İkilinin dünya ve -inanıyorlarsa eğer- ahiret görüşleri aynıydı. Kürt düşmanlığı, ortak inançta tek paydaydı. Bu paydada buluşup bütünleşiyor, kardeşçe dayanışıyor, suç ortaklığı yapıyorlardı.
Suriye sınır boyları IŞİD’in barınağı, eğitim ve sevkiyat kuşağı, İstanbul’un lüks otelleri, Suriye'yi soyan, talan eden, insan kesen, tecavüzcü "emirlerin" beyinsel antreman merkezi, eğlenme arenalarıydı.
Dünyanın çeşitli yerlerinden getirilen cellat adayları, topluca sevkiyat için, burada toplanıyor, İstanbul’daki sokak faaliyetleri, toplu namaz kılma gösterileri, Türk medyasına da sıçrıyordu.
"Derin devlet opersyonu" denilen olay ve durumlar, suç ile utançların gizli tutulmasıydı. 1990’larda Mafyanın devlet imdadına çağrılması, uyuşturucu kaçakçılığı, cinayet ve katliamlar…
2000 yılına kadar, Türk gladyosuna tetikçi tedarik eden Türk tipi Hizbullah, Kürdistan’daki yoksullar arasında, onların hesabına kiralık katil adayları devşiriyordu.
Ankara’da, Hacı Bayram Camii semti, IŞİD’in en önemli asker toplama ve toparlanma merkezlerinden biriydi. Gazeteciler, ta Avrupa, Amerika'dan geliyor, burada IŞİD’in katil adaylarıyla röportaj yapıyorlardı.
Talan ve tahribe uğramış, yoksulluğa esir edilmiş Kürdistan’ın pek çok yerinde, mesela Adıyaman, Batman, Bingöl, Diyarbakır’da kendi halkının katili olmayı kabul edecek ekmeğe muhtaç Kürt gençleri avlanıp, kiralanmaya çalışılıyordu.
Adıyaman, keşfedilmiş bir yoksulluk bataklığıydı. IŞİD’in buradaki üssü, camii ve çayhanesiyle gümbür gümbür, iki katlı binaydı.
Şehirde hiç bir şeyin gizlisi, saklısı yoktu. Mangalar, gözler önünde sevk ediliyordu. Oradan geçen insanlar, durup veda törenini seyrediyorlardı. Bunu herkes görüyor, polis görmüyordu. Gencecik çocuklardan katliamcı, gülüp halay çeken gencecik insanların katili yaratılırken devlet kör ve sağırdı.
Kaçırılmış, parayla kandırılmış çocuğunu arayanlar, IŞİD üssüne koşuyor, izini tesbit eden, aradığını bulan, bundan sonra, kurtarıcı diye polise yalvarıp yardım diliyor, "biz karışmayız" cevabıyla kalakalıyorlardı.
Çünkü, o katiller, özgürlüklerini postal altından kurtarma savaşı veren, Kürtleri öldürmeye gidiyorlardı. Ne diyordu, yer yüzündeki bütün Kürtlerin yeminli düşmanı, Faşist?
"Bize neye mal olursa olsun, Kürt oluşumuna izin vermeyeceğiz."
Bir tek Kürdün, bir yudumcuk özgürlüğüne bile tahamül yoktu. Bu nedenle, IŞİD vekaletle Kürt öldürme karşılığında barındırılıp yediriliyor, içiriliyor, hastasına şifa, yaralısına tedavi hizmeti veriliyordu.
İçeride de, "demokrasi var" oyununa katılıp, "siyaset yapma" müsameresinde belediye başkanı, kendisine yakın partide yöneticisi seçilmiş, üye olmuş Kürtler avlanıp, hapishanelere dolduruluyor, Kürt şehir, kasaba ve köyleri kuşatılıp bombalanıyor, insanlar günler boyu aç, sussuz, karanlıkta tutuluyor, açlıktan bunalıp ekmek aramaya çıkan çocukların, kapı eşiğinde görünen ihtiyarların kafasına nişan alınıyor, katledilmişlerin gömülmesi de yasak olduğu için, çocukların ölü bedenleri çürüyüp dökülmesin diye soğutucularda saklanıyordu.
IŞİD’çiler, bu amansız düşmanlarının Suriye'deki akrabalarını öldürüyor, kadınlarına tecavüz ediyor, onların esir pazarlarında satıyor, fırsatını bulunca içerdekileri de katlediyorlardı.
Bu hallerdeydi, insanlık ve onun için, IŞİD her türlü himayeye mashar dost ve kardeşti.
IŞİD, 10 Ekim 2015 tarihinde, miting için Ankara Garı'nda toplananlar arasında, katliama çıktığında, koruyucuları, telaş içinde izlerini örtmeye çabaladılar.
Katil anında belli olduğu halde, adlandırmadılar. İki ayda 30 tanesi çocuk, 108 tane sivil masum insan katleden, herhangi bir suç izi, tutarlı kanıt olmadığı halde, "makul şüphe üzerine" insan tutuklayan, yayımlanmamış kitap nedeniyle yazar hapseden, seçilmiş Kürtleri yerlerde sürükleyen, evlerini darmadağn edip kıran, döken rejimin şefleri birden bire hukuka "saygı"dan bahsediyordu:
"Kanıt olmadan IŞİD’i suçlayamayı" IŞİD’de toz kondurmuyorlardı. Oysa, dostu korumadan çok, beladan sakınma güdüsünün dışa vurumuydu.
Katile katil dediği takdirde, onu kızdırıp, can havlıyla suç ortaklığını deşifre etmesine sebebiyet verebilirdi.
Çünkü, ikili bir arada, tepeden tırnağa kadar kirliydi. Kir aralandığı takdirde, altından silah sevkiyatı, personal aktarımı, katliamcı, katil ihracatı belirebilirdi.
Dahası Suriye'ye ilk vuruş olan Hama katliamı…
Hama'da, bir gecede 250 kadar Suriye polis ve askerini katleden kimdi? Nereden gelmişlerdi?
Bütün bunların kanıtları, mazallah kimilerinin uluslararası suç mahkemesini boylaması için yeterliydi…
Ve o kimileri, günler boyu kafa kafaya verip, Ankara Katliamı katillerini örtüp, saklamaya yaracak, yalan şalı aradılar. Ama katillerin yüzü o kadar belirgin, kan damlayan o kadar barizdi ki, "IŞİD katil değil" diyemediler. Katlin saklanamayan yüzüne sessiz kaldılar.
Ceylanpınar'da, iki polisin karanlıkta, karanlık biçimde öldürülmesini bahane edip Kürtlere topyekün savaş açan, Kürt bebeklerini, ihtiyar ve kadınlarını da katledenler, IŞİD’e karşı mislleme ya da "angajman kuralları"ndan bahsedemiyorlardı. Dilleri tutulmuş gibi şaşkın yüzle, suskun kaldılar.
Ne de olsa IŞİD, kimilerinin, insanı kan göllerinde saddet arama yoldaşı, esirgenen din kardeşiydi. Kan göllerinde yüzerek saddet arayanlar, şimdi can derdinde. Görünen bu…