• Avrupa Parlamentosu’nda bu yıl 20’incisi düzenlenen Kürt Konferansı’na dünyanın farklı ülkelerinden konuşmacılar katıldı. Rêber Apo’nun barış ve demokrasi yönünde verdiği mücadelenin selamlandığı konferansta Kürtlerin kolektif haklarının tanınması istendi.

 

Avrupa Türkiye Yurttaş Komisyonu’nun (EUTCC), Avrupa Parlamentosu’nda 20’incisini düzenlediği Kürt Konferansı, önceki akşam resepsiyonlu açılışının ardından dün de düzenlenen oturumlarla devam etti. Konuşmacılar, Rêber Apo ve Kürt tarafının gerekli adımlar attığını, barışın sadece silah bırakmaya endekslenemeyeceğini ve Kürtlerin kolektif haklarının tanınmasının şart olduğunu ifade etti. Oturumlarda, Avrupa’nın da Kürt sorununun çözümünde rol alması istendi.

Açılışı Westrheim yaptı

Avrupa Parlamentosu’nda düzenlenen Kürt Konferansı’nın açılış konuşmasını yapan konferansın organizatörü EUTCC Başkanı Kariane Westrheim, sürecin önemli bir fırsat sunduğunu ancak barışın kendisi olmadığını kaydetti.

Westrheim, konferansın kuruluşundan bugüne siyasi değişimler ve katılım biçimlerini anlattıktan sonra, Türkiye’deki son Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne de değindi.

EUTCC Başkanı, “Sayın Öcalan’ın adı, barış ve siyasi çözüm bağlamında artık Avrupa kurumlarında açıkça tartışılıyor. Öcalan’ın 2025 yılında yaptığı barış ve demokratik toplum çağrısı Avrupa Parlamentosu’nda ele alındı. Avrupa Parlamentosu, bu çağrının ardından yaşanan gelişmeleri tarihi bir fırsat olarak nitelendirdi” şeklinde konuştu.

Yirmi yılda hükümetler değiştiğini, Avrupa Birliği ile Türkiye arasındaki ilişkilerin değiştiğini ve çatışmanın da çeşitli aşamalardan geçerek farklı bir seyir izlediğini belirten Kariane Westrheim, Kürtlerin kültürel ve siyasi haklarının yalnızca Türkiye’nin iç meselesi olmadığını belirtti.

Bu hakların, Türkiye’nin Avrupa ile ilişkileri çerçevesinde kabul ettiği demokratik değerler ve yükümlülüklerle doğrudan bağlantılı olduğunu ifade eden Kariane Westrheim, “Ancak Kürt sorunu kaçınılmaz olarak daha geniş bir boyut kazandı. Kürt meselesinin kendisi, çatışmanın siyasi yönünün ele alınmasını gerektiriyordu. Bu da siyasi diyaloğu ve Abdullah Öcalan’ın rolünün tartışılmasını zorunlu kılıyordu” diye konuştu.

“Bugün ortaya çıkan yeni açılım bir fırsat yaratıyor. Ancak bir fırsat, henüz barışın kendisi değildir” diyen EUTCC Başkanı, şunları söyledi: “Bu döneme umutla yaklaşmalıyız, ancak gerçekçilikten de uzaklaşmamalıyız. Barış kendiliğinden gerçekleşecek bir şey değildir. Son yıllarda Kürtlerin elde ettiği kazanımlar da garanti altında değildir. İşte bu nedenle EUTCC’nin hâlâ önemli bir rolü var. Bugün görevimiz, Avrupa’nın bu süreci desteklemesini sağlamaya katkıda bulunmaktır.”

Zana: Reddin yerini tanıma almalı

Konferansa katılamayan Kürt siyasetçi Leyla Zana da bir mesaj gönderdi. Zana mesajında şu ifadeleri kullandı: “Türkiye’de Kürt sorununun barışçıl çözümü için tarihi öneme sahip, nadir rastlanan bir kapı açılmış durumda. Tünelin sonunda geleceğe ilişkin güçlü bir umut ışığı belirdi. Bu ışığı gerçeğe dönüştürmek, bütün siyasi tarafların ortak sorumluluğudur. Aynı zamanda herkesin ortak çıkarınadır. Bu sorumluluk bütün taraflara aittir” dedi.

“Reddetme politikası sona ermeli; yerini kabul ve tanıma politikasına bırakmalıdır” diyen Leyla Zana, Rêber Apo’nun durumuna dikkat çekerek, “Kürt sorunu kadar kapsamlı bir meselenin çözümünde, 28 yıldır kendi halkıyla dahi görüşme ve istişare etme imkânından mahrum bırakılmış bir aktörün rolü de göz ardı edilemez” ifadelerini kulladı.  

Açılış oturumunun üçüncü konuşmacısı olan ve aynı zamanda konferansın ev sahipliğini üstlenen Nobel ödüllü İranlı insan hakları aktivisti Şirin Ebadi de “Sayın Öcalan’ı, bu değişimi görebilecek cesareti gösterdiği için takdir ediyorum. Artık koşulların silahlı mücadeleye izin vermediğini görerek silah yerine kalemle mücadele etmeye karar verdi. Bence bu son derece doğru bir karardır” ifadelerini kullandı. 

