
Söyleşinin bu bölümünde sürecin yeniden canlanabilmesi için şart olan 3 önerinin ne olduğunu anlatan Cemil Bayık, Demokratik Kurtuluş ve Özgür Yaşamı İnşa stratejisini de fiilen nasıl hayata geçireceklerinin örneklerini verdi. İşte söyleşinin o bölümü...
‘Süreç tıkandı’ sözü Kürt Özgürlük Hareketi’nin bütün bileşenleri tarafından ifade ediliyor. Sayın Öcalan da en son ‘Devlet önerilerime yanıt vermezse benim yapacağım bir şey yoktur’ dedi. Dolayısıyla çok kritik bir aşamaya gelindiği belli. Tam olarak ne oluyor?
Süreç çökmüştür. Çökmemesi için müzakerelere geçilmesi gerekiyordu. Bunun da 1 Haziran’da yapılması gerekiyordu. Ama 1 Haziran’da bu adım atılmadı ve hala da atılmış değil; süreç onun için çökmüştür. Biz Önder Apo’nun Newroz’da dünyaya ilan ettiği tarihi açıklamaların ve stratejinin arkasındayız ve bunun uygulanmasını istiyoruz. Bunu uygulamayan, buna gelmeyen Türk devleti ve hükümetinin kendisidir. Bunu sabote eden Türk devleti ve hükümetidir. Kamuoyunun bunu bilmesi gerekiyor. Bütün demokratik siyaset yolları kapatıldığı, sadece savaş kapasını bize açık bıraktıkları, bizi de buraya sürüklemek istedikleri, bunu dayattıkları için biz buna son vermeyi amaçlayan tutumlar takındık. Dedik ki; bizi siz buna sürükleyemezsiniz. “Dünya bizden yanadır, işte Önder Apo da Newroz’da tarihi açıklamayı yaptı, işte bir daha bunlar savaşamaz, savaşırsa işte haksız duruma düşerler, işte dünya da arkamızdadır. NATO da arkamızdadır, kapitalist modernist sistem de arkamızdadır. İşbirlikçi Kürtler de yanımızdadır... Dolayısıyla ‘Biz sorunu çözmeyiz. Savaşı dayatırız. Savaşamazlar, teslim alırız. Tasfiye ederiz” mantığıyla adım atmadılar, müzakereye geçmediler, işleri o noktada çıkmaza sürüklediler ve süreci çökerttiler. Şimdi biz sürecin yeniden gelişebilmesi için müzakerelerin yapılması gerektiğini söylüyoruz.
Müzakerelerin yapılabilmesinin şartları nedir?
Müzakerelerin yapılabilmesi için de üç temel şartımız var:
* Önder Apo’nun içinde bulunduğu koşulların kesinlikle değiştirilmesi gerekiyor. Ağır mahkumiyet koşullarının ortadan kaldırılması gerekiyor. O bir ağır mahkum değildir. O bir halkın önderidir, özgür bir kişiliktir. Böyle yaklaşılması gerekiyor. Taktik amaçlı değil, oyalama amaçlı değil, Önder Apo’ya stratejik yaklaşmaları gerekiyor. Eşit şartlarda Önder Apo ile görüşmeleri gerekiyor. Şimdiye kadar hiçbir zaman Önder Apo ile eşit şartlarda oturmadılar. Eşitsiz şartlarda siyasetin, ahlakın ilkelerine uymayan tarzda Önder Apo’ ile görüşmeler yaptılar. Buna son verilmesi gerekiyor.
* Türk yasalarında değişiklik yapılması gerekiyor. Hiçbir yasa değişikliği yapılmadan ve Önder Apo o ağır mahkumiyet koşulları altında tutularak o psikoloji, o ortam içerisinde tutularak hiçbir kimseyle görüştürülmeyerek bu yasadışı tutumlar sürdürülemez. Buna da son verilmesi gerekiyor. Onun için yasalarda değişiklerin yapılması gerekiyor. Ve kamuoyunun da bunu bilmesi gerekiyor. Sadece Önderliğimize yönelik değil, Önderliğimize, Hareketimize ve Kürt halkına karşı yasalar var. Bu yasaların değiştirilmesi gerekiyor. Örneğin bir anti-terör yasası, bir siyasi partiler yasası, seçim yasası, buna benzer birçok yasalar var. Kürtlere yönelik yasakçı yasalar var. İkinci şartımız da bu yasaların değişmesidir.
* Bütün görüşmelerin, müzakerelerin, üçüncü bir tarafın gözetimi altında olmasıdır. Çünkü Türk Hükümeti’nin adaya gönderdiği heyet ile Önder Apo arasında yapılan görüşmeler var. Bu görüşmelerde varılan sonuçlar var. Burada varılan sonuçlar bizim tarafımızdan pratikleştirilirken, Türk devleti ve hükümeti bunlardan hiçbirini pratikleştirmiyor. Üstelik inkar ediyor. Onun için biz üçüncü bir tarafın gözetimi altında müzakerelerin yapılmasını istiyoruz.
