İran kadını siyasi tercihini belirten büyük bir irade ortaya koydu. Öyle ki Hatemi seçilsin gayesiyle büyük bir seferberlik başlattı İran kadını. Bir anlamda Hatemi’yi Cumhurbaşkanlığı koltuğuna getiren İran kadınları oldu. Ancak verdiği vaatleri yerine getiremeyen Hatemi hükümeti, İran kadınında büyük bir hayal kırıklığı yarattı. Öyle ki sonra ki seçimlere çok ilgisiz ve siyasi bir tercih yapmaksızın kadınların seçimlere girmesine sebebiyet verdi. İran tarihi boyunca kadın parlamenterler hiçbir zaman mecliste kadına dair alınan olumsuz bir karara muhalefet etmediler.
Bugün İran’da sivil toplum kuruluşlarının hemen hepsi devlet güdümündedir. Zira devletin, devlet içinde de Itlaatın(istihbarat teşkilatı) izni olmadan bu gibi kurumlaşmalara gidilemez. Bu da bu gibi kurumlaşmaların bir Itlaat takibi sürecinden geçtiği anlamına geliyor. Hal böyle olunca hem bu gibi kurumlaşmaların sayısı İran’da yok denecek kadar azalıyor, hem de var olanlarında görünürde bağımsız ama özünde devlet güdümlü olması gibi bir durum ortaya çıkıyor.
1995’te İran’da bir kadın derneği kuruldu. Bu derneğin başkanı Mehsume Ibdikar’in bir açıklaması ülkede olay yarattı. Ibdikar “bu gibi kadın kuruluşlarının, dünya kadın kuruluşlarıyla ilişkileri sebebiyle devletten farklı görüşleri olabileceğini ve devlete ters bir görüşü dile getirebileceğini, bununda doğal bir şey olduğunu dile getirmişti.” Başta imam ve mollalar olmak üzere Ibdikar’ın bu açıklamasına çok büyük tepkiler gösterildi. Bu tepkiler gösterdi ki, İran’daki herhangi bir kadın örgütlenmesi devletin kadın politikasına karşı bir çalışma yürütemez.
Kadınlar elçi olamaz!
İran İslam Devleti Cumhurbaşkanlığına bağlı Kadın bürosunda çalışan birçok uzman kadın bugün BM ile müzakerelerde bulunmaktadır. Ancak bu müzakerelerde kadın ve çocuk sorunları çok fazla dile getirilmemektedir. Öyle ki bu kadın bürosunca BM’ye sunulan bir raporda kadının durumu olduğunun tam tersi yani oldukça olumlu yansıtılmıştı.
İslam Devrimi’nden bu yana İran’da diplomaside çalışan hiçbir kadına dışarı çıkma izni verilmemiştir. Hakeza İran’ın tek bir kadın elçisi de bulunmamaktadır. Oysa Şah döneminde İran’ın 57 kadın elçisi vardı. Bu durum, kadının siyasi tecrübe edinmesinin önündeki diğer bir engel olmaktadır. İran’da Nuxbigan, yani seçilmiş insanlar olarak tanımlanan kadın kesimini oluşturan milletvekili, özel mevkilerde yer alan, devletin önemli bazı mercilerinde yer alan ve savcılıkta yer alan kadınlar ülkede milli bir itibar görmedikleri için siyasetle uğraşmıyorlar. İran’da ilk olarak Ahmedi Nejat dönemin de kadınlara 3 bakanlık verildi (oda büyük tartışmaların gölgesinde) ve Cumhurbaşkanlığı müşavirliği kadına verilen en yüksek makamdır. Devlet içinde bundan daha üst bir makam hiçbir zaman kadına verilmez.
Bugün İran’nın bir hukuk devleti olması gerektiğini dillendiren milyonlar, adalet ve özgürlüğün İran’da siyasetin gelişmesine bağlı olduğuna inanıyorlar. Bu inanç, 5. Parlamento seçimlerinde (yani Hatemi dönemi) Rafsancani’nin kızı Fayize Hasimi Tahran’ın en yüksek oyu alan ikinci milletvekili olarak meclise girmesini sağlamıştır. Bu İran’da kadının seçilme hakkını elde etmesinden bu yana yaşanan bir ilkti. Çünkü eril zihniyete sahip olan toplum gerçekliğiyle İranlı seçmen, kadın adaylara bugüne kadar hep ilgisiz kalmıştı. 5. Parlamento seçimlerinde Haşimi’nin yanı sıra birçok kadın parlamentoya girdi. Bu kadınlar o zamana kadar parlamentoya girmiş olan kadınlar içerisinde birikim düzeyleri en yüksek olan kadınlardı. Öyle ki bu kadınlardan Munire Nubext, “dergi ve gazetelerde kadın fotoğraflarından yararlanılması yasaklanmalı“ diye bir önerge sundu parlamentoya.