İran’daki duruma da dikkat çeken Şirin Ebadi, “Bizim ülkemizde Kürtler, Beluçlar, Azeriler ve Araplar gibi farklı halklar yaşıyor. Ne yazık ki İran İslam Cumhuriyeti, bu halkların dillerini resmi olarak tanımıyor. Oysa Kürtler de dâhil olmak üzere bu halklar, Farsçanın yanı sıra kendi dillerini de öğrenebilmeli, okuyup yazabilmelidir” dedi.

 

BM Arabulucusu: Barış mümkündür

Birleşmiş Milletler Kıdemli Arabuluculuk Danışmanı ve Londra Ekonomi ve Siyaset Bilimi Okulu (LSE) Uluslararası Normlar Projesi Direktörü Mark Müller de dünyanın birçok bölgesinde görev yaptığını ve artık şapkasını çıkardığı için bu konularda konuşabildiğini ifade etti. 

Aynı zamanda Rêber Apo’nun Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi avukatlarından biri olan Müller, “Kamu otoriteleri kabul etmek istesin ya da istemesin, Abdullah Öcalan’ın oynadığı rol yalnızca silahsızlanmayı ve topluma yeniden kazandırılmayı teşvik etmek açısından değil, aynı zamanda uzlaşma ve yenilenme açısından da kritik önemdedir.

Türkiye’ye bu meseleye nasıl yaklaşması gerektiğini söylemek benim görevim değil. Ancak Abdullah Öcalan’ın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdindeki eski avukatlarından biri olarak, mahkemenin kendisinin tutukluluk koşullarına ilişkin kararının henüz uygulanmadığına dikkat çekmek benim görevimdir” şeklinde konuştu. Müller, özellikle Umut Hakkı’na dikkat çekerek, “Barış mümkündür; tek yapılması gereken, siyasi irade ortaya koymaktır” şeklinde sözlerini noktaladı.  

Sadece ‘süreç’

Hollanda’daki Wageningen Üniversitesi’nden Prof. Joost Jongerden, PKK’nin silah yakmasının sembolik bir adım olduğunu ve diğer taraftan yasal düzenlemelerin yapılması gerektiğini kaydetti. Jongerden, şöyle konuştu: “Sürecin sonunda somut sonuçlar doğuracağına dair bir umut var. Ancak yerine getirilmeyen vaatler ve sürekli ertelenen umutlar, ne barışın ne de savaşın tam olarak yaşandığı bir ara durum yarattı. Belki de bu nedenle pek çok insan, yaşananları henüz bir ‘barış süreci’ olarak değil, yalnızca bir ‘süreç’ olarak tanımlıyor. Çünkü bu süreci niteleyen kesin bir sıfat henüz yok. Şimdilik sadece bir süreçten söz ediyoruz” dedi. Jongerden son olarak sürecin başarılı olması için Türkiye’nin kapsamlı bir demokratikleşme yaşaması gerektiğini ifade etti.

Ergil’den üç öneri

Gazeteci Dilek Odabaşı’nın moderatörlüğünü yaptığı konferansın ikinci oturumunda Ankara Üniversitesi’nden Doğu Ergil, Belçika’dan gazeteci Amed Dicle ve ABD’deki Baltimore Üniversitesi’nden Colin Starger konuşmacı olarak yer aldı. 

Türkiye’deki sürece işaret eden Doğu Ergil, “Demokrasi, toplumsal farklılıkları ve varoluşsal çatışmaları siyasi yollarla yönetebilme kapasitesidir. Siyasi anlaşmazlıkları tamamen ortadan kaldırmaz. Birbiriyle uzlaşamayan tarafların, farklılıklarına rağmen barış içinde bir arada yaşayabilmelerini sağlar. Siyasi sorunların çözümsüz bırakılması ise zamanla kalıcı bir güvensizlik kaynağına dönüşür” şeklinde konuştu. 

Sorunların çözümünde üç dönüşüm öneren Doğu Ergil, “Birincisi, rejim merkezli güvenlikten insan merkezli güvenliğe geçilmesidir. İkincisi, dışlayıcı ulusal egemenlik anlayışından iş birliğine dayalı bir güvenlik düzenine geçilmesidir” dedi. Üçüncü olarak ise dışarıdan dayatılan çözümler yerine, toplumlar tarafından kabul edilen ve yaşatılan çözümlere vurgu yaptı. 

Dicle: Avrupa barışı teşvik etmeli

Gazeteci Amed Dicle de “Avrupa Birliği siyasi çözüm istiyorsa, Kürt hareketinin kararlarını memnuniyetle karşılamanın ötesinde, devletin atması gereken adımları da gündeme getirmeli. Türkiye’yle ticaretin, yatırımların ve güvenlik ilişkilerinin sürdürülmesi, Kürtlerin haklarının tanınmasına engel değil. Kürtlerle barışmış bir Türkiye’yle bu ilişkiler sürdürülebilir; bölgenin geleceğinde ağırlığı olan Kürtlerle de doğrudan ve uzun vadeli ilişkiler geliştirilebilir. Kürtlerin Avrupa’dan beklentisi, Ankara’yla kurulan ilişkilerin sağladığı diplomatik etkinin barış yönünde kullanılmasıdır”dedi.

