
KÜRT SİNEMASINA ELEŞTİREL BİR BAKIŞ (1)
Sanat dalları içinde Kürtlerin en fazla güçlük çektiği alanın sinema olduğu görülüyor. Sinema filmi bir yanıyla romana benzer: Olay ve olguları bir kurguya kavuşturmak, verilmek isteneni yan elemanlarca desteklemek, buna göre ışıktan renge, renkten kostüme, kostümden repliklere kadar daha birçok faktörü bir arada sanatsal ahenk içinde uyumlu hale getirip halkla buluşturmak henüz tam başarılmamıştır. Çabaların arttığı bu alanda, Kürt sanatçıların değişik sebeplerden ötürü zorlandıkları görülmektedir. Çağımızın en etkili sanat dalı olan sinema yapılmadıkça Kürt sanatı eksik kalacaktır. Bu alanda yaşanan sorunların aşılması için hem film çekimlerini teşvik etmek, destek sunmak hem de eleştirel mahiyette görüşlerle katkı sunmak hepimizin görevidir.
Bu yazı dizisi, şimdiye kadar çekilmiş filmlerin çarpıcı ortak yanları üzerinden Kürt sinemasını eleştiren görüşleri içerecektir. Kürt sinemacıların daha iyi ve güzel eserler vermesini isteyen her temeşavanın (izleyici) hakkı olan eleştirel görüş, aynı zamanda Kürt filmlerine sahip çıkmak olacaktır.
Bilindiği gibi Kürt sineması oluşum sürecindedir. Bu sürece kendi mecrasını bulma, kimliğini yaratma sürecin de diyebiliriz. Dolayısıyla Kürt sinemasının geleceğini belirleyecek bugünkü filmler, diğer sanat dallarında çıkan ürünlerden daha fazla değerlendirilmelidir. Kürt sinemasında yapılan ve yapılacak eserlere dönük eleştiri ile üretim paralel gidebilmelidir. Sinema eleştirmenleri olmazsa da bu işlerden anlayan ve ilgi duyan duyarlı herkes yine temeşevanlar görüş belirtebilmelidir. Sanatçılar da görüş almaya açık olabilmelidir. Bu yaklaşım, Kürt sinemasının gelişimi için film yapmak kadar değerli ve anlamlı olacaktır.
Kürt sineması yeni olduğu için hakkında söylenmiş çok fazla söz, yazılmış çok fazla eser de yoktur. Bu konuda şimdiye kadar yapılmış tek tük çalışmalarınsa eleştiriden ziyade var olanı kabullenen ve yeniden tanıtan değerlendirmeler muhtevasında kalmıştır. Bu yaklaşım, pozitif olmak, teşvik etmek, moral verip geliştirmek, izleyicinin dikkatini filmlere çekmek açısından yararlı olabilir. Bu yapıcı olma adına genelde başvurulan bir üslup olmaktadır. Bir noktaya kadar yararlı da olabilir. Ancak kanaatim odur ki sanat alanında pozitif olmak, güçlü eleştiri dilini kullanmaktan geçer. Çünkü sanata etkili eserlere yol açacak yapıcı destek unsuru eleştirel değerlendirmeler olduğu ispatlanmış.
Henüz oluşum sürecinde mi..?
Kürt sineması kapsamına giren filmleri eleştirmek için öncelikle Kürt sinemasının hem bir sanat dalı olarak durumunu hem de kazandığı düzeyin ne olduğunu objektif tespit etmeyi gerektirir. Birincisi; sanat dalı olarak Kürt sineması yenidir. İkincisi; varlığı itibarıyla da henüz oluşum sürecindedir. Özü itibarıyla her iki özellik bir biriyle sıkı ilişki içindedir. Ancak birincisiyle daha çok işin mesleki boyutunu ve tek tek filmleri, ikinci özelliğiyle de de sinema sanatı etrafında oluşan tüm yapıları kast etmekteyim.
