
Sünni Araplar, uluslararası ve bölgesel güçlerin yönetimindeki IŞİD çeteleri, şiddet politikalarıyla, Ortadoğu’da her geçen gün yeni bir insanlık suça imza atarken, Kürt Özgürlük Hareketi yöneticileri 15 Ağustos ruhuyla bu kaostan çıkılabileceğine vurgu yapıyor.
YPG-YPJ, HPG ve YJA Star gerillalarının Rojava ve Güney Kürdistan’daki müdahaleleri de gösteriyor ki, İslam adına “Allahu Ekber” denilip de insan boğazlamanın yerleştirilmek istendiği Ortadoğu’da kaosun tek panzehiri 15 Ağustos ruhuyla yeni bir hamle başlatmadır. KCK yöneticileri de daha çok bu konu ve ulusal birliğin altını çiziyor.
ANF muhabirlerinin KCK Genel Başkanlık Konseyi üyeleri Ali Haydar Kaytan ve Sozdar Avesta, KCK Yürütme Konseyi üyeleri Mustafa Karasu, Sabri Ok ve Fatma Adır ile yaptığımız röportajın üçüncü bölümünü yayınlıyoruz.
Bir yandan Sayın Öcalan’ın pradigması çerçevesinde bir sistem kurulmaya çalışılıyor. Bir yandan da Şengal örneğinde olduğu gibi Êzîdîler katliamlarla karşı karşıya. Yine günlerdir HPG ve YPG güçleri orada oluşturulan Şengal direniş birlikleriyle birlikte ortak bir komutanlık altında bir direniş içerisindeler. Bu gelişmeler, Ortadoğu’da ne gibi siyasi dönüşümlere yol açar?
Mustafa Karasu: Ortadoğu’nun yeniden şekillendirilmek istendiği bir dönemde, oyun ve saldırıların çok olduğu bu ortamda 15 Ağustos ruhu, özgürlük ruhu, direnç ruhu bir çıkış haline gelmiştir. Bu yönüyle gerillanın Şengal’e müdahalesi, Mexmûr’a, Kerkük’e gitmesi, aslında Ortadoğu kaosuna bir çıkıştır. Tabii herhangi bir yerdeki bir çatışmaya katılma değildir. Ortadoğu’daki bu çok boyutlu olan çatışmaya bir müdahale, o çatışmayı, o kör döğüşünü, mezhepçilik, milliyetçilik, amaçsız, hedefsiz halklar için özgürlük için çeşitli düzeyde çatışma ve kavgalara, ölümlere karşı; özgürlüğe, demokrasiye, yeni bir Ortadoğu’ya götürecek bir doğrultu ve yön kazandırma biçiminde bir müdahaleyi ifade ediyor. Bu yönüyle gerillanın Rojava’dan Kerkük’e kadar savaşa müdahale etmesi, savaşa etkin katılması aslında çözümsüzlüğe karşı bir müdahaledir. Ortadoğu’da ABD’nin de Irak’a müdahalesiyle savaş oldu. Libya’da, Irak’ta, Suriye’de savaş oldu. Bunların hiçbiri çözüm getirmezken, hepsi toplumsal, siyasal, kültürel sorunları, halklar arasındaki sorunları, etnik ve dinler arasındaki sorunları çözmek bir yana daha da derinleştirirken; gerilla 15 Ağustos ruhuyla; Ortadoğu halklarını özgürlük ve demokrasiye götürecek demokratik ulus zihniyetiyle, farklı etnik toplulukların özgür ve demokratik olarak bir arada yaşama anlayışıyla sadece Kürtlerin değil, bütün halkların yanında, Êzîdîlerin özgürlüğü için de Telafer’deki Türkmenlerin özgürlüğü için de Suriye’de savaşan halkların özgürlüğü için de Ortadoğu’daki amaçsız, hedefsiz kör döğüşüne müdahale etmiştir.
