MİT müsteşarı Hakan Fidan istifa etti. Neden?
Kendi ifadesine göre, "milletvekili aday adayı olmak için."
Arınç'ın ifadesine göre, "Fidan Dışişleri Bakanı olmak için istifa etti…"
Nazlı Ilıcak'ın haklı itirazına göre, "Bakan olmak için istifa etmesine gerek yoktu, ''dışarıdan'' Dışişleri Bakanı yapılabilirdi, demek ki, Fidan Başbakan olacak..."
Bu "yorumların" ömrü bir gün bile sürmedi.
Cumhurbaşkanı, yalnız kesin bir dille Hakan Fidan'ın istifasına itiraz ettiğini açıklamakla kalmadı, aynı zamanda Fidan'ın kendisine "yorulduğunu" söylediğini de vurguladı.
Buna göre Fidan, "MİT Müsteşarlığı bana hafif geldi, ben daha ağır bir iş, örneğin Dışişleri Bakanlığı ya da Başbakanlık isterim" dememiş. "Yoruldum" demiş.
İster böyle demiş olsun, ister dememiş de Erdoğan bunu böyle demiş olsun, sonuç değişmez. Hakan Fidan'ın yeni kurulacak bir hükümette herhangi bir "yorgun olmayan", dinç, enerjik, çevik, atletik rol oynama imkanı elinden alınmış bulunuyor. (Erdoğan, başbakan onu atasa da, kendisinin onaylayacağı ya da onaylamayacağı lafını boşa etmedi...) "Yorgun" adamdan bakan, hele başbakan mı olurmuş; bu "bakanlık ya da başbakanlık sırt üstü yatma yeri" mi?
O halde ne oluyor?
Olanın ne olduğunu anlamak için, Fidan'ın kim olduğunu hatırlamak iyi olur. Hakan Fidan, ordunun, jandarmanın ve polisin "istihbarat" işlerini de kendi elinde toplamış olan Türkiye'nin en "bilgili" insanıdır. Türkiye'de "ne olup bitiğini" de, "Türkiye'ye ne olup biteceğini" de bir tek o her yönüyle bilir. Fidan, MİT'i "iç istihbarat"tan "dış istihbarata" yönlendirdiği için, şu ünlü "dış mihrakların" AKP hükümetine karşı perspektif planları hakkında da herkesten daha fazla haberlidir. Ve eklemek gerekir ki, bu haberli oluş, onun geleceği ile ilgili haberleri de kapsar. (İsrail'in ona karşı tutumunu hatırlayın...)
Büyük olasılıkla Fidan, şu üç temel meselede Erdoğan'ın "yükünü taşımaktan yorgun düşmüştür."
Birincisi; çözüm sürecinde Erdoğan tarzı "treni sallama" onun enerjisini emip, tüketmiş olmalıdır. PKK Önderi Fidan'ın çözüm konusunda güvenilir bir figür olduğunu söylese de Erdoğan bu güvenilirliği hiçe indiren bir tarzı sürdürmekte.
İkincisi; Suriye ve Mısır politikasının da Erdoğan tarzıyla taşınması artık mümkün olmaktan çıkmıştır. Kobanê'de YPG-YPJ zaferinden sonra, Suriye-Mısır politikasını Herkül olsa taşıyamaz.
Üçüncüsü; ABD'nin açıkça desteği altında çalışan Cemaat'i "terör örgütü" ilan ederek her türlü uzlaşma imkanını (ki Arınç bundan birçok kere umutla söz etmişti) yok eden Erdoğan'cı "paralelle kutsal savaş" yükü Fidan'ı "yormuştur".
Bu üç faktöre, onun alanı dışında kalan "Merkez Bankası" ile kavga, TÜSİAD'la, TOBB ile hırlaşma, Koç'u cezalandırma, Doğan Holdingi vurma, Asya Bank'ı polisle basma işleri de eklenince, bu yükü, dünyayı sırtında taşıyan Atlas bile kaldıramaz.
Yorgunluk, benim kanıma göre, "cepheyi terketme" adımıdır. Mehmet Metiner, "Bedir savaşında zafer lidere itaat, Uhud savaşında hezimet ise lidere itaatsizlik ve mevziyi terketmek yüzünden oldu" diyerek durumu en "galiz" şekilde ifade etmiştir.
Ortada bir "itaatsizlik" ve "mevziyi terk" durumu var.
Şu tuhaf "rastlantıya" bakınız: 7 Şubat'ta MİT Müsteşarı "mevziyi" "yorgunluk" nedeniyle terk ediyor; aynı gün, yani 7 Şubat'ta Merkez Bankası Başkanı da, "Merkez Bankası lojmanını" çocuklarının mektebine "uzaklık" yüzünden boşaltıyor...
AKP hükümetinde ekonominin ve istihbaratın beyninde "infarkt" var; damarları pıhtı tıkadı. AKP kamyonunun freni patlamıştı. Şimdi yolu gösteren "farları" da söndü.
Erdoğan ve çevresi için tehlike büyüdü ve "sorumsuz şoför" "karanlığa kalmadan" hedefe varmak için gaza çok daha hesapsız basacak...
Onu durdurmak herkesin, Türkiye'nin çıkarınadır. Ve bunu yalnızca barajı aşan HDP yapabilir.
O nedenle "neden HDP risk alıyor" sorusunu sorana "risk yok" demek yerine, şunu demeliyiz: "HDP barajın altında kalma riskini sizin için alıyor, çünkü herkes az sonra freni patlak, farları sönük kamyonun altında kalacak... Ve... Kamyon da hurdaya dönecek..."