Savaş “iç hatlara” doğru yayılarak genişliyor.
Savaşı “dış hatlara” (Irak’a ve Suriye’ye) yığarak sonuç alacağını düşünen iktidar, “iç hatlara yıkılmış olan” savaşın şokunu yaşıyor. Erdoğan “kontrol bende” dese de, CHP Genel Başkanı Kılçdaroğlu, “Gelişmelerin Erdoğan’ın kontrolünde olmadığını” söylüyor. Doğrusu, durum da Kılıçdaroğlu’nu doğruluyor.
Kontrol kaybedildikçe hem iktidara dönük eleştiriler sertleşiyor hem de MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin de “tek çare” diye çırpındığı “Kandil’e bayrak dikmek” gibi sert dayatmalar gündemleşiyor.
“Terörle mücadele” konusunda Hükümete verdiği destekten ötürü Erdoğan’dan “teşekkür” alan Bahçeli, bu kez “Eğer yapacak bir şey varsa, bayrak dikmekle siz orada terörü durduramazsınız. Kandil senin ülkenin sınırları içinde değil. Bayrağı dikmişsin, terör mü bitecek? Böyle saçmalık olur mu?” karşılığını alıyor…
* * *
Bu yanıt İktidarın (en azından şimdilik) “Kandil seçeneğine” sıcak bakmadığını gösteriyor.
Bu sonuç Genelkurmay Başkanı Necdet Özel’in; “devlet kararı olması, ABD’nin ikna edilmesi ve muhtemel ağır kayıplara karşı kamuoyunun hazırlıklı olması” şartlarıyla bir arada düşünüldüğünde “Kandil’e bayrak seçeneği” daha da zayıflamış oluyor.
Artık “devlet-iktidar” yapısından ayrı düşünülmeyen “Cemaat” ve ona yakın çevrelerin de, “Kandil’e müdahale” durumunda, “Kürt meselesinin çözümünün kuvvetle olması gerektiğini güçlendirmiş olursunuz (…) Kandil’e büyük bir operasyon Kürt katliamı gibi görünür.” (Bkz. Hüseyin Gülerce/ Zaman Gazetesi) biçiminde düşünüyor olması bu “seçeneği” gündemden düşürmese de daha gerilere itmiş oluyor…
* * *
Öyle anlaşılıyor ki MHP dışında “Kandil’e bayrak dikme” hevesinde olan, böylece sorunun biteceğini varsayan başka da kimseler yok…
Devlet ve ilişkili birimlerin genel görüşü, “Kandil’e müdahale koşulları yok, şartları son derece ağır. Devlet kararı, ABD onayı, açık kamuoyu desteği şu, bu gerekiyor. Ayrıca girilse bile çözüm olmayacak, terör bitmeyecek…” biçiminde özetlenebilir. 
İktidar- Asker- Cemaat üçlüsünün “Kandil seçeneği” konusunda paralel düşünüyor olması ve “Kandil’e bayrak dikmeyi” çözüm seçenekleri arasında saymaması olumlu görülebilir. 
Ancak hepsi bu… Hiç biri çözüm düşünmüyor ve önermiyor...
Bahçeli’ye, “Kandil’e Bayrağı dikmişsin, terör mü bitecek? Böyle saçmalık olur mu?” diye karşılık veren Erdoğan, çözüm konusunda son 30 yıldır tekrarlanıp duran, ancak bir arpa boyu dahi yol aldırmayan nakaratı bir daha tekrarlamaktan öteye gitmiyor:
 “Tüm güvenlik güçlerimizle ta ki silahı bırakana kadar mücadelemizi sürdüreceğiz.”
“Kökünü kazıyacağız…”
“Aman vermeyeceğiz…”
“Bu kez sonuç alacağız…”
Vesaire, vesaire, vesaire…
* * *
“Kandil’e bayrak dikmekle sorun çözülmez” demek bir aşama sayılabilir. Ancak burada durup, “Tüm güvenlik güçlerimizle ta ki silahı bırakana kadar mücadelemizi sürdüreceğiz” demek, hem derin bir çelişki ve tutarsızlık oluyor hem de, savaşı/şiddeti derinleştiren bir tutum olarak hayatımıza giriyor.
“Kandil’e bayrak dikmek” çözüm değilse savaşmak, operasyonel olmak, dağ-bayır dolanmak, ha bire bomba yağdırmak, ceset saymak, “şu kadar terörist vuruldu, etkisiz hale getirildi” demek de çözüm olmuyor.
Hatırlatmakta fayda vardır: “Kandil’e bayrak dikmek çözüm değildir” demek kulağa hoş geliyor. Ancak orada kalmak, yeni argümanlar yeni önerler geliştirmemek, kurtarıcı olarak “şiddete sarılmak” sadece savaşı derinleştirmekle kalmayıp, bu kez çok şey kaybettireceğe benziyor.
Zira Ortadoğu eski Ortadoğu’ya, Türkiye eski Türkiye’ye, Kürtler eski Kürtler’e benzemiyor…


delil-karakocan@hotmail.com