Günümüz dünyasında sinemanın estetik, sanatsal, içerdiği konu ve hikayeler bakımından toplum ve hayatla kuruduğu problemli gerçeğine rağmen kazandığı düzeyle toplumu etkileyen bir sanat olmaya devam ediyor. ABD’nin dünyayı ve dünya sinemasını etkileyen, yönlendiren ve deyim yerindeyse hegemonyası altında tutan gerçeği sinema sanatının günümüz açısından hem önemli bir sorunu hem de vardığı düzeyi göstermesi açısından çarpıcı bir örnektir. Buna rağmen hemen hemen her halkın sineması kendi sınırları ve kültür sahası içinde belli bir etki gücüne kavuşmuştur. Her sanat alanında olduğu gibi sinema sanatı da kendi toplumunun sosyal, siyasal atmosferinden, sorunlarından etkilenerek, ve bazen de mevcut düzeyi etkileyerek ilerlemiştir.
Birçok ülkenin yaşadığı toplumsal sancıların kendisini en çok açığa vurduğu alan sinema sanatı olmuştur. Doğu sinemasından, Avrupa sinemasına kadar bunun somut örneklerini vermek mümkün. Bu çarpıcı gerçekliğe dayanarak Kürt sinemasını neden daha işin başındadır diyerek eleştire bilir miyiz? Hatta birçok toplumda belli bir gelişmeden sonra sinema bunalımı yaşanıyorken, sinema adı altında birçok değişik deneme de bulunuluyorken, Kürt sinemacıları neden daha işin başında sayılıyorlar? Bu kapsamdaki bir eleştiri yerinde bir eleştiri sayılır mı? Kürdistan’ın 20.yy’da maruz kaldığı sömürgeciliğin sınır tanımaz baskıları, yasakları göz önüne alınırsa her iki eleştiri içinde yanıtımız hayır olacaktır. Çünkü sanatın gelişmesi için sanatçının asgari de olsa çalışma koşullarına ihtiyacı vardır. Kürdistan’da sadece sinema değil diğer sanat dalları da (müzik hariç) yeni yeni şekillenmektedir. Bunun süren işgal, inkar ve sömürgecilikle direkt bağı olduğu bilinen bir husustur.
Kamerayı doğru yere tutmak
Şark Islahat Planı (1925) ile sömürgecilik, Kürtler adına ne varsa yok saydı. Bu planla birlikte bin yılların Kürt kültürü için “yok edilsin” emri verildi. Türkiye devleti bu işi öylesine vahşi, barbarca uyguladı ki Kürtleri öldürürken kullandığı cephane parasını dahi Kürtlerden alma kararları çıkardı. TC devleti bu süreçle beraber Kürt sanatını da yasakladı. Yüz yılların sanat değerlerini Türkleştirme politikasını devreye koydu. Sinema esasta 20.yy’da doğmuş bir sanattır. Böylece Kürt sineması diğer sanat dalları gibi 20.yy’ı, ülkesinin inkar edildiği imha edilip yok sayıldığı bir çağ olarak yaşamak mecburiyetinde bırakıldı. Bu sebeplerden kaynaklı Kürt sinema sanatı bir dal olarak diğer sanatlardan daha şansızdı. Diğer sanat dallarının en azından 20. yy. öncesi bir deneyimi vardı. Örneğin müzik, edebiyat gibi. Ne zaman ki Kürt özgürlük mücadelesi gelişti ve Kürt realitesi fiili olarak kabul ettirildi, Kürt sanatçılar belli oranda çalışma ortamına kavuşabildi. Bu ortam diğer dallar gibi sinemada da canlanmaya yol açtı. Bunun için Kürt sineması, 20.yyda dünya sinemasının çok gerisinde de değil, uzun bir dönem olmadığı için yeni başlamıştır.
