
Nüfusun yarısını oluşturan kadınların barış süreçlerine katılımının şart olduğunu dile getiren Barış İçin Kadın Girişimi aktivisti Gülsen Ülker, kadınların yer almadığı barış süreçlerinin toplumsallaşamayacağını vurguladı.
Barış İçin Kadın Girişimi, kadınların barış sürecine katılımı, savaşta kadın mağduriyetleri ve mücadeleleri konularını esas alan çalışmalarına devam ediyor. Kadınlar geçtiğimiz günlerde konuya ilişkin Çözüm Komisyonu'na bir sunum yaparak, Meclis'te grubu bulunan partiler ile de biraraya geldi.
Barışın toplumsallaşması için kadınların sürece katılımının şart olduğunu vurgulayan Barış İçin Kadın Girişimi aktivisti Gülsen Ülker, kadınların katılmadığı barışın kalıcı olmadığını kaydetti. Barış İçin Kadın Girişimi'nin 2009 yılında çeşitli kurumlar, projeler ve araştırmalardan tanınan kadınlar tarafından o dönemdeki barış görüşmelerine katkı sunmak amacıyla kurulduğunu belirten Ülker, girişimlerinin bir barış ağı oluşturduğunu ve Türkiye'nin hemen tüm illerini kapsayan üye sayısının hızla arttığını kaydetti. Ülker, girişimlerinin barışın yolunu açmak için sokakları, evleri, okulları, işyerlerini barış noktaları haline getirdiğine dikkat çekerek, savaşın Kürt ve Türk kadınlarına yaptığı doğrudan ve dolaylı zararları tespit etmeye yönelik çalışmalar yaptıklarını belirtti.
Talepler yükseltilecek
Ülker girişimlerinin önümüzdeki sürece yönelik çok sayıda çalışmayı planladığını belirterek, bunları şöyle özetledi: "Anayasa, hakikatle yüzleşme, kadınların ve kız çocuklarının savaş sonrası güvenliği ve uğradıkları zararların telafisi ile ilgili toplantılar yapacak, raporlar hazırlayacak ve taleplerimizi yükselteceğiz. Gerillanın çekildiği yerlerde barış sürecinin takipçisi olacak ve bölgedeki kadınların taleplerine destek olacağız. Türkiye'nin diğer illerinde barış talebinin yükselmesi için kadınlarla buluşmaya devam edeceğiz. Bu çerçevede Barış Filmleri Gezici Festivali düzenleyerek kadınlarla toplantılar organize edecek ve savaşın tarafları ile temaslarda bulunarak kadınların barıştan beklentilerini ileteceğiz.''
Her aşamada temsil olmalı
Barışın inşa süreçlerinde müzakereler de dahil her aşamada kadınların eşit temsil edilmesi gerektiğini belirten Ülker, kadınların yer almadığı barış süreçlerinin toplumsallaşamayacağını vurguladı. Ülker, kadınların kendilerini temsil etmediği bir barış sürecinde silahlı savaş dursa dahi, gündelik hayatta yaşanan ırkçılık, cinsiyetçilik ve eşitsizliğin devam edeceğine dikkat çekerek, toplumsal hayatın bütün dokularında barışmayı önemsediklerini dile getirdi.
Barışla ilgili kurulan ve kurulacak tüm heyetlerde kadınların yarı yarıya temsilinin önemine işaret eden Ülker, bu heyetlerin kadın örgütleriyle işbirliğinin sağlanmasının ve toplumsal cinsiyet boyutunu gündeme getirecek heyetlerin oluşmasının gerekli olduğunu söyledi.
Türkiye'de kadınların barış süreçlerinden doğrudan etkilendiğini ifade eden Ülker, 1990'lı yıllarda bunun zorunlu göç, işkence, zorla kaybetme, faili meçhul cinayetler, taciz ve tecavüz olarak yaşandığını, 2000'li yıllarda ise bunun tutuklanma, ayrımcılık ve güvenlik politikaları sonucunda güvensizleşme olarak ortaya çıktığına dikkat çekti.
Suçu asker ve korucular işliyor
Ülker halen devam eden askeri yapının barış önünde engel oluşturduğunu belirterek, koruculuk sisteminin mutlaka kaldırılması gerektiğini kaydetti. Taciz ve tecavüzü "korucu ve asker eliyle" yapıldığını vurgulayan Ülker, son Mardin'in Midyat ilçesinde yaşanan N.F. olayının bunun başta gelen örneklerinden olduğunu belirterek, bu tecavüzlerin faillerin yargılanmasının önemine dikkat çekti. Varolan militarizmin sivilleri de militarize ettiğini ve bu yönlü tecavüzlerin de arttığına dikkat çeken Ülker, bölgede halen süren kalekol, barajlar ve maden arama çalışmalarının halkta güvensizliğe neden olduğunu ve bunun savaş hazırlığı olarak ele alındığını ifade ederek, "Bölge halkı kalekolları bir samimiyet testi olarak görüyor ve devlet bu testi geçemiyor" dedi.
Barış için talepler
Ülker kadınların barış sürecindeki talepleri ve atılması gereken adımları şöyle sıraladı:
- Barış ortamının kalıcı olması ve savaşlardan diğer toplumsal kesimlerin zarar görmemesi için kadınların tüm siyasal yapılarda yüzde 50 temsiliyetinin garanti altına alınması,
- Kadınlara yönelik tüm savaş suçlarının, taciz, tecavüz, zorla yerinden etme, yakınlarını öldürme vb. suçların faillerinin bulunması ve cezalandırılması ve bir daha bu suçların işlenmesine izin verilmeyecek reformların hayata geçirilmesi,
- Kadınların anadillerini eğitim ve öğretimde kullanmalarının garantiye alınması;
- Toplumsal cinsiyet, genç ve çocuk odaklı eğitimlerin tüm mülki amirliklere mecbur edilmesi,
- Kadın gerillaların silah bırakmaya karar vermeleri halinde, kendilerine özel programlar geliştirilmesi.
NAGİHAN AKARSEL/DİHA/ANKARA