Gerilla halklarda heyecan yaratıyor
Bu coğrafyada etnisitesiyle Hıristiyanlığın, Yahudiliğin, İslamiyetin ve her türlü inançların, mezheplerin olduğu coğrafya bugün 15 Ağustos ruhuyla Rojava’da Güney’in birçok yerinde müdahale eden bir gerilla zihniyetiyle çözüme ihtiyaç duymaktadır.
Ortadoğu’yu yeniden yeni bir anlayışla yaratmak için, yaşanan bütün sorunlara İskender’in kılıcı gibi çözüm bulacak gerillanın, YPG’nin, YPJ’nin, HPG’nin, YJA-Star’ın YRK’nin kılıcıyla Ortadoğu’daki bu kaos ve çözümsüzlüğe bir çözüm bulunacaktır. Bu hamleyi böyle görmek lazım. Halklar da Kürt halkı da bunu hissediyor. Kerkük’de Şengal’de halk gerillayı böyle karşılıyor. Suriye’de Araplar bile heyecan duyuyor. Herkes bu kılıcın hangi sonuçları getireceğini bildiği için gerilla coşku ve heyecanla karşılanıyor. Biz bunu sonuna kadar götüreceğiz.
Güney’de şu siyasi güç gitsin, PKK gelsin meselesi değildir. Sadece siyasi bir çıkar ya da kendimizi siyasi olarak güçlendirme durumu değildir. Hiç kimse de bunu böyle görmemeli. Hem Kürdistan’ı, hem Irak’ı, hem Suriye’yi bütün Ortadoğu’yu özgürlük ve demokrasi temelinde yeniden şekillendirme herkesin yer alabileceği, her etnik ve siyasal topluluğun her siyasal gücün de kendi gücüne göre demokratik çerçevede halkların demokratik iradesine saygı çerçevesinde herkesin içinde yer alabileceği bir Ortadoğu yaratmak istiyoruz. Bu müdahalenin sonuçları böyle olacak ve devam edecektir. Bir emperyalist müdahale gibi değil. Ortadoğu’da şu andaki kaostan çıkış gerekiyor; yoksa halklar birbirini yiyecek. Kara gericilik, IŞİD gericiliğinin İslamiyet ile bir alakası yoktur. İslamiyetin toplumsallığıyla alakası yok. Hak, adalet, eşitlikle, demokrasiyle alakası yok. Tümden devletçi, devletçiliğin bir kılıf altında despotizmin yeni bir biçimde ortaya çıkarılmasına öncülük yapan bir güçtür. Tüm bunların hepsinin etkisizleştirilmesi gerekiyor.
Bütün Ortadoğu’ya özgürlüğü ve demokrasiyi getirecektir. 30. yılda bunun etki ve sonuçlarını da görüyoruz. Bu bakımdan 15 Ağustos’un 30. yılı gerçekten de heyecan verici sonuçlar ortaya çıkarmıştır. Herhalde 30.yıldaki bu heyecan verici sonuçlar, daha büyük sonuçlar getirerek hem Kürdistan’ı hem Ortadoğu halklarını özgürlüğe ve demokrasiye kavuşturacaktır.
IŞİD kapitalizmin gübreliğinin bir ürünü
Size göre gerillanın Güney Kürdistan’daki varlığı oradaki toplumsal şekillenmeyi kültürel yapı, diğer halklar ve etnik yapılar açısından nasıl bir gelişmeye yol açar?
Ali Haydar Kaytan: Savaşlarda ganimetin en önemli unsurları kadındır. Şu anda da bunu yapıyorlar, kadınları alıyorlar. Bunu Afrika’da da yapıyorlar. İkincisi bu çeteler, kapitalizmin gübreliğinde yetişiyorlar. İslamiyet adına yapılıyor ama bir ajan hareketidir. Bölgenin en temel dinamiği olarak da Kürtlere yöneliyorlar. Kürtler direnç gösteriyor. Bu konuda da Kürt kadını öndedir. Kadın devrimi, kadının bu tarzda devrime katılımı devrimde devrimdir. Çıkışı kadın gösteriyor. O açıdan kadını kırması gerekir, kadına yönelmesi lazım. Bunu en aşağılık, en alçakça bir şekilde yapıyorlar. Bunu kapitalizmden bağlantısız ele almamak lazım. Hegemonik güçlerin politikalarıyla doğrudan bağlantılıdır. Kadın kırılırsa, toplumlar kırılır, halklar kırılır, en büyük kırılma orada yaşanabilir. Ama buna inat da en çok da kadınlar savaşıyorlar. Gerillaya en yüksek katılımı şu anda kadınlar sağlıyorlar. Katılımda kadın katılımı erkeği geçmiştir. Gerillaya olduğu gibi ve toplumsal anlamdaki öncü mücadeleye katılımda da kadınlar öndedir.
