‘Kalem yazmayınca kılıç kesmez" derler.
Geçmişte olduğu gibi AKP devrinde de ırkçı-imhacı faşist zihniyetin kanlı katliamları ile karşı karşıyayız. Halka karşı topyekün bir saldırıya geçen katil çeteleri kana doymuyor. AKP çetesinin kalamşörlerinin dili bile insan olanı utandırıyor ve midesini bulandırıyor.
"Temizlendi, süpürüldü, ölü ele geçirildi, işte leşleri..." gibi salyalarını akıtarak, en alçakça hakaretlerle Kürt katliamı meşrulaştırılıyor. Katledilen kadın ve erkek gerillaların ya da sivillerin cenazeleri çırılçıplak, kan deryası içinde fotoğraflanıp yayınlanıyor. Bölgeye hiç bir gazeteci sokulmadığına göre bu fotoğrafları polis kendisi çekip el altından yayınlıyor-yayınlatıyor. Halka gözdağı vermenin utanmazca ve küstahça bir yolu da budur. Bunları yapan tetikçiler şefleri olan uzun adamı, uzun adam da bu maşalarını çok seviyormuş. Tencere yuvarlanıp kapağını bulmuş. Hep birlikte tencerelerine kanımızı doldurup içiyorlar. Bu vahşi katliamcı-soykırımcı çeteye destek veren, kışkırtan ve suç delillerini yok edip aklayan, kalemlerinden kan damlayan bir kalem erbabı var. Bunların görevi katilleri, canileri kahraman ilan etmek ve katliamları gizlemektir. Bu nedenle de gerçekleri söyleyenlere düşmandırlar.
Yakın geçmişteki akademisyenler bildirisine karşı aşırı düşmanca tepkileri ve akademisyenleri yaka paça atmak, zindana doldurmak ve susturmak girişimleri boşuna değildir. Çünkü bir mum bile zifiri karanlığın ağır ve kalın perdesini aralamaya, delip geçmeye yeter. "Bir tek siyah kuğu, bütün kuğular beyazdır" iddiasını çökertmek için yeterlidir. Erdoğan ve AKP çetesinin kanlı katliamlarını, alçak ve vahşi saldırılarını kahramanlık olarak gösterenlere karşı akademisyenlerin bir tek cümlesi bile yeterli olmuştur. Kızgınlıkları ve vahşetleri de bunu gösteriyor.
AKP çetesinin akla mantığa sığmayan, gözü dönmüş bir Kürt düşmanlığı ve inkarcılığı içine girmesinin arkasında bir korku ve panik var. Dün Dersim katliamını sözüm ona eleştirenlerin, bugün Dersim katliamını gölgede bırakacak olan bir katliam-soykırım çabası içinde olması dikkati çekiyor. Irkçı-faşist çeteler geçmişte kazanacaklarından emin oldukları için hep "Son teröristler, terörist artıkları.." vb. sözler kullanırdı. Ancak özellikle Rojava Devriminde zirveye çıkan direnişin zaferi, Kürdistan halkını ve bütün ezilenleri birleştirmesi yüreklerine kara bir leke gibi düştü. Bu yara hergün daha da büyüyor.
Bu nedenle Erdoğan "Süreç müreç yok, masa yok, müzakere yok" deyip imha savaşının fitilini tutuşturdu. Seçimlerden önce başlayan kanlı saldırılar, seçimleri de kaybedince tavan yaptı. Suruç ve Ankara katliamlarını Cizre, Nusaybin, Silvan, Sur, Gever başta olmak üzere sivil halka karşı bir soykırımlar dizisi takip ediyor.
Bu kanlı savaş sürdükçe hepimizin üstüne kan sıçrıyor.
Hepimiz de kan içindeyiz.
Erdoğan ve AKP çetesi ayakta kalmanın tek yolu olarak kan dökmeyi tercih etmiş bulunuyor. Her geçen gün daha fazla kan dökerek diktasını sürdürebileceğini sanıyor.
Katliam ortamında, kimimizin parmağı, eli, kolu, ayağı kana bulanmış. Kimimiz de boğazımıza kadar kana batmış durumdayız. Bu durumdan memnun olan vampir çetelerine karşı yükselen direniş tek çözüm yoludur.
Cizre'nin fethi kutlamaları yapan alçaklar sürüsü oradan nasıl geri geleceklerini, ya da gelip gelemeyeceklerini de düşünsünler. Sivil halka karşı zafer kazandığını ilan ederek vahşileşenlerin burnundan fitil fitil getirilir.
Hiç bir halk zalimleri unutmamış ve affetmemiştir.