Kürt filmleri kapsamında 20.yyda Sovyetlerdeki Kürtler içinde bazı denemelerin yapıldığını biliyoruz. Yine Yılmaz Güney, konusu ve kimi müzikleri Kürtçe olan Türkçe filmler çekmiştir. Sovyet alanındaki örnekler, Sovyetler Birliği’nin çok kültürlü yapısı içinde yapılmış az sayıdaki çalışmalardır. Kürt sineması için değil Sovyetlerin kültür politikası icabı yapılmıştır demek daha doğru olacaktır. Yılmaz Güney filmlerine de Kürt sineması demek zorlama bir görüş olacaktır. Kuşkusuz Yılmaz Güney, kimliğini özgür yaşayabilecek ve sanatını icra edebilecek uygun bir ortam bulabilseydi, Kürt sinemasına ciddi katkılar sunacaktı. Çünkü O, ulusal kimliğinin bilincinde devrimci bir kişilikti. Yılmaz Güney filmleri, neden ve hangi koşullardan dolayı Kürt sinemasının yapılamadığını göstermesi açısından çarpıcı veriler sunmaktadır.
Kürtlerin hem Kürdistan’da (halen ciddi tehlikeleri ve büyük zorlukları olsa da) hem de yurt dışında filmlerini kesintisiz yapmaya başladıkları dönem, kabaca 1990’lardan itibaren başlamıştır. 1990 öncesi yapılan çalışmaları, geçmiş dönemleri analiz etmeye katkı sunacak eserler olarak değerlendirmek daha doğru olacaktır. Demek ki Kürt sanatını engelleyen temel faktör sömürgeciliğin inkar, imha saldırıları olmuştur. Bu engellerin yarattığı tahripkar sonuçlardan kaynaklı, kurumsal tecrübe ve mesleki olanaklar bağlamında bir dönem daha sıkıntıların yaşanabileceğini öngörebiliriz. Ana hatları ile Kürt sinemasını eleştirirken gözetilecek özgün noktaları bu biçimde belirtmek mümkündür.
Bu özgün noktaları da gözeterek Kürt sinemasını nereden ve nasıl eleştirmeye başlamalıyız? Çekilmiş filmlere yönelteceğimiz eleştirilerin objektif olabilmesi için daha çok nelere dikkat etmeliyiz? Kürt sinemasının sahip olduğu kendine has durum, Kürt sinemasını, sinema sanatının genel düzeyini ve mesleki yetkinliğini ölçü alarak eleştiremeyeceğimizi göstermektedir.
Kürt sinemasına eleştirilerimizi, Kürt sinemasının yaşadığının farkında olup olmadığı noktasından başlata biliriz. Bununla; Kürt sinemasının Kürdistan gerçekliğini doğru tahlil edip etmediğini, kendisinin neden daha işin başında olduğu sorusuna yanıtının doyurucu olup olmadığını, belirtmek istiyorum. Bu noktayla bağlantılı, yapılan filmlerin Kürt ve Kürdistan gerçeğini ne kadar yansıttıkları hususunun ele alınarak eleştiri yapılmasının gerektiğine inanıyorum. Çünkü set olarak kullandığı toprakların gerçeğini, film ekibini oluşturduğu insanların, ele aldığı toplumun her alandaki sorunlarını doğru ve yeterli tanımlayamamış sinema, kendi kimliğini yaratamaz. Kürt sinemasının öncelikle ışığı ve kamerayı doğru yere, olaya ve kişiye tutup tutmadığı önemlidir. Dolayısıyla Kürt filminin her şeyden önce demokratik ulus kültürünün bir öğesi olarak nerede durduğunu sorgulayan eleştiri yönteminin doğru olacağını, ilk eleştiri noktasının bu olması gerektiğini belirtmek mümkündür.
Kürdistan yerelliğin anahtarıdır
Kürt sineması bir benzeri daha olmayan bir sinemadır. Çünkü Kürtlerin ve Kürdistan’ın bir benzeri daha yoktur. Sadece sinemada değil tüm sanatlarda evrenselliğin kapsını açan yerellik anahtarıdır. Bu sanatın ait olduğu halkın ve ülkenin gerçekliği içinde doğmak ve şekillenmek zorunda olması ilkesi gereğidir.