Biz kendimizi çağdaş Selahaddini bir hareket olarak tanımlıyoruz ve gerçeğimizin bir boyutu da budur. Selahaddin çok farklı bir kişilik. Ordusu bütün halklardan oluşuyor. Bütün halklar içindedir. O dönemde Kürtlere de çağrı yapıyor. Kampa ulaşmadan bir yerde mola veriyor. Ulak geliyor; Kürt askerler gelmiş deyince karargahta olan bütün askerler kahkaha atıyor, Kürtten asker mi olur diye. Bu durum ortamda bulunan bir Kürt’ün ağrına gidiyor: “Utanmıyor musunuz, Kürt asker olamaz mı” diyor, “Unutmayın ki, Selahaddin de Kürt’tür” diyor. İçlerinde gerçekten bilgece bir kişi var ve şu sözü söylüyor; gülebilirler, bu biçimiyle gerçekten kolay askerlik yapamazlar ama disipline edilirlerse, eğitilirlerse gerçekten en iyi savaşçılar onlardan çıkabilir. Unutma diyor, tüm değerli mücevherler başlangıçta kaba taşların içinde gizlidirler. Kazırsınız içindeki mücevheri, cevheri açığa çıkartırsınız. Aslında bu örnekte olduğu gibi PKK, gerilla ve Kürt insanının içindeki cevheri açığa çıkartıyor. Peşmerge kötü müdür? Peşmergenin içindeki cevher açığa çıkarsa o da gerilla gibi olabilir. Peşmerge insanına özgür bir kişilik verebilmek için insanı eğitmek gerekir. Değişim ve dönüşümü insanlarda yaratmak gerekir. PKK değişim ve dönüşümü insanda yaratan bir harekettir. Değişim ve dönüşümü yaşamış insanla savaşı mücadeleyi geliştirebilir. Bu anların etkisi çok büyük olacaktır.
Kuzey Kürdistan’daki toplumsal duruşu eleştiriyorum. Tutarlı değildir. Öncülüğün de eksikliği var. Eskiden bir kadına bir asker el uzatınca isyan gelişirdi. Dersim Katliamı’na giden yol böyle açılıyor. O kadar binlerce kadın var, yerleri bile bellidir. Buna karşı gösterilen tepkiler yeterli değildir. Kapitalizmin yarattığı toplumsal dağılmadır. Bireycilik ve bencilliktir. Kapitalizm toplum bırakmıyor, ölçü bırakmıyor. Kapitalizm ahlak bırakmıyor. Kapitalizm toplumun ve insanın ölümüdür. Herkesin buna karşı tavır alması gerekir.
15 Ağustos Atılımı öncelikle bu yaşamdan kopuşun adıdır. Uygarlık yaşamından, özelde kapitalist yaşamdan kopuşun adıdır. Toplum öncelikle buna karşı tavır alması gerekir. Bunlarda kurtulmadan doğru ve hakikat yoluna girilemez. Bunlara karşı mücadele edilemez. Yapmamız gereken bu süreçte bunu başarabilmektir. Bizim savaşımız, sadece dar anlamda IŞİD’e karşı değildir. Bizim savaşımız genelde uygarlık yaşamına, özelde kapitalist yaşama karşıdır. Biz o yaşamın dışına çıkmak istiyoruz.