Baltimore Üniversitesi’nden Colin Starger de PKK tarafından esir alındığı 1993’teki süreci anlattı. Starger, “1993 yılında beni kaçıran PKK’nin bugün gördüğümüz PKK ile aynı olmadığını, ABD’nin ve Kürtlerle ilişkisinin zaman içinde değiştiğini dikkate aldığımızda, ABD’nin PKK’yi yabancı terör örgütleri listesinden çıkarması gerektiğine kesinlikle inanıyorum. Benim adım, PKK’nin bugün hâlâ bu listede tutulmasını desteklemek için kullanılmamalıdır” dedi.

Konferansta üçüncü oturumun moderatörlüğünü siyaset bilimci Arzu Yılmaz yaptı. Bielefeld Üniversitesi’nden Atefeh Ramsari, eski HDP milletvekili ve Özgür Kadın Hareketi’nden Sebahat Tuncel, Rojava Temsilcisi olarak İlham Ahmed bu oturumda yer aldı. Ramsari, Kürt meselesinin çözümünün; silahsızlanmaya, silahlı çatışmaların sona erdirilmesine ya da Kürt aktörlerin mevcut devlet kurumlarına dahil edilmesine indirgenemeyeceğini belirtti. Ramsari “Kalıcı bir çözüm, Kürtlerin dışlanmasını ve tabi kılınmasını yeniden üreten siyasi ilişkilerin ele alınmasını gerektirir. Bu da yetkinin nasıl paylaştırılmasını, kolektif hakları, demokratik katılımı ve Kürtlerin bağımsız siyasi iradesinin tanınmasını kapsar.

Barışın sağlanmasına ilişkin sorumluluk esas olarak Kürt aktörlerin üzerine yüklenemez” dedi.

İlham Ehmed de yasal güvencelerle barışın korunmaması halinde, entegrasyon sürecinde sorunların yaşanacağına dikkat çekti. Özellikle ülkedeki Arap şovenizmine işaret eden İlham Ehmed, kadınların rolüne de vurgu yaptı.

Özellikle de entegrasyon meselesindeki durumu anlatan İlham Ehmed, “Biz kalıcı bir barış istiyoruz. Ancak entegrasyonun nasıl gerçekleşeceği ve bunun kalıcı bir barışa nasıl katkıda bulunacağı sorusu henüz açıklığa kavuşmuş değil.

Şunu söyleyebiliriz: Barış, gerekli güvenceler sağlanmadığı takdirde yalnızca geçici bir durum olarak kalabilir. Barışı inşa edecek mekanizmalar ve kurumsal güvenceler oluşturulmazsa, her an bozulma ihtimali vardır. Bu nedenle çeşitli sorunlar ortaya çıkmaktadır” diye belirtti.

Bu oturumda son olarak TJA’lı Sebahat Tuncel konuştu. Sebahat Tuncel, gerekli adımlar atılmadığında daha sert süreçlerin yaşanabileceği konusunda uyardı. Barışın nasıl olacağını ve şekilleneceğini sorgulayan Sebahat Tuncel, özellikle Avrupa Birliği’nin Kürt sorununun bir parçası olduğuna ve bu nedenle çözüm konusunda sorumluluğunun da bulunduğuna dikkat çekti. Tuncel şöyle konuştu: “Avrupa da Kürt meselesinin bir parçasıdır. Kürt sorunu bugüne kadar çözülemediyse bunun nedenleri yalnızca Türkiye’deki politikalardan veya bölgesel gelişmelerden kaynaklanmıyor; Avrupa’nın yaklaşımından kaynaklanan boyutları da bulunuyor. Bugün hâlâ bir çözüm sürecinden söz ediyoruz. PKK kendisini feshettiğini ve silahları bıraktığını açıkladı. Buna rağmen PKK, Avrupa’nın terör örgütleri listesinde yer almaya devam ediyor. Biraz önce Amerikalı konuşmacı arkadaşımızın da belirttiği gibi, PKK ABD’nin terör örgütleri listesinde de bulunuyor.”

Avrupa Parlamentosu’nda bu yıl 20’incisi yapılan konferans önceki akşam bir resepsiyon ve Kürt Akademisyenler Birliği üyesi (Kurd Akad) Dersim Dağdeviren’in açılış konuşmasıyla başlamıştı. Dağdeviren’in ardından Nobel ödüllü avukat Şirin Ebadi, Açılışta Avrupa Parlamentosu milletvekili ve Sol Grup Eş Başkanı Martin Schirdewan, Avrupa Parlamentosu milletvekili, Sosyalistler ve Demokratlar İlerici İttifakı’ndan Andreas Schieder ve Yeşiller/Avrupa Özgür İttifakı’ndan Leoluca Orlando de düşüncelerini dile getirmişti.

Haber yayına hazırlandığı sırada konferans devam ediyordu. HABER MERKEZİ