Wan’ın Ebex (Çaldıran) ilçesine bağlı Xecîxatun (Hangedik) köyünde 1984 yılında doğan Leyla Yıldızhan (Deniz Fırat) Federal Kürdistan’ın Maxmur Kampı’nda haber takibi yaparken, 8 Ağustos’ta IŞİD çetelerinin havan topu saldırısında yaşamını yitirdi. IŞİD çetelerinin vahşetini dünyaya duyuran Yıldızhan, 4 yaşındayken annesini kaybeder, ardından ise 1991 yılında babasının devlet tarafından “PKK’ye yardım ettiği” iddiasıyla aranmaya başlaması ile henüz 7 yaşındayken babası tarafından 4 kardeşi ile birlikte önce İran’ın Arapken köyüne, oradan da Irak’a geçirilir. Küçük yaşta PKK’ye karşı sempatisi artan Deniz Fırat’ın, önce 17 yaşındaki ablası Ayfer (Binevş) ardından ise diğer ablası Şükran (Sarya) PKK’ye katılır. Kendisi de henüz çocuk yaşta PKK’ye sempati duyarak, Deniz Fırat adını alır. 1997 yılında Zap’ta çıkan çatışmada ablası Ayfer’i kaybeden Deniz Fırat, 8 Ağustos 1999 tarihinde ise Metina bölgesinde çıkan çatışmada diğer ablası Şükran’ı kaybeder. Bu dönemde Deniz Fırat’ın kardeşi Horya da PKK saflarına katılarak, ablası Binevş‘in adını alır. Aile boyu PKK içinde yer alan Yıldıztan ailesi, yaşamını yitirenlerin silahını yerde bırakmamak için mücadelenin her alanında yer almaya devam eder.


Bir tutkuydu gazetecilik

Kürdistan’ın dört parçasında çalışma yürüten Deniz Fırat, iki defa ağır yaralanır. Deniz Fırat, başında şarapnel parçalarının yanı sıra sol gözünden ve omzundan aldığı derin yaraları hayatı boyunca taşır. Ailesinden iki kişiyi kaybetmesi ve iki defa ağır yaralanmasına rağmen yaşam azminden ve yüzünden eksik olmayan gülümseme ile tanınan Deniz Fırat, ezilen halkların sesi olmaya Fırat Haber Ajansı’nda (ANF) muhabirlik yapmaya başlayarak adım atar. Gazeteci olmak istediğini her gördüğü arkadaşına anlatan Deniz Fırat, hiç okul okumaması ve okuma yazma bilmemesi içinde burukluk yaratsa da azminin önünde engel oluşturmaz. PKK saflarında önce okuma yazma öğrenen Deniz Fırat, ardından köşe yazısı yazacak seviyeye gelir. En büyük hayali ablaları Binevş ve Sara’nın hayatını yazmak olan Deniz Fırat’ın bu hayaline çetelerin vahşeti engel olur. Bir konuşmasında, “Gazeteci olduktan sonra hayata bakış açım daha ince, sorgulayıcı boyut kazandı” diyen Deniz Fırat, özgür basın geleneğini nefesinin son anına kadar layıkıyla yerine getirdi.
Deniz Fırat, 15 yıl önce yaşamını yitiren ablası Sarya gibi bir 8 Ağustos günü yaşamını yitirdi. Ailesini uzun zamandır görmemesine rağmen herkesle iletişimi olan Deniz Fırat, onu tanıyanların hafızasında iz bırakarak ayrıldı. Binevş ve Sarya’nın ardından Deniz Fırat da yıllar önce zorla koparıldıkları topraklara döndü. Çocukken gördükleri Deniz’in cenazesini karşılamalarının kendileri için ölümün başka bir adı olduğunu dile getiren ailesi ve arkadaşları, onu anlattı.