Eğer bu üç şart kabul edilir, yerine getirilse o zaman süreç tekrar canlanır. Müzakerelere geçilebilir. Yani 2. aşamaya geçilebilir. Aksi takdirde kesinlikle süreç çökmüştür, bitmiştir. Bunun herkes tarafından bilinmesi gerekiyor. Şimdi biz daha gerillayı çekmeden önce öneride bulunduk. Üçüncü tarafın bunu gözetlemesi gerektiğini söyledik. Ama bunu da kabul etmedi Türkiye.
Kimlerden oluşmalı bu gözlemci heyet?
İsterse hükümet, parlamentoda bunu yapsın, isterse dışından olabilir.
Örneğin Akil İnsanlar benzeri bir heyet mi?
Türkiye’de bu işi yapabilecek çok sayıda insan var, akademisyenler, sanatçılar, yazarlar, sivil toplum örgütleri var.
Üçüncü bir devlet de var mı bu önerinin içinde?
Üçüncü bir devleti de söyledik. Onu da söyledik. Yani, eğer Türkiye parlamentosunda böyle bir gözlemci heyet üçüncü bir taraf oluşturulamıyorsa, Türkiye içinden kişilerle bu oluşturulabilir. Eğer bu da olmuyorsa dışarıdan bir devlet olabilir. Veya uluslararası bazı kuruluşlar olabilir. Ama Türkiye bunların hiçbirini kabul etmedi. Neden, çünkü amacında Kürt sorununu çözme yoktur da ondan. Eğer amacında çözüm olsaydı kesinlikle bu mekanizmayı kabul etmesi gerekirdi. Çünkü bütün dünyada sorunlar çözülürken üçüncü tarafın gözetiminde süreç işlemiştir. Niye Türkiye üçüncü taraf istemiyor. Demek ki sorunu çözmek istemiyor buna şahitlik edecek kimseyi istemiyor, onun için kabul etmedi.
Devletle süren diyalog sürecindeki tıkanıklığa rağmen Demokratik Kurtuluş ve Özgür Yaşamı İnşa stratejisi işliyor mu? Bu iki süreci tam olarak açıklığa kavuşturmakta sanırım fayda var. Ne dersiniz?
Evet evet doğru. Şimdi Önder Apo, Newroz’da Demokratik Kurtuluş ve Özgür Yaşamı İnşa etme stratejisini ilan etti. Bu, sadece Kürt sorununu çözmeye yönelik bir strateji değil. Bir yönü Kürt sorununun çözümünü içeriyor. Ama bir yönü de toplumun demokratikleşmesini, özgür yaşamın, bireyin geliştirilmesini, Ortadoğu çapında siyasetin demokratikleştirilmesini, toplumun demokratikleştirilmesini, yine devletin kurumlarının, mekanizmalarının demokratikleştirilmesini hedefleyen bir stratejidir. Aslında bunların ikisi de birbirine bağlı, birbirini tamamlayan adımlardır. Biri olmadan öteki olamaz. Bunlar bir stratejinin parçalarıdır. Esasta da bir bütünü oluşturuyor. Kürt sorununun çözümü bu stratejinin bir parçasıdır aslında. Yani geliştirilmek istenen, Ortadoğu’yu demokratikleştirme, toplumunu, siyasetini, yönetimini, buradan özgür yaşamı, özgür toplumu, özgür bireyi geliştirme stratejisinin bir parçasıdır Kürt sorununun çözümü. Dikkat edilirse Türkiye’de Kürt sorununun çözümünü biz Türkiye’nin demokratikleştirilmesinde gördük. Böyle ele aldık. Bu strateji gereğince. Bu aslında Newroz’da geliştirilen bir süreç değil. Daha PKK’nin oluşumundan itibaren PKK’nin yaklaşımıdır bu. Yani PKK Kürt sorunuyla ilgilendiği kadar Türkiye toplumunun diğer sorunlarıyla da ilgilenen bir harekettir. Giderek hatta onu da aşan, Ortadoğu çapında Ortadoğu’daki halkların demokrasi, özgürlük, adalet, eşitlik, barış sorunlarını çözmeyi amaçlayan ve giderek onu da aşan, evrensel düzeyde siyaset yapan, bu sorunları çözmeyi hedefleyen bir harekettir. Önder Apo’nun şu anda ulaştığı düzey evrensel bir düzeydir. Öyle yerel, bölgesel bir düzey değildir. Elbette ki tikelle evrenseli birleştiren, esas alan bir Önderliktir. Şimdi bu Newroz’da geliştirdiği strateji de aslında evrensellikle tikelliği esas alan bir stratejidir. Bir kere Kürt sorununun çözümü demokrasi stratejisinden geçiyor. Böyle bir strateji geliştirmeden, bu stratejiye dayalı olarak toplumu demokratikleştirmeden, siyaseti demokratikleştirmeden, varolan devlet kurumlarını ve yapılarını demokratikleştirmeden; yani zihniyeti değiştirmeden Kürt sorununu çözmek çok zordur. Bu bir gerçektir. Newroz’da geliştirilen strateji bunu amaçlıyor, bunu hedefliyor. Şimdi Önder Apo, Hareketimiz bunu Türk devletiyle müzakere yaparak gerçekleştirmek istedi. Bu stratejiyi bu temelde geliştirmek istedi. Bütün çabalarını bu yönde geliştirdi. Ama devlette/hükümette zihniyet değişikliği olmadığı için Önder Apo ile uzlaşarak bunun gereklerini yerine getiren adımları kesinlikle atmadı.