Kürtler 20.yy’ın son çeyreğini direniş içinde yaşadılar. Bu direniş sayesinde tanınmayan ve yok sayılan bir halk ve ülkeden günümüzün gerçekliğine ulaşılmıştır. Doğaldır ki Kürt sanatı ve sineması ait olduğu halkın gerçeğini yansıttığı oranda kimlik kazanacaktır. Bunun için öncelikle Kürt sinemasının Kürt halkının yaşadığı gelişme momentumuyla paralel hareket edip etmediğine bakmak gerekecektir. Kürtler halk olarak neye karşı durdu, direndi, neleri reddetti, neyi nasıl ve hangi yöntemlerle değiştirdi? Kürt sinemasını eleştirmek için sanatın konusu olan toplumsal sorunlar, talepler ve değişim gibi temel hususların, Kürt sinemasına yansıyıp yansımadığına bakmamızı gerektirir. Çünkü Kürt sanat eserini eleştirirken esas alınacak bir yöntemde, Kürt halkının yaşadığı gelişme düzeyini, bu düzeyi ortaya çıkaran öncülüğün, sanata yaraşır tarzda yansıtılıp yansıtılmadığı olacaktır.
Şimdiye kadar yapılmış filmlerde göze çarpan ilk ortak eksiklik, filmlerin ezici bir bölümünün, hiçbir sorunu olmayan bir halkın sinemasıymış gibi bir anlayış içinde olduklarıdır. Bu Kürt sinemasının gerçekçi hareket etmediğini, halk ve ülke gerçekliğini objektif değerlendiremediğini, hayati olan bu noktalarda yanılgılar içinde olduğunu gösterir. Bu da kendi toplumu ve yaşadıkları ile bir yabancılaşma durumunu göstertedir. Gerçeğe gözlerini bu kadar kapatarak ya da gerçeği bu kadar tersinden okuyarak gelişecek sinema ürünleri elbette hep bir problem taşıyacaktır. Oysa sinema en fazla hayatın içinde olan, ona bakabilen, baktırabilen güçlü bir göz demektir. Bu yaklaşımı ‘henüz rotasına tam girmemiş olmak’ cümlesi ile özetleyebiliriz.
Değişimi, dönüşümü veremiyor
Bu konuda tek tek film kritikleri yaparak örnekler vermek mümkündür. Ancak film sayısı az olduğu için bir genelleme yapmak daha uygun düşecektir. Ana hatları ile belirtirsek; Kuzey Kürdistanlı sinemacıların çektiği filmlerde kültürel kimlik sorunları olduğu rahatlıkla görülmektedir. Bu bir sanat eserinde Kürtleri ayrı bir halk olarak kendi kimliği ile olması gereken kültürel rengi içinde yansıtamamaktır. Halktaki değişimi dönüşümü tam olarak verememektir. Halen ürkek, çekingen, kendisini duyuramayan bir üslup ve ruh hali hakimdir. Bu sömürgeciliğin Kürt insanında olduğu kadar en fazla da sanatçısında yarattığı ruh halinin sanattaki dışa vurumudur. Kendisini küçük gören, kendisinden kaçan ruh hali bu gün Kürt sinemasının bazı ürünlerinde kendi gerçeği ile uçurumlar yaratan, sanatçıyı ve ürününü kendi gerçeğinin uzağına düşüren bir sonuç ortaya çıkarmıştır.