Peygambersel çıkış gerekir
Kürtlerin sadece kendi kurtuluşlarını değil, bütün insanların kurtuluşunu taşıyabildikleri an taşıyabilecekleri aralıktır. Bunu sadece bir grup gerillanın sırtına yüklemek doğru değildir. Tüm Kürt toplumunun çağdaş peygamberlik konumunu yakalaması gerekir. Kürtler halk olarak gerçekten de günümüzde çağdaş bir peygamberlik rolü, kapitalizme karşı yeni bir peygambersel çıkışın rolünü oynamalıdır. Bu coğrafyanın müthiş değerleri var. PKK, Türkmenlerden tutun Asuri, Süryani halkına kadar, Ermenilerden tutun Arap halkına kadar bütün halkları, bütün kimliklerin ve kültürlerin savunucusu olan bir harekettir. Saflarımızda da mücadele eden güçler böyledir. Rojava’da da savaşan güçler böyledir. PKK böyle bir harekettir. Zafere ulaşmanın yolu da halkın topyekün mücadeleye katılmasıdır.
Rojava’daki direniş, Güney’e ve tartışmalı bölgeler de dahil olmak üzere Irak’ın bütününe yönelik gerilla müdahalesini göz önünde bulundurduğunuzda, bu yeni gelişmeler sizce Kürt siyasetine nasıl yansıyacak? Ulusal birlik uzun süredir gündemde yine ortak komutanlık öneriniz vardı…
Sabri Ok: IŞİD çete örgütünün bir saldırısı vardır. Bu IŞİD’in gökten düşmediği açık. Bunu örgütleyen, yönlendiren, Kürtlerin varlığına, özgürlüğüne saldırtan bir güç ya da güçler de var. Daha önce çok kere ulusal birlik ve ortak savunma güçlerinin oluşturulması üzerine tartışmalar oldu ama sonuç vermedi. Belki bazıları için böyle büyük bir tehlikede olması gerekiyordu ki, daha ciddi bir sorun Kürtlerin gündemine girsin ve Kürtler tartışsın. IŞİD, Kürtlere saldırdı. Ortada bir tablo çıktı. Bazı örgütler, güçler tek başına bu saldırıları bertaraf edemedi. Bu, sadece insanların zayıflığından kaynaklanmıyordu. Ruh, inanç, onun içindeki özü, cevheri ortaya çıkarmak, çizgi meselesi, inanç meselesi ve bir perspektif meselesidir. Önderlik’in bu açıdan geliştirdiği paradigma önemlidir. Demokratik ulus perspektifi gerçekten kapsayıcıdır. Ortadoğu’da inanç adına ölenle öldürülenin ‘Allahu Ekber’ dediği bir yerde; Önderliğin Demokratik İslam Kongresi perspektifini geliştirmiş olması çok önemlidir. Bütün bunlar bir araya getirildiğinde, hem tehlikenin Ortadoğu halkları açısından büyüklüğü, hem Kürt varlığı ve özgürlüğünü daha da geliştirmeyi güvence altına almanın imkanları açısından bakıldığında, Kürtler artık bir araya gelebilmelidir. PKK her zaman bunun siyasetini ve çalışmasını yürüttü. Fakat PKK’nin avantajı var tabii. PKK, bağımsız bir hareket, özgür bir harekettir. Düşündüğü doğruları rahatlıkla söyleyebilen, iradesi özgür olan bir harekettir. Fakat bağlılık ilişkileri, iktidar ilişkileri, ekonomik çıkarlar herhalde her hareketi, herkesi bu düzeyde bu rahatlıkta özgür bir iradeyle soruna yaklaşmasına imkan sunmuyor ya da buna çok fazla teslim olma var. Ama buna karşı bugün somut olarak Güney Kürdistan’da ve Rojava’da direniş ortaya çıktı. Rojava iki senedir bu IŞİD çetesiyle savaştı. IŞİD çetesi daha büyük silahlarla da saldırdı. Ama Rojava halkı her zaman savaş içerisinde oldu. IŞİD’den önce de başka