Dün Avrupa Günü’ydü.
“Avrupalılık“ çok eski bir “ütopya“.
Thomas Morus’ ve yakın arkadaşı Rotterdamlı Erasmus bir Avrupalıydı. Hümanizmin simgeleri.
Her Avrupa savaşı sonunda “Avrupa Birliği“ ütopyası Avrupa’nın hümanistleri tarafından savunuldu.
Vaktiyle dünyanın en fazla okunan yazarı Stefan Zweig, otobiyografisinde Birinci Dünya Savaşı öncesi Avrupa’yı hasretle anlatır. “Ülkeleri pasaportsuz dolaşırdık.“
Sonra aradan bir savaş daha geçti. Zweig Yahudiliğinin bedelini, tüm arşivini ve anılarını kaybederek L.Amerika’da ödedi: Eşi Lotte ile birlikte intihar etti. Hitler rejiminin “kalıcı“ olduğunu “sanmıştı.“
Yanılmış mıydı?
Öyle görünüyordu ama, “Çelik/Kömür“ anlaşmasından “Avrupa Birliği’ne“ doğru giden Avrupa, birden adeta “geriye“ doğru dönmeye başladı.
V.İ.Lenin vaktiyle Avrupa Birliği programını, “ya mümkün olmaz ya da emperyalistlerin gerici bir birliği olarak gerçekleşir“ diye eleştirmişti.
Ve geçtiğimiz gün Fransa’da yapılan seçimlerde, “yeni Hitlerci“ bir partinin başındaki Le Pen yüzde otuzbeş oy aldı. (Hitler bu yüzdeyle iktidar olmuştu.)
Dinci terör Avrupa kapılarını çalınca, “pasaportsuz Avrupa“da, yeni “duvarların“ gölgesi devletlerin üstüne çöktü.
Ve İngiltere AB’den koptu.
Şimdi kimi AB ülkeleri, Türkiye’de “Hitler’in federal olmayan başkanlık sistemini“ taklit eden Erdoğan Türkiye’sini “nasıl etsek de AB kıyısında tutsak“ diye didiniyor.
İki yüzlülük artık sırıtma halinde.
Bu Avrupa Türkiye’yi “basın özgürlüğü listesinde“ Avrupa’nın “en son sırasına“ ve dünyanın “163’ncülüğüne“ yerleştiriyor.
Yerleştirdikten sonra ne yapıyor?
Benim de ekranlarına çıktığım NeuChannel’i, Kürtçe yayın yapan Sterk TV’yi ve Rojava halklarına Kürtçe, Arapça ve Fransızca yayın yapan Ronahi TV’yi, Türk devletinin “tehdit ve şantajlarına“ boyun eğerek susturmaya çalışıyor.
Eğer Avrupa bu kanalları susturursa, Türkiye “basın özgürlüğü klasmanında“ 163’üncü sıradan 170’inci sıraya düşecek ve aynı Avrupalı gözümüzün içine bakarak, “ülkenizin hali çok acıklı, bakın ‘basın özgürlüğü klasmanında ülkeniz 179’inci sırada“ diye konuşacak ve böylece “Avrupa’nın özgürlükçü ilkelerini“ savunmuş olacak.
Bizim TV kanallarımız böyle bir tehlikeyle yüz yüzeyken, Alman Şansölyesi Merkel, Erdoğan ve Bahçeli’nin „idam için referandum“ laflarına karşı, aynı Avrupa’nın „özgürlükçülüğü“nü burnumuza dayadı. Buna göre Merkel, eğer Türkiye “idam için referandum“ yapacak olursa, Almanya’da „idam propagandasına izin vermeyecekmiş.“
Çok iyi.
Ama bu “idam propagandasına“ en başta karşı koyacak olan TV’lerin kapatılmasına Merkel’in ne dediği bilinmiyor. O Merkel, Ronahi TV’nin halkı bilgilendirdiği Rojava devriminin ve DAİŞ’e karşı direniş ve savaşımın öncü gücünün simgelerini yasaklıyor.
Avrupa günü…
İnsan bu 9 Mayıs Avrupa gününde, “kapitalist modernitenin“ utanmaz, asla kızarmaz suratına baktıkça, o eski Avrupa “ütopyacılarını“ hüzünle hatırlıyor.
Heine’nin “seyahatlerini“ anlattığı kitaplardaki Avrupa’nın “insancıl yanının“ yerine, o zaman da var olan “pragmatik, çıkarcı, sömürgeci, emperyalist“ yanı her türlü “ütopyayı“ kovaladı.
Şimdi “sınırların silikleştiği“, “etnik ayrımların“ yerini “demokratik ulus“ dediğimiz “insanlık idealinin“ aldığı, birbirinin kanına susamış “ulus devletlerin“ yerini “konfederalizme“ bırakmaya hazırlandığı o eski “Avrupa Birliği“ ütopyası, şimdi savaşların mahvettiği yerde “Ortadoğu Ortak Evi“ ütopyasıyla yeniden insanlığın gündemine geliyor.
“Avrupa Günü“nde, kendi ütopyasını kaybeden Avrupa’ya, TV’leri yasaklanan Kürdistan halkları ve onlarla ittifak eden Sünni ve Alevi Araplar, Êzîdîler, Süryaniler, Ermeniler, Türkmenler işte bu “yeni ütopyayla“ yanıt veriyor.
Sanki mukaddes bir el, “Kapitalist modernitenin“, bir başka ifadeyle küresel ve bölgesel emperyalistlerin yarattığı “tsunamiye“ karşı, Ortadoğu’nun insanını, keçisini, sincapını, sümbülünü, buğdayını yeniden “Nuh’un Gemisinde“ topluyor.
Uygarlık “eski ve yeni kıta’da“ krizdedir.
Krizde olan uygarlık, beş bin yıl sonra yeniden Mezopotamya’da “yeni insan“ tarafından yaratılacak...
Kapatmak istediğiniz TV ekranlarında, biz size işte bu gerçekleri anlatıyoruz.