Her insanın yüreği sağ yumruğu kadardır. Her insanın yüreğinde toplu iğne başı büyüklüğünde beyaz bir nokta vardır. Kas, kan ve yağla örülü yüreğin üzerinde, karanlıkta doğmuş dolunay gibi durur. Yürek her zaman temiz kalmaz. Kirlenir çoğu kez, kirletir kanı ama böyle anlarda bile pir û pak kalır Süveyda.

Süveyda, doktorların tanımlayamadığı, teşhis koyamadığı gerçek bir hakikattir. O bir yaşam başlangıcı, bir iksir, aşkın kendisi, ateşin sırrıdır. Yürek her zaman saat gibi işlemez. Çoğu kez yarı yolda bırakır insanı. Uzun ve yorucu bir dağ zirvesi ardından ayakların altından geçen pınar başı molalarında, insan sıcak ve yorgunluktan kavrulan dudaklarını su ile buluşturmak ister. İşte böylesi anlarda o dayanılmaz yürek, teklemeye başlar. İnsanın tüm çabalarını, yaşam mücadelesini boşa çıkarmaya çalışır. Oysa birazcık dayanabilse, biraz daha mücadele etse, dudaklar su ile buluşacak ve bir avuç suyun tılsımında hayatla buluşacaktır. İşte böylesi anlarda, yani tam umudun kesildiği anda, yüreğin tam durma noktasında yaşamın hakikati olan Süveyda, insan için yeniden bir başlangıcı ortaya koyar. Yüreğin üzerindeki bu narin, temiz beyaz güç kaynağı, hayat iksiri Süveyda, o an devreye girer. Bir insan ömrü boyunca biriktirdiği güç ve kudreti, umudu tükenmiş, mecalsiz bu yüreğin merkezine yollar ve o yüreği şoke ederek yeniden çalışmasını sağlar. Süveyda; bir ömürde sadece bir defa çalışır ama rolünü oynayarak. O bir fırsattır, o bir iksir, yaşam suyudur yani.

İşte bu kanayan, yaralı ve durmakta olan yürek; Ortadoğu’dur ve Süveydası, Kürt Özgürlük Mücadelesidir. Umutların, savaşların, kaosların, katliamların, tecavüz ve kıyımların yaşandığı bir dönemde, Ortadoğu direniş kültürü ile yeniden can bahşeder. Bunun için PKK, Ortadoğu’da Süveyda’nın ta kendisidir. Kendinden önceki biriktirdiği direniş kültürünün gücü, kudreti ve birikimi ile müdahale gücü olmaktadır. Yeniden bu coğrafyaya bir yaşam, çorak topraklara dönüştürülmek istenen bir Ortadoğu’ya vaha olmaktadır. İşte PKK; umut, yaşam iksiri, ateşin sırrı, aşkın kendisi olmaktadır. Ancak PKK, Süveyda gibi ömürde bir kez değil her gün tekleyen kalpleri çalıştırmaktadır. Umudu tükenmeye yüz tutmuş, her gün katliamlarla karşı karşıya kalmış halkların özgürlük mücadelesini vermektedir, onlar için yeni bir yaşam çizgisi olarak yaşam suyu olmuştur.

İşte gerilla alanlarında yüksek zirvelere doğru adımlarımızı atarken alnımızda emeğin teri ve yüreğimizde biriktirdiğimiz öfke ve umutlarla Süveyda’yı düşünüyoruz. Tekleme belirtilerinin yüreğimizde yaşanmasına fırsat vermeden Süveyda’ya güvenerek doğru ve emin adımlarla önümüzde uzanan, geçit vermeyen dağların ardına yol giden patikalardan ilerliyoruz. Ve bizim için hayat kaynağı olan bu ağustos sıcağında Süveyda’nın ayak izlerinde yürüyoruz. Onun ışığı, aydınlığıyla yolumuzu buluyoruz. Onunla yeniden yaşama merhaba diyoruz. Hayat onunla başlıyor ve bizim tekleyen yüreklerimiz onun tılsımı ve hakikati ile yeniden çarparak hayat buluyor. Evet, Önder Apo tüm hakikatimizi ve gerçekliğimiz oluyor. O bizim hayat başlangıcımız, hakikatimiz, öz toplumsal gerçekliğimiz oluyor. Ve açık açık söylemek gerekir ki doktorların tanımlayamadığı o iksir, belirti Önder Apo’nun tam kendisidir. Bizim Süveyda’mız, Ortadoğu halklarının, tüm ezilen halkların Süveydası, bizzat Önder Apo’dur.

Bizler de bu gerçeklikle Süveyda’dan aldığımız esintilerle Ağustos sıcaklıklarını bıçak yarığı gibi keserek, çölleşmeye yüz tutmuş bu kadim coğrafyada bir vaha olmanın telaşı içerisindeyiz. Elimize aldığımız yüreğimiz ile tarihsel hafızanın kendisi ve bilinci olma telaşı içerisindeyiz. Tarihi görev ve sorumluluklarımızı yerine getirme heyecanı içerisine girmiş bulunuyoruz. O zaman ne dağlar bize o kadar engel olmaktadır, ne kış geceleri o kadar soğuk ve çetin geçmekte, ne de Ağustos sıcaklıkları yüreklerimizi ve dudaklarımızı kurutabilmektedir. Çünkü biz Süveyda’nın yaşam iksiri ile karanlıklarda bile önümüzü bularak, yarınlara emin adımlar atıyoruz.

İşte Süveyda’nın yaşam ile bütünlüğü burada başlıyor bizim yaşamla buluşmamız gibi. Hakikat bu olsa gerek. Bir kelebeğin ateş ile dansı gibi. Birbiri içinde eriyen maddelerin bileşimleri gibi. Hakikate ermek Süveyda’nın kendisi olmaktır. Bizzat Süveyda olmaktır. Yani yaşam yaratmaktır. Bu da ancak yaşam için dövüşebilmekle olmaktadır. Bizler bu yaman ve anlamsızlandırılmaya çalışılan bir zaman dilimi ve boşluklar, kara delikler yaratılan bir mekân içerisinde yüreğimizdeki Süveyda’nın ışığı ile yol alıyoruz. Tarih, hakikat, anlam ve yaşam bizden bunu bekliyor. Bunun için her an, her doğan günle ve her batan güneşle birlikte Süveydalaşıyoruz.