başka güçler saldırıyordu. Ama Rojava halkı boyun eğmedi. IŞİD de daha önce Cephed-ül Nasr ve diğerleri de hiçbir zaman Kürtlere, Rojava’da YPG ve YPJ’ye karşı da bir sonuç alamadı. IŞİD Güney Kürdistan’a geldiğinde gelişmeler böyle olmadı tabii. Peşmergenin yaşadığı durum ortadadır. Anti propaganda anlamında söylemiyorum. Peşmergenin silahı mı yoktu, imkanı mı yoktu, iktidarı mı yoktu, dış ilişkileri mi yoktu, diplomasi anlamında söylüyorum her şeyi vardı. Hatta biz daha önce çağrı yaptığımızda “Mexmûr sahasında yer alabiliriz, Şengal savunması önemlidir” dediğimizde “Buna ihtiyaç yok, gerekli olursa sizi davet ederiz, teşekkür ederiz” demekle yetindiler. Ama demek ki bir şey eksikti. Vatan sevgisidir, toprak sevgisidir, demokrasi bilincidir, özgürlük aşkıdır, bunlar olmayınca elindeki malzeme ne olursa olsun savaşamazsın. Bütün bu durumlar ilk kez Kürdistan’da gerçekten özgürlük bilincini daha da geliştirmenin imkanları bu düzeyde ortaya çıktı. Ortadoğu halklarına karşı bir sorumluluğumuz var; bu da ortaya çıktı.
Ulusal birlik çabamız sürecek
Şimdi biz bu sorumlulukla ortak savunma gücü oluşturmak, ortak ulusal bir kongre düzeyine ulaşmak durumundayız. Yoksa herkes zarar görebilir.
Özgürlük ve Kürt halkının varlığına düşman olanlara objektif olarak daha çok imkan sunma durumuna düşülebilir. Şimdi örneği görüldü; mesela Mexmûr’da bir savunma birliği oluşturuldu. İçinde Mexmûr sivilleri var, halk var; HPG, YJA-Star, bir kısım peşmerge gücü var. Gerillanın bu duruşu direnmenin, başarmanın mümkün olduğunu gösterince tabii bir heyecanlanma ve ruh gelişebilir. Mexmûr’da kazanıldı. Hem kamp kazanıldı, hem Mexmûr kasabası IŞİD çetelerinden kurtarıldı.
IŞİD çeteleri Şengal’de dahil, Kürdistan’da, Güney’de, Rojava’da Kürtlere karşı varlık sürdüremeyecektir. Bunun örneği görüldü. Şengal’de ta Rojava’dan gruplar geldi, Şengal’e ulaştı. Hem de çatışarak, hat oluşturma şeklinde ulaştılar. Her türlü imkansızlıklar orada da vardı. Ama gerilla orada da savunma hattını oluşturdu. Bir savunma birliğini oluşturdu. YPG, YPJ, HPG ve diğer güçler orada da sonuç aldı. Şengal’in etrafı bütünüyle kurtarıldı. IŞİD’e karşı başarılı saldırılar devam ediyor. Demek ki böyle bir inanç, böyle bir psikoloji, böyle bir ruh, böyle birlik, hem bir zorunluluk, hem bir ihtiyaç, hem de mümkün olandır. Bu sonuç Kürt halkıyla beraber bütün inanç ve kültürlere kazandırır. Bu konuda bunun zemini oluşmuştur. Bizim de bu konuda büyük bir çabamız var. Bundan sonra hem ulusal kongre hem ortak savunma güçleri oluşturmada herkes sorumludur. Bizim halklar karşısında, kültürler karşısında, inançlar karşısında tarihsel sorumluluklarımız vardır.
Önder Apo’nun daha önce bu konuda özel çabaları oldu. Sayın Mesud Barzani’ye, Sayın Celal Talabani’ye, Goran Hareketi’ne selamlar gönderdi, mesajlar gönderdi. Hareketimizin bu konuda çabaları görüşmeleri oldu ama iktidar perspektifli düşünmek, daha milliyetçi, daha dar çıkarlarla düşünmek, böylesi anlamlı tarihsel bir çalışmanın hızını kesti, yarım kaldı. Ama biz sürdüreceğiz.