Yani bu stratejinin hayat bulabilmesi için demokratik bir zemin lazımdır, buna müsaade edilmiyor mu diyorsunuz?
Evet tam da oraya gelecektim. Şimdi devletle uzlaşarak, müzakereler yapılarak bu strateji yaşam bulacaktı. Devlet uzlaşmaya gelemeyince bu stratejinin hareket tarafından hayata geçirilmesi gerekiyor. Şimdi bizim önümüze koyduğumuz budur. Demokratik Özerkliği, demokratik ulusu devletle müzakere yaparak geliştiremedi. Devlet uzlaşmayı kabul etmedi, süreç çöktü. Bu temelde sorunların çözümünü istemedi. Bunun üzerine şimdi PKK, demokratik ulusu, Demokratik Özerkliği, bu temelde öngördüğü Demokratik Konfederalizmi kendi mücadelesiyle geliştirecektir. Bu stratejiyi bu tarzda uygulayacaktır. Bundan vazgeçmemiştir. Asla da vazgeçmeyecektir.
Geçtiğimiz günlerde ‘Demokratik Kurtuluş ve Özgür Yaşam stratejisini kendimiz inşa edeceğiz’ tartışması oldu. Sayın Öcalan’ın da ‘Kendiniz yapın’ minvalinde açıklamaları oldu. BDP ve PKK sözcülerinden de buna yönelik açıklamalar yapıldı. ‘Kendimiz yapacağız’dan kastedilen ne, birkaç örnekle bunu açabilir misiniz?
Biz aslında devletle müzakere ederek bu sorunları çözmek istiyorduk. Demokratik uluslaşmayı, Demokratik Özerkliği, bunun üzerinden Demokratik Konfederalizmi geliştirmeyi devletle müzakereler yaparak, uzlaşarak geliştirmek istiyorduk ama maalesef devlet buna gelmedi. Buna kapısını kapatmış durumda. Şimdi bu kapıyı biz mücadeleyle açacağız yeniden. Eğer açmazsa biz bunu mücadeleyle açmaya çalışacağız. Onun için artık devletle bu sorunları müzakere yaparak değil bu devletle mücadele ederek geliştirmeye çalışacağız. Devlet bizi kabul ettiği oranda biz devleti kabul edeceğiz. Eğer devlet bizi kabul etmezse biz de o devleti kabul etmeyeceğiz.
Onun hiçbir yasasını kabul etmeyeceğiz. Kendi yasalarımızı uygulayacağız. Kendi kurallarımızı uygulayacağız. Kendi yasa ve kurallarımıza dayanarak mücadelemizi bütün alanlarda yürüteceğiz. Ve bununla sorunları çözmeyi amaçlayacağız. Belirtmek istediğimiz budur. Örneğin, diyelim Türkiye mahkemeleri var. Halkımızın o mahkemelere gitmemesi gerekiyor. Kendi mahkemelerini geliştirmesi gerekiyor. Bütün sorunlarını kendi mahkemelerinde ele alıp çözmesi gerekiyor. Yine eğitimi kendi olanaklarıyla geliştirmesi gerekiyor. Oysa ki devlet müzakereye gelseydi sorunları devletle birlikte anayasal zeminde çözecektik. Yasal zeminde çözecektik. Ama devlet buna gelmediği için kendi zeminimizde kendi yasalarımızla biz bunu çözmeye çalışacağız.
*Yarın: Rojava’da durum ne, İran’daki idam vahşeti neyin işareti, İran, Irak, Türkiye ve Federe Kürdistan arasında yoğunlaşan diplomasi mekiği ne anlama geliyor?
OÐUZ ENDER BİRİNCİ/BEHDİNAN