Biz yazar ve muhaliflerinin yazacağı alan kalmadı, yazabileceğimiz tüm gazeteler kapatıldı. Elimizde bir kaç internet gazetesi, bir sosyal medya duvarları kaldı. Onu da zaman zaman virüsler salarak engellemeye çalışıyorlar. Neyse ki Avrupa üzerinden Türkiye’ye ye sesimizi dolaşarak da olsa duyuran Y.Özgür Politika var. Neyse ki iletişimin sansürlenemeyen bazı alanları var...

Bizim kalemimiz eğilmedi eğilmeyecekte, bu yüzden alnımız ak vicdanımız pak olacak, tarihe karşı, çocuklarımıza karşı. Özgürlüğümüzü kısıtlamak için yapılan her baskı, her sindirme politikaları, bizim içimizdeki özgürlüğü daha çok depreştirmektedir, bu böyle biline...

Kısıtlı da olsa yazacağımız alanlar var, sesimizin yayılma alanı belki dar bir alan içinde olacak ama olsun, doğru  duvarları deler, eğri olan düşünsün. 

Gene de yazdıklarımız hep yaşadığımız kötülükleri anlatmak üzerinden. Hep beraber yazıyoruz. Diktatör bugün şu kötülüğü yaptı, bu günde diktatör hükmünde karar name ile yeni bir baskı yeni bir yolsuzluk yasası geldi... Yazıyoruz tüm bunları, olanı yazıyoruz. Olmayan ise yeni bir çözüm, yeni bir çıkış, yeni bir teori, Bir kısırlık bir üretimsizlik var bu yalnız Türk ve Kürt aydınları kapsamıyor, dünya aydınlarında böyle bir sıkıntı var. Fakat çözüm üreten fikirlerin yazıların en çok çıkması gereken yerler elbette sıkıntıyı en çok yaşayan yerlerden gelmeli...

Türkiye’den muhalif yazı yazmanın bedeli ağır, bir taraftan sürekli açılan davalarla taciz edilirsiniz bir taraftan da ırkçı güruhun mesaj saldırılarına maruz kalırsınız. Hele yazıyı yazan bir kadın ise tüm cinsiyetçi küfür ve hakaretleri her gün mesaj kutusunda veya yorumlarda görmek normalleşir. O kadar ileri giderler ki sosyal medyada isminizi deşifre edip “katli vaciptir bu o...’nun” biçiminde ilan ederler. Çünkü, bu ülkede “barış” istemek onların nezdinde “terör örgütü üyeliği”dir. Bu ilan barış için akademisyenlere imza veren edebiyatçıları dahi kapsamaktadır. Ve nihayetinde bizler de bu çirkinliğin içine atıldık, kitaplarımızın, hiç bir okulda  okutulması, dağıtılması kaydıyla yasaklandı. Kitaplarımız kamusal alanlarda tehlike arzediyormuş...

Ne yapacaktık, korkup sinecek miydik? Hayır... Zulümle her şeyi bastırabilirsiniz de vicdanı asla... Şunu unutmayın ki, biz nerede bir zulüm varsa oralıyız! Keşke uzaktan gazel okuyan arkadaşlarda durumun biraz farkına varsa. Sıcak bir zulümün içinde yaşayanlara Avrupa’dan baskı yapanlar “ayağa kalkın, direnin, saldırın” diyenler konformist konumlarından sıyrılıp, o taleplerin içinde olabilseler...

Kalem savaşı durdurmaya yeter mi bilemiyorum, ama bizim gibi şairlerin yazarların kalemlerini eğmeden dik tuta bilmeleri bile bir şeydir. Susturmak için her yolu deneyen baskı rejimleri, her türlü çamuru atmaya ve çelme takmaya hazırdır. Sanatçıları yıldırıp, korkutup saray methiyecisi haline getirmek için her türlü yolu denemektedirler. Bu yolda teslimiyetin kucağına düşenler de olmuştur. Belki korkudan, belki de gücün nimetlerini toplamak adına... Bir de kalemini eğmeyen, dik duran muhalif yazar, şair, sanatçı, bilim insanları var ki, bir avuç ta olsalar, huzur bozmaya yetiyorlar. Her şeye rağmen bizler vicdani ve insani sorumluluğumuzun  farkındayız. Vicdan azabı çekmek, kabir azabından daha ağırdır. Kaleminiz ve sözünüz öne eğilmesin...