Gece apansız iner Roboskî’nin koyaklarına... Dörtnal bir kısrak gibi, karanlıklar boyu yol alır zaman... Yüreklere acının sesi tırmanır.

Zaman kırık bir keman gibi. Şimdi ne söylesem karanlığa yazılır. Bir sayfası daha kanar, saçlarını biraz daha ağartır tarih. Telörgüler girdabında yine bir mahşer, yanar esmer eti toprağın. Bütün sınır taşlarına dünyanın; terli bir alın, bir resim ve bir damla sıcak kan düşer.
***
Ne bir ses veren var ne de bir nefes. Her sözcük, her cümle kendi dar anlamını aşan bir yoğunluk içinde şimdi. Nice kalem yazmaz acıya yankı olur, düşer yollara sesi ve şimdi hala o bomba sesleri kuşatıyor köyleri...
Bir tek fotoğraf anlatır bize belki bir ömrün özetini... Bütün zamanları bir an’da damıtarak alır getirir bir çocuğun kocaman gözlerini... Mahzundur bakışları. Uçurumları baş ucuna koymuş da sanki utandırır vicdanları parçalanmış bedeni.
***
Acının rengine boyanıyor sözcükler... Sızılar içinde yürek, hep aynı makam. Yani kolay olmuyor, anamızın ak sütü gibi helal ve bizden olan bir türküye başlar gibi söze başlamak.
Tazelenir sargılar, yaralar alevlenir. Gelir oturur yangının orta yerine bir ananın yüreği... Yerleşik bir sözcük olur, geceye siner bir zulmetin sözleri. Nereden vuracağını kestiremezsin. Alışmak zordur. Bir acı alır, bir ağrıya terfi eder kendini.
Bir ses yayılır kulaklarına. Hikayeler dökülür... Aklına yaşanmamış hayatlara dair paramparça bedenler gelir.
Anlat der sana... Yaşamı ölüme taşıyan o uzun çığlığı anlat der. Yaslı bir anayı anlat der... Roboskî’yi anlat der... Topyekün aklın ve insanlığın iflas ettiği o katliam mahallini...
Anlat der sana. Otuzdörtten biri ol, anlat hikayesini... Kan ve barut kokusunu anlat der; göğsüme bir hançer gibi inen akşamı, bir ağıtı anlat, bir acıyı anlat der, o körpe bedenleri... “Katırın boyu kadar yoktu boyum, boylu boyunca yatan bir ölü de olamadım... Parçaları tutmayan bir yapboz gibi, hiçbir parçam vücudumun hiçbir yerine uymadı. Benim diye topladıkları parçaların çoğu bombanın isabet ettiği zavallı atımındı... Ben otuzdörtten biriyim…”
***
Kimi zaman anlatmaya gücü yetmez tedavüldeki sözcüklerin. Efsunlu tüm cümlelerini seferber etmek ve bir akıntıya salmak istersin. Yine de anlat der o mahşerdeki bir çocuğun son sözlerini; “Babamı aradı gözlerim.. Herkesin babası buradaydı, bir benim babam yoktu... Bir gün de okuldaki veli toplantısında olmuştu böyle... O gün de unutmuştum tıpkı bugün gibi... O an bilemedim, benim babam tek ayaklıydı, onca yolu gelemezdi…”
***
Git, karanlık bir geceye konuk ol, pusuları anlat der, gidip de dönmeyeni… “Askerde iki kardeşim vardı ve hiç paraları yoktu. Onlara harçlık, eve öteberi alınacaktı. Kara gecenin kara haberi köye ulaşınca, köpeklerim de babamla beraber koşup gelmişler ölüm tarlasına... Bana düşen ölüm onlara da çok dokunmuş olacak ki acı acı havlamaları kesilmemiş günlerce…”
***
Aklına yerle bir edilen hayaller gelir. Anlat der; “Sınıra gidecek, dönüşte de okulun kantinine olan borcumu ödeyecektim. Ey beni bombalarla yakıp hayallerimi üzerime kefen yapan! Bilesin, En az benimki kadar annemin de ahı tutar seni. Burnumdan getirdiğin süt onun sonuçta…”
***
Bütün ayrıntıları not et, bir tarih düşür, anlat der içimdeki yangını. Anlat der sana otuzdörtten birini; “Dört kardeşin ikincisi, erkeklerin ilkiydim, şimdi „otuz dördün biri“ diyorlar bana. Bir yaz günü başlayan hikayem, bir kış günü kaçak yolunda bitiverdi. Hepi topu 18 sene işte. Üç gün aradılar beni, vücut parçalarım bulunamadı, birçoğu gibi ben de eksik gömüldüm..”
***
Hani Roboskî’ye Adalet Platformu anlatmıştı ya, bombalanarak öldürülen Roboskîlilerin hayat hikayesini. Sen de oku birkaçını ve sür vicdanın mayınlı tarlasına...
Ve unutma... Faili malum katliamlar için adalet bekliyor birileri.