Bazen intihar öncesi garip bir kahkaha dolardı kulaklarımıza. Ve bizler ne bedenimizin ne de kulaklarımızın sahibiydik. Her an kılıçlarla biçilecek bir uyku gibiydik hayatın sıfır noktasında.
Kimseyi sevemedik, sevmedik. Çünkü tüm sevdiklerimiz namlu ucunda kalıyordu. Bir karanlık odanın ortasında, Filistin askısında, elektrik dansında duruyorlardı.
İşte bu nedenle sevmedik. İçimiz bir mezar, bir kuyuydu sevdiklerimizin hasretiyle. Ve artık yer kalmamıştı o mezarda, o kuyuda.
Kendi sesimize gömülüyorduk. Monolog sonrası zaman dipçik darbeleriyle dağılıyordu.
Ben, babamın gözlerinde arıyordum artık yaşama dair özlemleri. Çünkü biliyordum kirlenmeyen, öldürmeyen, korkmayan tüm düşler o her yana bakan gözlerin içinde saklanırdı.
Görmek bir anlamda unutmaktı hayat ağacındaki meyvelerin tadını.
Babam düş yorumcusuydu benim için. Rüyalarımda vurulan tüm ceylanların aslında dağlarda büyüyen Nergizler olduğunu söylerdi bana.
Bir gün lüle saçlı bir kadının gözlerinde kaldı, kendime sakladığım çocuk oyunlarım.
“Sakın dizlerinde uyumayı hayal etme o kadının. Çünkü tüm canlar faili meçhul gündüzlerin içinde” dedi babam.
Ağlayacağımı biliyordu. Saçlarıma dokunmuştu:
“Sevme. Sevmezsen sen tek ağlarsın. Ama seversen o da ağlar” demişti bana.
Yorgun bir ayrılık acısı biriktirdim bedenimde. Hiç kavuşmadan gerçekleşen düş sonrası ayrılıkları.
Babam bana baktıkça bir yanı hep ağlardı. Ben ağlayan yanına dokunmak, tüm acılarını içmek istiyordum. O bunu düşündüğümü biliyordu.
“Her beden sadece kendi acısını taşımaz, oğul. Çalınan uykuların ağırlığını bile hissediyorum içimde. Hayatın tüm saklı yaraları birikiyor annelerin ve babaların alınlarına.
Biliyorum, şimdi büyümek istiyorsun. Ama inan, büyüdüğünde lanet edeceksin. Ve her büyüyen çocuk aslında ölmüştür.”diyordu.
Ülkemin her yanında dağlarına yüzünü dönüp ağıtlar yakan gök yüzlü analar, kadınlar vardı.
Evin en kuytu yeri anaların ağlama ibadetgahıydı. Onun için kuytulara yanaşmaya korkardım, o yaşların beni boğmasından korkardım.
Anaların dağlara yüzünü dönen çocuklarına “ağlamayacağım” diye verdikleri sözleri tuttuklarını hiç görmedim.
“Baba, sen sözünü tutacak mısın?” demiştim bir zaman. İçinde beni gizlediği gözlerini gözlerime dikti.
“Her ananın ve babanın verdikleri sözler gözyaşlarında saklıdır. Ve sen öldürülen bebesi için ağlayan anaların gözyaşlarına sığın. Belki bağışlanır günahların” demişti.
Şimdi ben o gözyaşlarının sığınağındayım bağışlanırım diye.
* Adıyaman E Tipi Cezaevi