Güney Kürdistanlı sanatçılar eserlerinde kendilerini özgürleşmiş, hiçbir sorunları kalmamış duygusu ve düşüncesi içinde ifade edebilmektedirler. Bu baştan ulusal düşünmemek, sorumlu davranmamak demek olduğu için bu sahadaki filmler eksik ve yanlış mesajlar sunmaktadır. Geçmişten kopuklar ve gelecek perspektifleri çok zayıf olmaktadır. Kültürel kimlik ve dil sorunları ciddi olmayan doğu Kürdistanlı sinemacılarsa, kurtuluş için “ABD’nin İran’ı işgal etmesini” öneriyorlar. Yurtdışıdaki Kürt sinemacıların önemli bir bölümü “göçmenlik sorunlarıyla” meşguldürler denebilir. Yurt dışındaki Kürt sanatçıların filmleri ülkeden kopmuş olma gerçeğini sorgulatan, neden bir halkın bu kadar sistem kıskacında tutulduğunu sorgulatan bir dili bulunmamaktadır. Yanlış bir tanımlama olarak diaspora filmleri de denilen bu çalışmaların en fazla bu noktalar üzerinden Kürtleri kendi ülkelerine dönüşe teşvik etmeye çaba göstermesi lazımken, tam tersi bir durum yaşanabilmektedir. Bu eksendeki göç, toprağını, geçmişini, ana ve atalarını unutarak belirsiz ve nereye savrulacağı belli olmayan acılı bir yaşam gerçeği iken burada yapılan sinema bu gerçeği değiştirmeye hizmet etmezse sanatsal, ahlaki ve yaşamsal olarak sorunlu olmaya devam edecektir.
Dile getirdiğim bu sinema çalışmalarının her birini kendi özgülünde ayrı ayrı değerlendirmek gerekir. Ancak toplamda çıkan sonuç, Kürt sinemasında bilinçli bilinçsiz özgür Kürt kişiliğini, kültürünü işleyip başkarakter yapmaktan uzak duran bir yaklaşımın olduğudur. Bunun anlamı Kürt demokratik gelişimini besleyememe, onu yansıtamama demektir. Bu da sinemanın halkın hem mevcut algı ve örgütleme düzeyinin hem de geleceğe dönük ütopyalarının gerisine düşmesine yol açmaktadır. Daha açık bir ifade ile Kürt filmlerinde “yarın” ya yoktur ya çok belirsizdir ya da ülke dışına çıkmaktır. Bunun da sebebi sanatçının dünya bakış açısının problemli oluşudur. Kürt sinemacılarının yanlış, eksik politik tutumların etkisinde olmaları da bunda sebeptir.
Sanat ve politik yaklaşım
Yapılan sinema filmlerinden çıkarılacak en önemli sonuçlardan biri de Kürt filmlerini çeken sanatçıların aşırı politik tutumlarının filmlerini çok etkiledikleri noktasıdır. Kuşkusuz politikayı “toplumsal işleri en iyi yapmak” olarak ele alırsak dünyanın en politik insanları sanatçılardır. Ve sanatçının politik tercihini yapması kadar doğru ve haklı başka bir tutum daha olamaz. Çünkü her sanatçı eserinde mesajını politik çizgisine göre verir. Kurgu olgusu da tıpkı senaryo gibi esasta ideolojik politik düşüncenin eseridir.
Olay ve olgulara her hangi bir ideolojiye dayanarak bakmayan tek bir insan yoktur. Çünkü politik olmak demek bir insanın bilinçli tercih yapması demektir. Dolayısıyla Kürt sinemacıların çok politik olması en doğru yaklaşım olmaktadır. Ancak üzülerek belirtmek gerekir ki Kürt sinemacıların politik tutumları Kürtleri inkar eden sistemle direnen Kürt özgürlük çizgisi arasında bir yerde kalmaktan tam kurtulamamanın politikliğini ifade etmektedir. Bu arada kalma tutumu, ideolojik bir yaklaşıma dayandığı için filmi kaygılı, ürkek, belirsizlik içinde bırakmakta ve toplamda filmin Kürtleşmesini engelleyebilmektedir. Ve film ağırlıkta tarafsızmış gibi durarak siteme daha çok hizmet edebilmektedir.
