İnsanlığın kahramanlık çağı vardır.  Binlerce yıl geçse de yarattığı değerlerle bu çağ, insanlığın bilincinde cesaret, onur ve yüzü güneşe dönük bir duruşun kaynağı oldu. 

İnsanlık, kendine güvenini en fazla kaybettiği zamanlarda bile bu çağın varlığı, onun yeniden kendini toparlanmasına ve çağlar açıp çağlar kapatmasına kaynaklık etti.

Yaşamak, kahramancadır coğrafyamızda.

Yaşam, kahramanlığı gerektirecek kadar zora sokulduğu zamandan bu yana acı büyümüştür; ihanet, zulüm ve yalan ve daha nicesi...

Kaybettiğimiz cennete ulaşma uğraşı, bizi kahramanlık kavramıyla tanıştırdı. 

Şimdi ne kadar ayağa düşürülse de “kahramanlık” sıfatı, insanlığımızın yüz akı olan ve büyük çıkışları yapanlara verdiğimiz en kutsal armağandır. 

Verilebilecek en büyük sıfat, en büyük güzelleme, en büyük övgü olarak bu sunulmuştur. 

Bedeli en ağır olan kavramlardan biri olması, bu yüzdendir. 

Kahramanlıklarımızın büyüklüğü, kaybımızın büyüklüğündendir.

Ne kadar büyük kaybettiğimizi, çok büyük kahramanlıkları gerektirecek yaşam cenderesine baktığımızda, düştüğümüz uçurumun derinliğini kavradığımızda anlayabiliyoruz. 

Neyi, ne kadar kaybettik, bildiğimiz pek söylenemez. 

Belki hala kaybetmekteyiz ve kahramanlara ondan muhtacız, kim bilir? 

İşin tuhafı, tarihte hiçbir kahraman, kahraman olmayı amaçlamamıştır. Hiçbiri böyle bir arayış ve hedefin sahibi olmamıştır. Yapılması gerekeni görmüş, bunun için gereken cesareti ve sorumluluğu oluşturarak harekete geçmişlerdir. Eylemlerinin doğal sonucu olarak kazanılmıştır bu sıfat.

Kahraman olmak için yola çıkanlar, tarihin her döneminde en umulmadık düşüşlerin sahipleri olarak çıkıyor karşımıza. Kahramanlığı amaçlayarak harekete geçmek, kahramanlığı getirmiyor. Yol açtığı sonuçlar, çoğu kez trajik oluyor.

Devletli toplum uygarlığında kahramanlık, bizim için hala önem taşıyor. Zira çağımız hala kahramanlığa ihtiyaç duyuyor. Hala bir doğruya işaret etmek, ölümle ya da zindanla sonuçlanabiliyor. Hala kimi karanlık izbelerde “Güneş var” demek kadar doğal bir bahis, toplumsal linç ile sonuçlanabiliyor. Hala kimi kavram ve kurumlar, insanlığın kaderini belirliyor ve bunlar adına insanlar kurban edilebiliyor. Hala “Kral çıplak” demek sonu belirsiz sorguları getirebiliyor.

Ne yazık ki, böyle...

Ondandır ki, dünyanın dört bir yanında insanlık hala kahramanlığa ve kahramanlarına yüreğinde büyük yer veriyor; onlarla yaşamayı, onların izinde yürümeyi kendisi için görev biliyor. 

Dahası bunu, insanlaşma yürüyüşünde sağladığı mesafeyi korumanın, düşüşleri önlemenin temel güvencesi olarak algılıyor. 

***

Bu topraklar, en büyük kahramanlıklara tanıklık etti. 

Mezopotamya bu kavramın yaratıldığı topraklar olarak belki de en fazla kahramanlığa ihtiyaç duyulan yer durumunda. 

Bu, sürüklendiği yaşam gerçeğiyle bağlantılı. 

Çakıldığı ve adeta nefes alamaz duruma getirildiği kara çağdan henüz çıkamaması, onun hem kahramanlığa hem kahramanlara yeni tanımlar getirmesinin, yeni doğuşlar yaptırmasının nedeni oldu ve bu hala sürmekte. 

Mazlum Doğan’da büyük bir bilinç ve irade ile ayağa kalkan kahramanlık geleneği, Mahsum Korkmaz şahsında ordulaşarak süreklileşti. PKK kimliğinde bir çizgi haline gelen kahramanlık gerçeği, Beritanlardan Zilanlara, Viyanlardan Nudalara, Adıllardan Xebatlara, Arin Mirkan şahsında Rojava şehitlerimize kadar kesintisiz devam etmişse, hiç kuşkusuz bunun en büyük kaynağı ve garantisi büyük bir fedakarlıkla en yiğit evlatlarını cepheye gönderen halkımızdır. Evlatlarını Önder Apo’nun fedai gücüne armağan eden halkımız, her yıl çağdaş Kawa Mazlum Doğan ile ölümsüz komutanımız Agit yoldaşların şehadet tarihleri olan 21-28 Mart tarihleri arasını, Kahramanlık Haftası olarak karşılıyor. Direnişin iki büyük efsanesinin kurduğu köprüyü eylemleriyle güçlendiriyor, kalıcılaştırıyor. 

Bu nedenle Mart ayı, kahramanlık olgusunun en fazla yoğunlaştığı bir zaman kesiti olarak Mezopotamya’nın kadim halkı Kürtlerin kahramanlarını andığı ve onların izinde direnişini tazelediği aydır. 

Her çağa yenik kahramanlarının ardından yaktığı ağıtlarla giren Kürtlerin bugün kahramanca yaşam tarzında aldığı mesafe, ağıtlar yerine gelecek düşlerinin nakşedildiği marşlara, türkülere insanlık adına kıvanç veren armonilere dönüşmektedir. 

Bireysel kahramanlığı ulusal, toplumsal kahramanlık olgusuna dönüştürme yeteneğini gösteren bir halk, insanlık adına büyük bir kazanımdır ve bu değerlidir. 

Bunu yaratan özgürlük şehitlerimize bir kez daha minnettarız.

Kahraman şehitlerimize saygıyla... Newroz pîroz be!