Mücadele geri adım attırıyor
İran kadın parlamenterlerden ilk defa bir kadın parlamenter, parlamentoya bir önerge sunmuştu. Bu siyasi anlamda çok önemli bir gelişmeydi. Olumlu, olumsuz çok büyük tartışmalara rağmen bu önerge parlamentodan geçti. Ardından bir başka kadın parlamenterden, “bazı hastanelerin ve okulların özgün, kadın ve erkek olarak ikiye ayrıştırılması, yani hastane ve tıp okullarının tüm çalışan ve öğrencilerinin ya erkek ya da kadın” olması önergesi geldi. Ancak büyük bir tepki toplayan bu önerge parlamentodan geçmedi. İran’ın Kum şehrinde böyle bir hastane var, tüm doktor ve çalışanları kadın. İçeriye erkek hasta da alınmıyor yalnızca kadın hastalar alınıyor. Bu da bize gösteriyorki kadın örgütlülüğü karşısın da İran molla rejimi gibi katı bir rejim bile geri adım atabiliyor.
6. Parlamento daha çok Neodincilerden (İran siyasetindeki sol kanat- bunlar daha çok ISLAHTELEP olarak adlandırılıyorlar) oluşuyordu. Ancak bir önceki parlamentoya göre kadın parlamenterlerin sayısı daha azdı. Bunun sebebi de parlamentoya giren kadınların şimdiye kadar, kadın haklarına dönük bir şeyler yapacağı noktasında İranlı kadınlara bir güven, bir umut vermemiş olmalarıydı. Bu kadınların parlamentoya girmeleri hep kadınların zararlarına oldu. Çünkü eril zihniyetle hareket ediyorlardı. Bugün İran’da okuyan kesimin yüzde 60’ını kadınlar oluşturuyor ama Deftere Tehkimi Vehdet (Öğrenci Güç Birliği Bürosu) üyelerinin yüzde 95’i erkek olurken yüzde 5’i kadın olmaktadır. Yine bugün İran’da aile geçimini yüzde 25 kadın sağlamaktadır. Ama işçi haklarını savunan kuruluşlarda kadının hiçbir faaliyeti bulunmamaktadır.
Bütün İran devrimlerinin politik aracı her zaman kadın ve din olmuştur. Bu yüzden de bu iki olgudaki en ufak bir çatlaklık devrimin yıkımı anlamını taşır. İran’da bundan dolayı da devlet kadını en sıradan vatandaşlık haklarından bile mahrum bırakabiliyor. Örneğin bir kadın babası ya da dedesinden, evli ise de kocasından izin alma şartıyla yurt dışına gitmesine müsaade edilir.
Şeriat rejim yasalarından bazı maddeler
Molla iktidarının hemen başlangıcında yapılan yasa değişiklikleri ile kız çocukları için evlilik yaşı 9’a indirildi, erkekler için evlilik yaşı 15 tir. Bu zihniyet ancak kadını cezalandırma zihniyeti olabilir. 9 yaşındaki bir kız çocuğu için evlilik bir işkence ve tecavüzdür. Üstelik bu yasa genç kızların kötü yola düşmemesi için erkenden evlendirilmesinin yararlılığının ileri sürülmesine ilişkindir. Elbetteki küflenmiş molla zihniyeti için bu doğaldır.
Kız çocuğu için dokuz yaşın ergenlik yaşı kabul edilmesi ile bu yaş onun için kanuni ceza yaşı da olmaktadır. Yani kız çocuğu bu şekli ile dokuz yaşında idam cezası alabilmekte, recm cezasına çarptırılabilmektedir. Kız çocuğunun dokuz yaş ergenliği ahlaki, bilimsel ve hukuksal anlamda çok ciddi araştırmalara konu olabilecek bir durumdur. Rejimin bu uygulamalarının toplumun nisbeten sağduyulu yaklaşımları sayesinde önemli oranda boşa çıkarılması ve çocukların bu yaşta evlendirilmemesi toplum vicdanının rejim hukukundan daha ileri olduğu anlamına gelmektedir. Ancak ceza veya istismarları önlemenin yolu demokratik, ahlaki ve politik toplum ile mümkündür.
