15 Şubat uluslar arası komplosu, her bir dikdörtgen taşın bir şifreyi –bir algı, müdahale, kaos mühendisliği ve operasyonu- barındırdığı, düz bir çizgi üzerinden ilerlemeyen çok sayıda ihtimalleri içeren yan dalları ile birlikte domino taşlarından oluşan bir tablo görünümünde. Taşların hangi dalda devrilmeye devam ettiği, hangi dalda düşüşün durdurulduğu tablonun bütünlüğüne bakıldığında daha net anlaşılıyor. Aynı zamanda hangi ek taşlarla birlikte yeni dalların dizilmek istendiği de... Uluslar arası komplonun en kritik ve stratejik kavşağına gelindiği açıktır.
Bu tablonun küçük dallarından, parçalarından çıkıp bütün tabloyu görmek, Kürt ve Türk sosyalistleri açısından, özellikle bölge demokrasi güçleri ve aydınları açısından oldukça önemli. Yaşanan bölgesel kaosta halklar karşısında vicdani ve toplumsal görevlerimiz var. Kalın ve kesin hatlarla belirtilmesi gereken şudur: 15 Şubat komplosu kesinlikle sadece Kürtleri, Kürt Özgürlük Hareketi ve Önderliğini hedeflememektedir; Kürt Özgürlük Hareketi şahsında Ortadoğu halklarının demokratik siyaset ve demokratik çözüm modelinin önü alınmak istenmektedir. Böylelikle yönetilebilir ve süreklileştirilebilir bir kaos içerisinde uluslar arası hegemonik güçlerin bölgesel iktidarı dizayn edilmeye çalışılmaktadır. Ne kadar sonuç alacağı ise demokratik siyasetin gelişimine bağlıdır.
Kürt sorununun demokratik çözümü; halkların demokratik ve özgür birlikteliğinin alternatif modeli olarak Demokratik Ortadoğu kapısını sonuna kadar aralayacaktır. Rojava'daki gelişmeler bunu doğruluyor. 15 Şubat komplosu bu gelişime karşı kontrol edilebilir kaosa ve bunun mühendisliğini yapan uluslar arası hegemonyaya teslim olmuş bir Ortadoğu projesidir. Süreklileşen ve her duruma göre uyarlanan bir süreçtir uluslar arası komplo. Bugün Türkiye özellikle ekonomik olarak hızla dış sermayenin yoğun yatırımlarıyla –aslında "özelleştirme” adına ülkenin satılık hale getirilmesiyle- yükselen bir ülke halinde AKP'ye teslim edildi. Yağmadan azımsanmayacak şekilde yeşil sermaye beslendi. Şimdi "yolsuzluk” deniliyor, -ki doğrudur da- ama yıllardır bu ülke birilerinin gözü önünde yağmalandı, ihaleye çıkarıldı ve kaosa sürüklendi, kimse sesini fazla çıkarmadı.
Bir de uluslar arası komplo ile birlikte aynı süreçte Amerika'ya alınan Fethullah Gülen ile Erdoğan AKP'si, bir nevi uluslar arası komplonun devamlılığının bir garantörü olarak kullanılmak üzere yedeklendi. AKP iktidarını perçinleştirmek için Kürt Özgürlük Hareketine ve Kürt halkına karşı diğer bütün iktidarları katlayan düzeyde sınır tanımaz bir vahşetle saldırtıldı, bazı uluslar arası lobiler bundan azımsanmayacak düzeyde rant elde etti. Kürt Özgürlük Hareketi büyük bir karşı koyuş ve direniş içerisinde ayakta kalmayı hatta kendisini toplumsal bir aktör halinde tutmayı başardı.
İmralı direnişi ve savunmalarında ortaya konulan perspektif, komplonun aydınlatılmasında ve başarısız kalmasında esas rolü oynadı. Türkiye demokrasi güçlerinin bir kısmı bu gerçekliği anlamaktan ısrarla uzak durdu; hala Kürt Halk Önderliği'ne zindanda bireysel kaygılarla kararlar veren bir birey gibi bakıyor. Uluslar arası komploya karşı duruşta bir ayak hep zayıf, aksak kaldı. Halklarımıza ve bölgemize sayısız trajedi, katliam ve kıyımlar getiren bu komplo karşısında en zayıf konumu ve pozisyonu, Türkiye sol ve demokrasi güçleri yaşadı. Uluslar arası komployu anlamaya ya hiç yaklaşmadı ya da sadece Kürt Özgürlük Hareketi'ne yöneltilmiş bir saldırı/operasyon olarak algıladı. Sorun Kürt Özgürlük Hareketi ile dayanışmanın yetersiz oluşu değildir; bir zihniyet sorunudur.
Sol güçlerin bir kısmı klasik iktidarcı-devletçi liberal demokrasi anlayışı ile uluslar arası sermaye güçlerinin devlet-iktidar operasyonlarına adeta su taşımıştır. Bu haliyle uluslar arası komplonun her attığı adımda yaratılmak istenen ve yönlendirilen kaosa kendileri çakılıp kalmaktadır. En hayati süreçlerde kimi nasıl eleştireceğini ve kime nasıl muhaliflik edeceğini şaşırır duruma gelebilmektedirler.
Halkların Demokrasi Partisi (HDP), bu tablo içerisinde komplonun aşılmasında en kritik yerde duruyor ve büyük umut veriyor. Uluslar arası komploya karşı halkların demokratik-özgür birlikteliğinin ve direnişinin ruhu ve siyasal ifadesidir. Uluslararası komplonun başından beri hedeflediği ve kaosa sürükleyip çatıştırarak hegemonyasını pekiştirmek istediği noktada HDP'nin nasıl bir kimlik kazandığını görmek, bu sınavın en temel çıkış halkasını oluşturmaktadır.
Burada sorunun sadece bu kesim Türk demokrasi güçlerinin olmadığını ayrıca vurgulamak gerekiyor. Çünkü dar milliyetçi ve sisteme entegre edilmiş, uluslar arası sermayenin bölgedeki figüranı konumundaki bir Kürt devletinden nemalanmayı umut eden bir orta sınıf yaratılmış durumdadır. Sürdürülebilir bir Kürt-Türk savaşı ve bölge kaosu, bu çevreler için halkların demokratik ve özgür birlikteliğinden daha faydalı gelmektedir. Hatta Kürt Özgürlük Hareketine karşı savaştırılan bir Kürt kontra yapısı da oluşturulmaya çalışılmaktadır. Tam da 30 Mart öncesi paramiliter güçler eliyle bu kadar provokasyonların gerçekleştirilmesi geliştirilmek istenen kaosun ipuçlarını göstermektedir.
30 Mart yerel seçimlerinin bu arka planla baktığımızda bir yerel seçim olmaktan çok öte bir rol oynadığı açıktır. Demokratik çözüm modelinin bütün ayakları ile sağlam yere basma ve gerçekleşme yolunda emin adımlarla ilerlemesinin garantilenmesidir. Bu anlamda yerel Seçimler 15. yılında uluslar arası komploya karşı kaostan çıkmanın, halklarımızın demokratik ve özgür birlikteliğinin inşasında önemli bir durak, demokrasi güçleri için bir sınav olacaktır.
Kaosu aşmak demokratik siyasetin tarihi sınavıdır
Demokratik siyasetin zorlu bir sınavdan geçtiği günleri yaşıyoruz. Bu defaki başarma olasılığı en yüksek sınav oluyor.