Son olarak ne gibi mesajlarınız olacak?
Sozdar Avesta: Şengal’e yapılan saldırılar sadece tesadüfi ya da lokal saldırılar değildir. Kürtlüğün özünün yaşatıldığı, yine komünal yaşamın hala da çok canlı bir biçimde yaşatıldığı bir alandır Şengal. Kapitalist modernitenin şimdiye kadar istediği kadar hakim olamadığı bir alandır.
Êzîdî kadını şahsında daha çok kadın hareketimize, özgürlük hareketimize yönelik bir saldırıdır. Çünkü en çok doğal toplumu, komünal yaşamı, yine öz kimliğini, öz bilincini, öz kültürünü, temsil eden bir halktır. Bu anlamda tarihsel bir özü temsil eden bir halk gerçekliği var ve bunu en çok da Êzîdî kadın temsil ediyor. Şengal’de esas olarak buna bir saldırı vardır. Bu kültürü yok etmek istiyorlar. O anlamıyla da bu konuda özellikle Kürdistan’ın dört parçasında ve yurtdışında, bugün en çok cepheye gitmek isteyenler kadınlardır. Toplumsal anlamda bununla mücadele etmek isteyen kadındır.
Kadın saldırı topluma saldırıdır
Kürt kadını ve Kürt kadını etrafında örgütlenen diğer tüm halklar ve kadınlar bu zihniyetlere karşı mücadele edebilir ve başarabilir. Kürt kadını şahsında ortaya çıkan tablo budur. Son iki yıldır Rojava’daki YPJ direnişi, yine 30 yıldır ARGK ve HPG saflarında örgütlenen, öz olarak örgütlenen YJA-Star örgütü, kadın ordulaşması, bunu herkese göstermiş ve ispatlamıştır. Bu an’ıyla da bence de en büyük saldırı bu çizgiye yapılıyor. Bu çizgi kendisini, kendi özgücü ile savunabilir. Önderlik “30 yıllık mücadele savaşımız, varlığını ispatlamaydı” dedi. Ama bundan sonra varlığını, koruma ve özgürlüğünü sağlama aşamasındayız. Bizim açımızdan kadınlar olarak da bunu çok önemli görüyorum. Eğer Şengal’de kadın kırılırsa; bu bir bütünen Ortadoğu’da kadının kırılması olarak ele alınmalıdır. Bu anlamda tabii direniş büyük olacak ve mücadeleyi yükseltme, azim, irade geliştirme bu anlamda büyük ve yüksektir; bu temelde de geliştirilmelidir.
Bir kez daha 15 Ağustos şanlı atılımının 30. yıldönümü, Önder Apo’ya, tüm halkımıza, gençlere ve tüm özgürlük savaşçılarına, bütün Ortadoğu coğrafyasında mevzilerinde direnen tüm özgürlük savaşçılarına kutluyorum. Tüm Kürdistan’da ve Ortadoğu’daki özgürlükten, demokrasiden yana olan, mücadeleyi yükseltmekten yana olan, tüm genç kızları, erkekleri özgürlük mücadelemizin saflarına çağırıyorum. Bir kez daha bugün bütün insanlara, ilerici insanlara kutlu olsun diyorum.
Fatma Adır: 15 Ağustos ruhuyla Kürdistan’ın dört parçasında direniş cephesinde mücadele eden gerillanın ruhuyla özellikle gençleri mücadele saflarına katılmaya çağırıyorum. Halkımızı da serhildan mücadelesiyle gerillanın direnişine güç vermeye, bu temelde 15 Ağustos ruhuyla bayramlarını kutlamaya çağırıyorum. Bu temelde Önderliğimizin, halkımızın ve yoldaşlarımızın 15 Ağustos bayramını kutluyorum.
ALİŞÊR PİRAN/AVAŞÎN ADAR/ANF/BEHDİNAN