Yirminci yüzyılın son çeyreğine damgasını vuran birçok olay ve gelişme yirmibirinci yüzyılın karakterini belirler nitelikte oldu. 1968 sonrası dünya çapında birçok devletli uygarlık kavramı, zihniyeti ve kalıpları daha yoğun sorgulanmaya başladı. Bu sorgulamayı ‘68 kuşağı açısından sadece gençlik boyutunda değil, kadınlar, ezilen sınıflar, kültürel yapılar boyutunda da yeni arayış ve sorgulamalar ortaya çıktı. Devlet sistemi, insanlık tarihinin ezilenler boyutunda yeniden ele alınması, iktidar olgusu, kadın ve erkek eşitsizliği üzerine kurulan tüm alt ve üst yapılar, ekolojik sorunlar, toplumların özgürlük problemleri ve bunların kökenleri üzerinden önemli düşünsel ve pratiksel arayış ve deneyimler süreci başladı. Bu zihniyetsel ve pratiksel enerji ve hareketlenme peşinden ‘yeni bir zamanı’ yarattı aslında.

‘Zaman’, saklı enerjinin hareketle buluşması ile başlar. Egemenlik tarihi boyunca kadınların ve halkların zamanı, enerjinin ve hareketin bastırılması, dondurulması ile adeta ölü bir çizgiye çekildi. Egemenler bu enerji ve hareket gerçekliğini çalarak kendi zamanlarını hakim kıldılar. Bizler, zamanımızdan koptuk. Bu zamana ‘yaşam da diyebiliriz. Yaşamdan kopuş, kendinden, kendi zamanından kopuş anlamına da geldi. Bizler, bize ait olmayan bir zamanın-yaşamın içinde adeta debelenip durduk.

Egemenlerin zamanı büyük acılar verdi kadınlara ve halklara. Bu zamanın ölçülerine kendini kaptıranlar egemenlerin kötü taklitleri olarak kendilerini bu sisteme kabul ettirmeye çalıştılar. ‘Bu zamanda bana da yer verin’ deseler de, bunun için isyan etseler de, efendilerinin küçük taklitleri olan sistemler kurtmaktan ve kadınlara, halklara, topluma acı vermekten öteye geçemediler. Bu acının her zerresini en çok kadınlar yaşadı. Yine diğer halklar gibi Kürt halkı yaşadı.

Bu acılardan en iyi ders ve sonuç çıkaranlar kadınlar ve Kürt halkıdır. Reber Öcalan’ın 1970’lerin başında tek başına başlattığı özgürlük mücadelesinde yarattığı en önemli olgulardan biri de bu oldu: Egemenlerin zamanından kendini özgürleştirmek ve kendi zamanını yaratmak ve yaşamak… Kendindeki binlerce yılın bastırılmış enerjisini açığa çıkararak hep hareket, hep üretim, hep paylaşım içinde oldu. Bireyde toplumsal bir enerji hareketliliğini yaratmak çok önemlidir. O buna büyük inandı. Örgütlü, bilinçli ve eylemli insan gerçekliğinde atom enerjisinden daha büyük bir enerjinin söz konusu olduğunu hep dile getirdi. Bu enerjinin toplamı evrensel bir zamanı başlattı. Egemenlerin zamanı içinde değil, kendi yarattığı zamanı içinde olmak, yaşamak Kürdistan devrim gerçekliğinde ortaya çıktı.

Reber Öcalan İmralı Savunmalarında „21. yy kadın ve halkların yüzyılı olacak“ dedi. Faşizmin, tek adamlığın, erkek egemen hoyratlığının bu kadar harlandırılması bu nedenledir. Çünkü ‘kadınların ve halkların zamanı geldi.’ Egemenler kendi zamanlarını tekrar dayatmak istiyorlar. Kürdistan’daki özgür zaman duruşuna, Rojava’daki kadın ve halkların zamanına karşı Erdoğan’ı, Trump’ı, Putin’i nasıl da birbirleri arasında gidip geliyorlar? Egemenlerin yarattığı zaman içindeki sosyal, siyasal, ekonomik yıkımlara, yozlaşmalar karşısında toplumsal öfke, bu sistemin sol ya da sağı rejimleri adı altında olsun, her devlette patlak veriyor. Fransa’daki sarı yelekliler, Venezuella’daki toplumsal öfke bu sistemin yarattığı sömürüye karşı ortaya çıkmaktadır.

Kürdistan açısından yaratılan ‘yeni zamanı inşa etme’ mücadelesi tarihi bir aşamayı daha yaşıyor. Reber Öcalan’ın, binlerce şehidin ve bugün tecrit ve faşizme karşı açlık grevinde olan Leylaların, Nasırların temsil ettiği ‘Direniş kültürü’ kadınların ve halkların özgürlük zamanını ifade ediyor. Mehmet Tunçlar, Asiye Yükseller, Çiyagerler, Seveler de bu özgürlük zamanının yaratıcıları oldular. Onlar egemenlerin zamanını reddettiler, boyun eğmediler, diz çökmediler, teslim olmadılar.

Kürt halkı ve kadınları açısından bu özgürlük zamanını yaratmak kadar korumak ve yaymak önemli bir görev olmaktadır. Enerji ve hareketin birleşiminden ortaya çıkan güç, tahmin edilemeyecek düzeyde bir hızla yayılma ve evrensel bir etkiyi yaratma özelliğine sahiptir. Geçen hafta Şêladizê’de Kürt halkının onurlu duruşu, öfkesi bunun bir örneğidir. Kürdistan halkı emeğiyle, bedelleriyle yarattığı özgürlük zamanını Güney Kürdistan’da büyütmelidir. Barzani hanedanı egemenlerin yarattığı zamanın kölesidir. Onun temsilcisidir. Şêladizê serhildanından sonra Türk devletinden ‘özür dilemesi’ kimseyi şaşırtmamalı. Bu duruştan ‘hesap sormamak’ asıl sorun olarak görülmeli. Ve Kürdistan’da yaşanan demokratik zamanın gerekleri yerine getirilmeli.

Yaşanan 2 çizgi, 2 zaman arasındaki bir mücadeledir. Kadınların ve halkların özgürlük zamanı başladı ve dalga dalga yayılmaya devam edecek.