Dikkat edilirse çekilen filmlerde cesaretle özgür Kürt kimliği ve Kürt kimliğinin düşmanı sömürgecilik Kürt izleyicide “ox” dedirtecek düzeyde işlenememiştir. Bu yaklaşım Kürt sinemasının rotasında hızla ilerlemesini de engellemektedir. Ve aynı zamanda kimliğini bulmasını geciktirmektedir. Bu yanlış düzeltilmezse Kürt sineması yanlış bir kimlikle biçimlenmekten kurtulamayacaktır. Son dile getirmeye çalıştığımız politik tutum meselesi hassas bir konu olduğu için yanlış anlaşılmaya mahal vermemek için konuyu biraz daha anlaşılır kılmakta yarar var.
Dünya sinemasında Kürtler yoktur
Bilindiği gibi Kürt halk kimliği uluslararası sistemin isteği ve onayı, Kürdistan’ı sömürgeleştiren dört devlettin pratik uygulamaları ile inkar edilmiş, hakkında yok edilme kararı verilmiştir. Devam eden bu vahşiliğe karşı Kürtler direnç gösterince “eşkıya, şaki, terörist” olarak adlandırılmıştır. Bu direniş boyutlanınca uluslararası sistemin tüm mekanizmaları çalıştırılır ve Kürtler, tehlikeli ve suçlu sayılmaya başlanır. Kürtlere her şey yapılır ve kimse ses çıkarmaz. Kürtler bir halk olmaktan doğan haklarını isteyince “suçlu, ayıp, günah işlemiş” gibi damgalanır. Kürtler 21.yy’da bile “kuralara göre” öldürülebilmektedir. Kürtler kendilerini savunmaya başlayınca “katil” sayılır ve böyle damgalanırlar. Böyle bir dünyada değil Kürt sanatçısı gibi iş yapmak, sıradan bir Kürt olarak yaşamaya çalışmak bile dünyanın en zor işi olmaktadır. Adı konulmasa da ve açıktan ifade edilmese de egemen sistemin en politik olduğu konuların başında Kürtler ve Kürdistan meselesi gelmektedir. Bu uygulamaların Kürt sanatçılarını etkilediğini belirtmek mümkündür. Buna en çarpıcı örnek, hayvan haklarının bile güvenceye alındığı Avrupa’da Kürtlerin terörist sayılmasına rağmen, halen Avrupa sistemi gözü ve aklı ile Kürt halkının onurlu mücadelesine yaklaşan kimi Kürt sanatçıların olmasıdır.
Kısacası Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın deyimi ile bu sistem içinde “Kürt olmak demek öz vatanı olmayan, hiç para etmeyen, parasız kalmakla özdeş olan, yoğunca işsiz kalan, her ücrete çalışan, sürekli yaşam kavgası veren, kültürel ihtiyacını unutan, NAN’sız kalan topluluk kalıntısı benzeri bir şey olmak demektir.” Kürt sinemasında politik tutum tam da bu noktada devreye girmekte ve bu çok zorlu koşullarda politik tercihini net yapamamaktadır. Kürt sinemacısı herkes gibi film yapabileceğine inanmaktadır. Bilindiği gibi kapitalist modernite sisteminin en çok denetimine aldığı sanat sinemadır. Dünya siyaseti gibi sinemasında da Kürtler yoktur. Hakim sinemada olumlu olumsuz birçok halk ifade edilmiştir. Her halk kendi sineması yoluyla kültürlerine belli değerler de eklemiştir. Geçmişlerini işleyerek hafıza tazelemişlerdir. Kürtlerin en çok konu edildiği sinema Türk sinemasıdır. Bu sinemada da Kürtler “katil, şaki, terörist, geri, hizmetçi, mafya, oturup kalkmasını bilmeyen, Türkleştikçe adamdan sayılan vb…” minvalde işlenmiştir. İşte Kürt sineması bu saldırıyı aşmakla yükümlüyken bundan kaçıyor, taklitçiliği esas alarak film yapmaya çalışıyor. Buda Kürt insanını olumlu olumsuz yönleri ile konu ederek güç vermesini engelliyor. DEVAM EDECEK
CİHAN EREN