Zeki AKIL

AKP tüm varlığını savaşa bağlamış durumda. 2015 seçimini savaş ortamında yaptı. Şiddet ve katliamlar eşliğinde ancak iktidarı gasp edebildi. Belediyelere el koydu. Tüm yasal hakları yok saydı. Binlerce insanı zindanlara doldurdu. Legal alanda dahi insanların nefes almalarına izin vermemek için yasaları bir tarafa attı. Ardından darbe ve kumpaslar, OHAL geldi. Tüm Türkiye’de darbe hukuku boy verdi.

Erdoğan referandumu gerekçe yapıp Güney Kürdistan’a saldırıp Kerkük ve diğer bölgeleri hedeflediler. Güney Kürdistan’ı zayıflatıp ardından Efrîn’e işgal saldırıları başlattılar. Savaşı sürdürebilmek ve iktidarda kalmak için baskın seçim kararı aldılar. Türkiye ağır bir ekonomik krize doğru gidiyordu. Hükümet giderek güç ve itibar yitiriyordu. Normal zamanda seçim yapılsa kazanma şansları kalmıyordu. Bunun için baskın seçim oyununa başvurdular. Buna rağmen seçimi kazanmaları yine garanti değildi. Zaman ilerledikçe AKP’nin durumunun daha da zayıfladığı, MHP ile ittifakının yük olmaktan öte bir katkısının olmadığı anlaşıldı. Bunun için yeni bir savaşa ihtiyaç vardı. O hedef hep hazır, el altında bekletiliyordu. Kandil’e operasyon kartı oyuna sürüldü.

Türkiye devleti Ortadoğu’daki krizden savaşla güçlü çıkmak, Lozan’ı restore etmek için hamle yaptı. ABD ve Rusya’nın krizi çözemediğini, bölge devletlerinin de hem zayıf düştüğünü hem de demokratik bir hedeflerinin olmadığını iyi gördü. Krizi derinleştirerek, savaşı Kürdistan’a yayarak etkinlik kurmak ve kaskatı ulus devlet yapısını korumak için pozisyon aldı. Ortadoğu’da ve uluslararası tüm ilişki ve kurumlarda Kürt karşıtlığında öncülük yaptı. Türk yöneticileri siyasal yolları tıkadı ve ulus devlette esneme yapmamak için Hitler tarzı bir faşizmi Erdoğan şahsında topluma dayattılar. 24 Haziran seçimleri Hitler’i topluma onaylatma ve savaşı tırmandırma dışında başka bir anlama gelmemektedir.

Kürt halkı Kandil’e saldırı ve varlığına kastedilmesine razı olamaz. Bunun için seçimlere güçlü hazırlanma ve sürece asılmak zorundadır. Seçimlerden yararlanarak seferberlik havasında toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya, kendisini yeniden örgütlemeye çalışmalıdır. Erdoğan’ın cesaret alıp Efrîn’e ve Kandil’e saldırması toplumun sessizliğe gömülmesindedir. Kitleler serihildana kalkarken, siyasete dinamik dahil olurken Erdoğan bunları yapamıyordu. Kitle eylemlerini bastırdıktan ve örgütlerini dağıttıktan sonra daha fazla saldırganlaştı. Faşist saldırganları durduracak yegâne yol güçtür. Gücün kaynağı da halktır. Bunun için halka gitmek ve tehlikeyi kavratmak gerekiyor. Korkunun ecele faydası yoktur. Halk harekete geçmedikçe faşizm geri adım atmaz. Meydanı boş buldukça daha fazla saldırganlaşır.

Güney Kürdistan’da da KDP ve Türk işgalcileri halkın harekete geçmemesi için tüm yollara başvurmaktadırlar. Halbuki Güney’de güçlü bir yurtseverlik var. Uzun yıllara dayanan bir direniş geleneği var. Ancak KDP bunun içini boşaltmaya, işgalcilere kapıları açmaya çalışmaktadır. KDP bunu yapmak zorunda değildir. En azından rahatsızlığını açığa vurabilir, halkın gösteri ve protesto hakkını saygılı yaklaşabilir. Hiçbir halk topraklarının düşman güçler tarafından bombalanmasına ve işgaline onay vermez, bırakın geçsinler demez.

Seçimleri savaşı sürdürmek için aceleyle öne aldılar. Kandil savaşı da seçimi kazanmak için bir bastırma ve propaganda aracına dönüştürülecek. İktidar savaşsız ayakta kalamıyor. Savaş dört parçada Kürtlerin tüm kazanımlarını ve halk olarak varlıklarını hedef almaktadır. Tehlike büyüktür. Bunun için başta Kürt halkı ve Türkiye’nin tüm demokrasi güçleri ayağa kalkmalıdır. Oyalanma zamanı değildir. İşgal ve faşizme dur demenin zamanıdır.