Grup Yorum ile başlayan profesyonel müzikal yaşamını Kızılırmak’ta devam eden ardından solo albümler çıkaran İlkay Akkaya’nın yeni albümü çıktı. 25 yıllık sanat hayatına bu yıl giren Akkaya’nın yeni albümünün adı “Umut”. Akkaya’nın altıncı solo albümü olan “Umut”da sanatçı bilinen geleneksel çizgisinden taviz vermiyor. Akkaya, yeni albümünde de bu coğrafyada yaşayan halkların yaşadığı acıları anlatıyor. Kürdistan coğrafyasında yaşanan acıları da Roboskî ve Ceylan Önkol için yazılan şarkılarla dile getiriyor. Üç kuşağa şarkılar söylediğini ifade eden Akkaya, o yıllarda bütün acılara rağmen müzikal yaşamını devam ettirdiğini ifade ediyor. ‘Şarkı söylemeseydim ölürdüm’ diyen Akkaya ile 25. yılını ve yeni albümünü konuştuk.


Albümde ilk dikkat çeken şey, Kürdistan’da yaşanan acıları anlatan şarkılar. Bunu konsept olarak mı ele aldınız ya da tematik bir tercihten söz edebilir miyiz?
Önceki albüm çıktıktan sonraki süreçten oluşuyor bir sonraki albüm. O zaman içinde de bunları yaşadığımdan dolayı albümde o şarkılar yer aldı. Tanıklıklarım onlar benim.

Roboskî katliamını anlatan iki şarkıya yer vermişsiniz. Şarkılar sanatçının katliama karşı tarihi sorumluluğunu yerine getirmesi ile birlikte sorunların çözülmesi için yüzleşme sağlıyor diyebilir miyiz?
Benim düşünceme göre yüzleşilmemiş olaylarla hasta olur insan. Toplumlar da hasta olur. Türkiye toplumu hasta şimdi. Kendisini iyileştirebilmesi için de açtığı yaralarla yüzleşmesi lazım. O yaraların sarılabilmesi için de yüzleşmesi gerekiyor. Ancak yüzleştiğimiz zaman kucaklaşabiliriz. Neler yaşadık, neler yaptık birbirimize. Bu topraklarda bin yıllardır birlikte yaşıyoruz diyoruz ama bu arada iktidarlar, halkların payına hep savaş düşürmüşler. Bütün mazlumlar ezilmiş. Bütün halklar zor günlerden geçmiş. Şu anda Kürtlerin mücadelesine tanığıyız. Bunların bir daha yaşanmaması için ne yapabiliriz diye de birlikte karar vermemiz lazım. Karar verebilmek için oturup bir özeleştiri yapılması gerekiyor. Özür dilenmesi gereken insanlardan özür dilenmesi gerekiyor. Sonra sarılıp yolumuza devam edeceğiz.

Roboskî’yi anlatan şarkıda ‘bombalar değil sessizlik öldürür’ demişsiniz. Bugün gelinen noktada ise kamuoyu sessiz...
Kamuoyu sessiz, konuşanların bir kısmı da onlar zaten kaçakçıydı diyor. Sanki onların kaçakçı olması öldürülmeleri için bir gerekçe olabilirmiş gibi. Bence bilmedikleri için böyle konuşuyorlar. Gitseler o coğrafyaya, bilseler orada nasıl ve ne koşullarda yaşanıyor, 30 yıl sıcak bir savaşın içinde yaşamak ne demek, böyle düşünmezler. Ben hiç kimsenin o kadar vicdansız olacağına inanmak istemiyorum. Bir haksızlık gördüğünde ona sessiz kalmamak, bence insanın vicdanını koruyabilmesinin temel prensibi bu. Bedeli ne olursa olsun.

Lice’de patlamada yaşamını yitiren 12 yaşındaki Ceylan Önkol üzerine ‘Ceylan’ şarkısını da söylemişsiniz...
Ceylan 4 yıl önce öldürüldü, dava neredeyse yargı aşamasından düşmek üzere, benim bildiğim. Yine sebep olanların cezalandırılmadan kapanacak olaylardan biri gibi duruyor. Ama o şekilde kapanmaz, insanların kalbinde bir sızı olarak kaldığı sürece bu olaylar kapanmaz, yüz yıl sonra da olsa yine çıkar toplumların önüne. Albümde kalbimde hissettiğim sızıların şarkılarını söylüyorum. Ceylan da o sızılarımdan biri.

Bir şarkınızda ‘yırtılmış sol yanım üşüyor’ demişsiniz. Şarkıların geneline baktığımızda bir hüzünün varlığından söz edebilir miyiz?
Dinleyicilerim, ‘en neşeli şarkıyı da söylesen hüzünlü oluyor’ diyorlar. Belki ses rengimle ilgili. Belki insanlarda benim sesimin ya da kimliğimin yarattığı etkiyle ilgili olabilir. Ama bu coğrafyada yaşayıp da hüzünden ari olmak mümkün değil bence. Bu bir gerçekliktir. Benim söylediğim şarkılar da Kızılırmak’ta söylediğim şarkılar da hüzünlüydü. O biraz da dinleyicinin algısıyla ilgili aslında. Nasıl algılıyorsa öyledir. Bu kişisel bir öykü de olabilir, toplumsal da olabilir. Ama toplumsal anlamda bu sorduğunuz geçerli. Şöyle düşünüyorum, mesela 1991 yılıydı sanıyorum, Günay Aslan’ın ‘Üniformalı Kasaplar’ diye bir kitabını okudum. O kitabı kapattıktan bir saat sonra Newala Kasaba şarkısı bitmişti. O dönem savaşın insanlara neler yaşattığını anlatmaya çalışıyorduk topluma, engel olabilmeye çalışıyorduk. Şimdi toplu mezarlar bulunuyor mesela, o sese kulak verebilseydi toplum, o mezarlar olmayacaktı şimdi. Engel olabilirdik o toplu mezarlara. Bu çok önemli, zamanında gözü açık davranabilmek, hak ihlallerine karşı zamanında dur diyebilmek. Şimdi bugün içinde aynı süreçten geçiyoruz.