Ceza yasasının 203. maddesine göre eğer bir kadın bir erkeği öldürürse hem ölüm cezasına çarptırılıyor hemde bir üreticiyi yok etttiği için erkeğin ailesine tazminat ödemeye mahkûm ediliyor. Yine ceza yasasının 205. maddesinde erkek müslüman bir kadını öldürürse cezası ölümdür deniyor, fakat ancak öldürülen kadının ailesi katil erkeğin ailesine büyük miktarda para öderse (6 milyon) katil erkek idam edilebiliyor. İşte bu yasalar tam da rejimin zihniyetini yansıtan orman kanunları gibi güçlüyü kollayan bir sistemi yaratmaktadır. Burada adalet, hakkaniyet ve hukuk karşısında eşitlik diye birşey yoktur. Kızları öldürülen bir aile hem çocuğunu kaybediyor hemde para cezasına çarptırılıyor, yine kızları bir erkeği öldüren ailelerde aynı şekilde hem para cezasına çarptırılıyor hemde kızları idam ediliyor. Herhalde günümüz dünyasında haksızlığın, eşitsizliğin bu kadar net bir şekilde resmileştirilerek yürütüldüğü başka bir yer bulunamaz.
Madde 70 mahkemelerde tek bir kadın veya kadın grubunun şahit olarak kabul edilmeyeceğini hükme bağlıyor. Yine madde 1170 boşanmada çocukları babaya bırakıyor. Sadece erkek çocuğu iki yaşına, kız çocuğu yedi yaşına kadar annesinin velayetinde kalabiliyor.
Kadının recm edilmesi
Sistemde uygulanan recm cezası bu uygulamaya iştirak eden insanların çağdaş insani değerlerden ne kadar koptuğunun anlaşılması açısından çok önemlidir. Belki tahrik olan kitlelerin bazen linç girişimlerinde bulunmasının bir anlamı olabilir. Çünkü bu durumlarda kitleler bazı insanlar tarafından ajite edimekte, kıştırtılarak yönlendirilmekte ve şiddete yöneltilmektedir. Recm olayının bundan çok farklı, hastalıklı bir toplumsal ruh halidir. Burada insanlar el ve ayakları bağlanarak beline kadar toprağa gömülen bir insana bilerek ve zevk alarak taş atmaktadır. Bir insan canlı canlı yarısı toprağa yarısıda taş yığını altına gömülerek öldürülmektedir. Taş atan erkek bu uygulama ile hem sevap kazandığını sanmakta hemde kendisine itaat etmeyen kadına gücünü göstererek sağ kalanları itaate zorlamak istendiğini vurguluyor.”
Hz. İsa’nın bu hususta karşılaştığı söylenen örnek önemlidir. Büyük bir kalabalık tarafından recm edilmek üzere olan bir kadını görünce Hz İsa ellerinde taş tutan insanları durdurarak onlara şöyle seslenir “madem ki bu kadın zina yapmış ve recm edilemesi gerekiyor o zaman içinizden her kim zina suçunu işlememişse o taş atsın” demiş. Bunun sonucu olarak da topluluktan hiçkimse taş atmadan ve recm gerçekleşmeden topluluk dağılmış. Demek ki en azgın davrananlar en çok suç işleyenlerdir. İşte İranda da yaşanan gerçeklik bu.
Anayasal güvenceli fuhuş
Madde 86’ya göre eşleri çok uzun süre uzakta olan kadın ve erkeğe cinsel ihtiyaç gerekçesi ile fuhuş yapma iznini getiriyor. Sözde recmi önlemek için burada fuhuş meşrulaştırılıyor. Yine madde 74’te belirtilen yasalar dışında zina yapan evli bir kadın recm edilerek öldürülüyor. 1996 da çıkarılan 630. madde ise zina yapan kadını yakalayan kocasına onu hemen öldürme yetksini de veriyor. Fakat kadın kocasını zina yaparken yakalarsa birşey yapılmıyor. Görüldüğü gibi cinsiyetleri ilgilendiren bütün alanlardaki kanun maddeleri kadına haksızlık temeli üzerinden şekillenmektedir. Her birisi farklı gerekçelere bağlanmaya çalışılsa da tümü ortak bir paydada buluşmaktadır. Rejimin fuhuşu meşrulaştıran nitelikteki geçici evliliklere izin veren ve Sigeh denen yasasıda kadını aşağılayan bir yapıdadır. Burada kadının bedeni belli bir süre için ödenen para karşılığında erkeğe kiralanmaktadır.
Geçici evlilik dedikleri bu uygulamada da bütün inisiyatif ve haklar erkeğe verilmektedir. Buna göre kadın evli olmamalı, eğer bakire ise babasından izin almalıdır. Yine kadın bu süreci sonlandırma yetkisine sahip değildir. Erkek ise istediği zaman bu birliktenliği bozabilir. Yine birliktenlik sürecinde erkeğin ölmesi halinde kadın onun mirasından yararlanamıyor. İşte molla rejiminin toplum içinde fuhuşu resmileştiren bu uygulamalarında da kadın sadece kullanılan bir metadır. Genel İranda yıllık 350- 400 bin Sigeh birliktenliği olduğuna bakılarak resmileşen fuhuşun ürkütücü boyutu anlaşılabilinir. DEVAM EDECEK
RUMET MARDİN