Kardeşini arkadaşları tanıştırmış

Deniz’in ağabeyi Seyat Yıldızhan, 1991 yılında “PKK’ye yardım ettikleri” iddiasıyla gözaltına altına alınarak, 3 ay boyunca Diyarbakır Cezaevi’nde kalır. Cezaevindeyken babası Naim’in aranmaya başlaması ile Irak’a gittiğini söyleyen Yıldızhan, “Ben hapisteydim. Sıkıyönetim zamanıydı. İşkence, faili meçhullerin yoğun yaşandığı yıllardı. Ben cezaevinde çıktığımda ailemiz perişandı. Sadece evli olan kardeşlerim köyde kalmıştı” dedi. Deniz’in çok çalışkan ve yaşam dolu olduğunu dile getiren Yıldıztan, “Gerillaya katıldıktan sonra başarılarını hep duyuyorduk. Cezaevine girmeden önce 7 yaşındaydı Deniz. Yıllar sonra Irak’a; ailemi görmeye gittiğimde onu tanıyamadım. 15 yaşındaydı en son gördüğümde. Arkadaşları bizi tanıştırdılar. Çok şakacıydı. Olumsuzlukları bile gülerek ve espri yaparak anlatıyordu. Yaşam sevincini görünce çok mutlu olmuştum” dedi.

‘Mezarına bakmak ağır gelse de...’

4 yaşından 7 yaşına kadar Deniz’e annelik yapan ablası Yüksel İrlan ise onu anlatırken gözyaşlarına hakim olamıyor. Deniz’in diğer kardeşleri ve ablasından daha cesur olduğunu anlatan İrlan, “Deniz çok çalışkandı. Hepimizden daha zekiydi. Çok pratik ve her işi yapardı. En son gördüğüm hali hafızamda. Zaten bir daha onu canlı göremedim, dokunamadım. Televizyondan sesini duyuyorduk. Sürekli internette konuşuyorduk” ifadelerini kullandı. En son konuştuklarında, “Beni düşünmeyin. Ben saklı bırakılanları açığa çıkardıkça iyi oluyorum” dediğini aktaran İrlan, “Yanımdan giderkenki o çocuk yüzü büyümüştü. Cenazesinin buraya getirilmesi için çok ısrar ettik. Babamız, kardeşlerimiz Maxmur’da olduğu için ve kimseyi göremediğimiz için Deniz’i bize vermelerini istedik. Mezarına bakmak bize ağır gelse de yanımızda olduğunu bilmek bizi umutlu kılıyor” diye konuştu.

‘Deniz’in kalemine sarılacağım’

Deniz Fırat’ın Maxmur Kampı’nda doğan kardeşi Beritan Yıldızhan da ablasının, işine çok ciddi yaklaştığını anlattı. Yıldızhan, “Ablamın başında parça olmasına rağmen nerede bir sorun varsa oraya gidiyordu. Yazın sıcağına aldırmadan, kışın soğuğunda haber takibindeydi. Güneşte çok kalınca başındaki şarapnel parçası ısındığı için başı ağrıyordu. Ona rağmen başına eşarp bağlayarak, Maxmur Kampı’nın 45 derecelik sıcağında gazete dağıtırdı” dedi.
Deniz’i anlatırken konuşmakta zorlanan ve sürekli gözyaşı döken kardeşi, buruk bir ifade ile her yanı ablasının izlerini taşıyan Mexmûr’a artık gitmek istemediğini söyledi. Yıldıztan, “Maxmur özgürleşti, ama ben bununla mutlu olamıyorum. Mexmûr Kampı’nın her tarafı bana ablamı anlatıyor. Birlikte yattığımız eve gitmek beni çok zorlayacak” dedi.
Ablasının yokluğunun içinde büyük bir boşluk oluşturduğunu dile getiren Yıldızhan, onun gibi gazeteci olmaya karar verdiğini söyledi. Yıldızhan, “Ben de onun yere bıraktığı kaleme sarılacağım. Onun mücadelesi yerde kalmayacak. Bizler 3 şehit verdik. Her giden diğerinin silahını savundu, ben de Deniz’in kalemine sarılacağım. Doğruları yazmaya çalışacağım” ifadelerini kullandı.




HÜLYA EMEÇ/DİHA/WAN