‘Umut’ta farklı halkların kültürlerini aktaran şarkılar var. Bu özelliği ile de geleceğe önemli göndermeler içeriyor. Önümüzde filizlenmeyi bekleyen çözüm sürecine ilişkin ne söyleyeceksiniz?
Bütün müzik hayatım boyunca demokratik bir çözümden yana oldum. Müzakere ile çözülmesinden yana oldum. Keşke en başından olsaydı da bu kadar insanımızı kaybetmeseydik. Toplumun sarılmasına bu kadar uzun zaman alacak yaralar açılmamış olsaydı keşke. O barışın da geri dönüşsüz bir şekilde hayata geçirilebilmesi için de gerçekten tutarlı bir muhalefet gerekiyor. Tarih her dönemeçte fotoğraflarımızı çekiyor. Gözümüzün kapalı çıkmaması gerekiyor bu fotoğrafta. Her şeye rağmen, bir umut bu, bütün olumsuzluklara rağmen. Ben inanıyorum, insanlar yan yana gelirse ve kalplerini birbirlerine açarlarsa kardeşleşebilirler, oradan çok güzel şeyler çıkabilir. Ona inanıyorum.

Teknolojinin ilerlediği, müziğin çok farklı ses tonları ve sözlerle ifade edildiği bir çağda 25 yıldır müzikal çizginizi koruduğunuzu görüyoruz...
Ben sevmediğim şeyi söylemem, sevmediğim düzenlemeyi yapmam. Çok özgürüm o konuda. Kalbimi dökmek için söylüyorum şarkılarımı. O nedenle de karşılığını buluyor sesim, o anlamda şanslı biriyim. Sanıyorum üç kuşak dinledi beni. 25 yıla üç kuşak sığar herhalde. Bir savaş yaşanıyordu ülkemizde, konserlerimiz yasaklanıyordu, albümlerimiz toplatılıyordu, gözaltılar, ev baskınları, içinde yaşadığımız muhalefetin uğradığı bütün haksızlıklar, gözaltında kayıplar, faili meçhuller, ortak üretim yaptığım arkadaşları kaybettim. Bütün acısına rağmen şu dönemin içinden şarkı söyleyerek geçtim. Yankısız kalmak korkunç olurdu bir ses için. Zaten şarkı söylemeyip onları yansıtmasam ölürdüm herhalde. Şarkılar benim için hayatta kalma yolu.

‘Umut’ta Kurdi vurguların biraz daha arttığını söyleyebilir miyiz?
Yok söyleyemeyiz. Çünkü Aynı Göğün Ezgisi’ni düşünün, Gidenlerin Ardından’ı düşünün. 1992 yılı. Newala Kasaba orada söylendi. Güneşin Olsun’u düşünün, Ape Musa oradaydı. Aynı Göğün Ezgisi’nde Abdulselam’ın hikayesi. Kürtlerin uğradığı halk ihlalleri devam ettiği sürece şarkılara da yansıması devam edecek. Kalbimizi kavuran tüm olaylar şarkı oluyor. Ben Kürtçe’yi ilk kez 1988 yılında söyledim. Niçin söyledim, yasak olduğu için. Ben bir Türküm, ama bunu kimsenin kimseye yapmaya hakkı yok. İnsanın dilini yasaklamak bir insanlık suçu, buna karşı durmak gerekiyordu, durdum. Yine olsa yine dururum. Albümde 1990 yılında söyledim. Kürtçe’yi, Ape Musa çalıştırmıştı. Bence bir hak ihlali varsa, bir insan yastığa başını rahat koyabilmek istiyorsa haksızlığa karşı durmak zorunda. Çocuğuna sarılabilmek için de öyle. Aynı zamanda bir anlatıcıyız, gayri resmi bir vakayinuvistiz. Yani ozanlar biraz böyle

‘Olağan Bir Gün’ şarkısında ölümleri anlatmışsınız. Acaba olağan günler barışın egemen olduğu günlere evrilecek mi?
O şarkıyı kışın kaydetmiştim, sosyal medyada yayınladım. Geçen yıl şiddet çok tırmanmıştı. Her gün onlarca ölüm haberi geliyordu. Albüm için hazırlandığım bir dönemdi ama ben dayanamadım, onu bir an önce söylemek istedim. Sözlerini Nalan Temeltaş yazdı, bestesini de Fikri Kutlay yaptı. Barış süreciyle de birlikte sadece internet ortamında kalmasın, insanların elinde de olsun diye albüme aldım. Çünkü o da son üç yıllık sürecin bir parçası. Şimdi barış daha çok konuşuluyor çok istiyorum olmasını. Kendi sorumluluğumuzu hiç gözardı etmeden hepimiz çaba göstermeliyiz.

Sanatçılar bu süreçte neler yapılabilir, somut olarak projeler var mı?
‘Bizim Barış İçin Sanat’ diye bir girişimimiz var, çeşitli çalışmalar yaptık. Bundan sonra da yapabiliriz. Aslında şu anda büyük çoğunluğumuz gözlemliyoruz, ne olur ne bitiyor, anlamaya çalışıyoruz. Sanırım bizim katkımız da barış için sanat üzerinden olur.


ÖNDER ELALDI