Almanya Gündemi


Bazı duyguların tarifi zordur. Geçen hafta Cizre'de yapılan katliam da tarifi zor acılar yaşattı Kürtlere. Evleri bombalandı, katledildiler, onurları zedelendi. Kana doymamış olacaklar ki, anne kucağındaki bebelere bile kıydılar o efendiler. 

Cizre ile sınırlı değildi yaşananlar. HDP binalarına saldırılar gerçekleştirildi. Batı illerinde Kürtlerin işyerleri yağmalandı, işçiler linç edildi. Bölünme paranoyası yaşayan bu akıl fukaraları Kürt olduğunu tahmin ettikleri birine linç girişiminde bulunacak kadar ileri gittiler. Hangi çağda sıkışıp kaldıkları belli olmayan bu güruh yakıp, yıktı, kırdı geçirdi, yılların emeği birçok şeyi bir kaç saatte harabeye çevirdi. Gelişmelere yetişemediğimiz bir haftayı geride bıraktık, zira yaşananlara şaşıracak takatimiz bile kalmadı. 

Bu kanlı konsept sadece Türkiye ile sınırlı kalmadı, Avrupa'da da ırkçı saldırılar devam etti. Özellikle İsviçre ve Almanya'da yaşanan saldırılar durumun vehametini gözler önüne seriyor. Ellerinde Türk bayrakları ile terörü lanetleme bahanesiyle sokaklara inen gruplar, Kürde Atatürk büstünü öptürüp kahramanlıklarını ispatlamanın verdiği feyzle, Avrupa'nın göbeğinde kendi terörlerini devam ettirmek istiyor. Üstelik kimin kime karşı terör uyguladığı ortada iken. Yıllardır Almanya'da bilinen bir örnek var. 

Kürtler tarafından düzenlenen birçok yürüyüş ve mitinglerde nerden geldikleri belli olmayan, kendilerine macera arayan provokatör bir grup taşkınlık yaratır, kargaşa bazen ciddileşir, çoğu zaman bastırılır. Fakat bu kez yaşananlara basit bir provokasyon olarak bakmak mümkün değil. 

Batı illerinde yaratılan kargaşa ve korku atmosferi Avrupa'ya da taşırılmak isteniyor. Almanya'nın ise güvenlik açısından güçlü bir önlem aldığı söylenemez. Kaldıki resmi anlamda Türkiye'ye yapılan kınama da iyi niyetli bir temenninin ötesine geçmedi. Almanya Dışişleri Bakanı Frank Walter Steinmeier Türkiye'nin durumun normalleşmesi için çaba sarfetmesini, aşırı tepki vermekten kaçınmasını söylemişti. Gelecek aydan itibaren birçok ülkede seçim dönemine giriliyor. Bu noktada saldırıların akibetinin nereye gideceği muamma. Kürtlere düşen ise tedbiri elden bırakmamak.


***

Haftasonu Almanya'da yaşanan bir diğer gelişme ise mülteci akını idi. 40 binin üzerinde mültecinin giriş yaptığı Almanya'da, Avusturya-Almanya seferi yapan bazı trenler sadece mültecilere tahsis edildi. Mültecilere yönelik nefret gösterileri devam ederken bu kez Almanya'nın da imajını onarmak adına birçok gönüllü, gelen mültecileri alkışlarla karşıladı, yine gönüllüler tarafından toplanan yardımlar gelen mültecilere dağıtıldı. Fakat mültecilere tahsis edilen yerlere saldırılar hala sona ermiş değil, küçük bir kesim gönüllünün yaptığı bu dostane karşılamalar ise nefreti örtmeye yetmiyor. Bu anlamda Alman bir gönüllünün sosyal medyada paylaştığı olay, binbir zorlukla gelen mültecileri nelerin beklediğini de gösteriyor. Gönüllü Alman kadın, sosyal medyada Düsseldorf tren garında bekleyen mülteci bir aileyi ulaşacakları yere götürmek için yardım etmek istediğini, fakat konuştuğu hiçbir taksicinin mültecileri almak istemediğini, sadece Arap bir taksicinin yardıma yetiştiğini anlatmıştı. 

Mülteci akınının katlanarak devam etmesi üzerine çareyi açtığı sınırı tekrar kapatmakta bulan Almanya (ayrıca hiçbir Avrupa ülkesi) varolan sayı karşısında bile henüz ne yapacaklarını bilmiyor. Geleceğe yönelik sağlam planları da mevcut değil. Kaldıki, hükümet yetkilileri yıl sonuna kadar gelen mülteci sayının bir milyonu bulacağını öngördüklerini açıkladı. Görünen o ki, günü kurtarmak adına yapılan yeni düzenlemeler yaşanan kaosu engellemeyecek. Alkışlar eşliğinde gelen mültecileri ise kat be kat zorluklar bekliyor.