7 Haziran seçimleri evveli, halkı Erdoğan ve AKP diktatörlüğünden kurtarmak adına edilen onca büyük laf nereye uçtu dersiniz? Ya, bu amacın gerçekleşebilmesi için gereken, muhaliflerin AKP karşısında uzlaşması gereği? Buharlaştı diyeceğim ama bu kez de AKP ve MHP’nin azgınlaşan faşist dili ve Kürt düşmanı yaklaşımlarının etkisi ile asit yağmuru olup, katmerleşerek başımıza yağacağı muhakkak bir melanetin sözünü etmiş oluyorum.
Çıkmaza giren koalisyon tartışmaları, zorlanan erken seçim ihtimali, AKP adayının TBMM başkanı olarak seçilmesi, demokrasi, çözüm ya da barış umutlarının rafa kalkmış olması, ama ille de yükselen faşizm ve savaş kararı… Daha da sayacağım ama inanın yüreğim sıkışıyor.
AKP Hükümeti, 7 Haziran hiç olmamış, bu seçimlerde yenilmemiş, meşruluğunu yitirmemiş gibi icraatlarına devam ediyor. Öyle rahat, öyle özgüvenli. Rıza Zarrab’a devlet bakanları eliyle ödül verecek kadar aymazlaşarak; bu bir meydan okuma değil de ne? Beri yanda, bir savaş kararı alacak kadar vicdansızlaşarak; hükümetin kararı sadece sınır ötesine bir savaş ilanı değil ki, bu aynı zamanda bir iç savaş ilanı. Yıllarca sürecek vahşet, büyük acılar demek.
Kaderimizi 7 Haziran seçimlerine bağlamıştık. Oysa eğer engel olamazsak, asıl bu savaş kararı, bu yükselen faşizm çizecek kaderimizi. AKP, Erdoğan amaçlarına ulaşmak için bu kez de bu yola başvurmaktan çekinmeyecek.
Bir savaş ihtimalini, hele hele bir iç savaş ihtimalini düşünmek yüreğimi yakıyor, nefesimi kesiyor. Sadece benim mi, konuştuğum herkes aynı durumda. Herkes nefesini tutmuş bekliyor.
Bekliyoruz, evet. Mikrofonu liderlere vermiş, ellerimiz alkış pozisyonunda "milletçe" bekliyoruz. Selahattin öyle bir şey dese ki, Kılıçdaroğlu öyle bir şey yapsa ki, Bahçeli silkinip bir kendine gelse ki ortada savaş olasılığı kalmasa, diye bekliyoruz. AKP dışında bir hükümet kurulsa diye bekliyoruz. Ha bir de entelektüel itirazlar var tabii. Yazıyoruz, çiziyoruz, bulduğumuz her yerde sürekli bu konuları konuşuyoruz. Ama cılız kalkışmalar dışında sokaklar boş!
En fazlası sohbetlerde yine bildik havaleci söylemler; AKP’nin, MHP’nin bu planını bozsa bozsa yine Kürtler bozar… Yani yine Kürtleri öne sürerek. Nasılsa alıştılar ya ölmeye, işkenceye, acıya. Nasılsa alıştılar ya günah keçisi olmaya...
Sadece siyasetçilerin değil halkın da vicdanı körleşmiş, gerçeğine yabancılaşmış. Yani, sinema salonu aynı, aktörleri aynı yeni bir film var perdede ve herkes bu filmi izlemek zorunda kalmış gönülsüz izleyiciler gibi. Tepkilerimizin dedikodu boyutunu aşanları ise en fazla film kritiği seviyesine gelebiliyor.
Dün 2 Temmuz Madımak Katliamının yıldönümüydü. O alevlerin arasında, geri gelmemecesine sadece yandık. Ama film bitecek ve film karakterleri gibi mezarlarımızdan sahneye çıkacak, izleyicileri selamlayacağız modundayız hala. Oysa, kaostan kabusa hızla yol alıyoruz ve, ya şimdi ya hiç noktasındayız.