Kış mevsimi geldi. Doğrusu, Paris’te sadece üşüdüğünüzde kış mevsiminde olduğunuzu anlıyorsu nuz. Oysa kış güzel ve sakin mevsim olarak insanın zihninde canlanıyor. Memleket havası yok burada… dağları kaplayan kar, karda adımların izleri, kar topaçlarının ya da sandalyeden bozma kızakların çocukların gülüşleriyle buluştuğu anlar ve kışı kış yapan tüm tatların hiçbiri yok burada. Çünkü Paris, tıpkı diğer metrobollerin ağırlığında nemli ve beton yapısıyla soğuğu emdiğinde yer yüzü ayaza kesiyor. Bu kentte yaşayanlar için metroların insan nefesleriyle ısınmış kirli havası böylesi anlarda vazgeçilmez soba haline geliyor. Özellikle hava soğudukça yer yüzündeki tüm umutlarını yitirmiş Fransızların Kroşer olarak tabir ettiği evsizler için, metroların bir diğer işlevi ortaya çıkıyor; sığınma evi...
Tüm bu mevsim ve diğer mevsimler bu kentte bir metropol telaşı içerisinde akıp gidiyor. Kimi anlarda insanın içinde adı belli bir sızının sesi yükseliyor. Ve o ses insana “ne dersen de, neyi savunursan savun, zamana hakim değilsin işte bu kentte” diyor. Zaman sana hakim. En küçük, en zahmetsiz isteğini bile gönlünce gerçekleştiremiyorsun… Diyor da diyor... İşte bunlardan biri… kitaplarla uzun boylu baş başa kalabilmek isteğinden bahsediyor boyuna. Kışın bu fırsatı bulamazsak, daha ne zaman buluruz? Hangi mevsimde? Bu istek, günlük akış içerisinde günün büyük bir bölümünü metrolarda geçiren Paris sakinleri için mevsimsiz bir şekilde mekanını buluyor. Metrolar, aynı zamanda bir okuma mekanına dönüşüyor; elimde Lübnan asıllı Fransız yazar Amin Maalouf’un uzun aradan sonra çıkan kitapı, ‘Doğu’dan Uzakta’… kaderin ve tarihin kıskacındaki Doğu’nun yeni bir hikayesi…
Ömrünün büyük bir bölümünü Fransa’da geçirmiş yazar Maalouf’un kaleminden, imgelerinden; Doğu’nun coğrafik dokusunu, insan tiplemelerini, alışkanlıklarını, edebi zenginliklerini, eşsiz betimlemeleri bugüne kadar okuyucuları olarak keyifle okuduk… Maalouf her kitabında uzun yıllar uzak olduğu Doğu’nun bir gerçeğini roman yoluyla bugüne kadar anlattı… Yeni kitabında ise dünkü anlatımlarının çok ötesinde Maalouf, ülkesine geri dönen bir karekterin ağzından yeni bir şeye işaret ediyor; “Geldim, gördüm, hayal kırıklığına uğradım…” Bundandır ki Maalouf, kitabının girişinde Simone Weil’in şu sözünü almış; “Kaba Kuvvetle ilişkiye maruz bırakılan her şey alçalır. Darbeyi indiren de darbeyi yiyen de aynı kirlenmeyi yaşar.” Maalouf, son yüzyılda emperyalizmin Ordadoğu ve Doğu coğrafyasında yaratmış olduğu savaşlar, yerine inşaa ettiği rejimler ve yeniden yeniden onları inşaa edişine, bunun toplum üzerindeki yaratmış olduğu doku bozukluğuna tepkisini böyle dile getiriyor...
Maalouf’un tepkisinin dile geldiği “Doğu’dan Uzakta” ya da diğer eserlerinde dikkate değer en önemli nokta ise yazarın onyıllardır uzakta olduğu coğrafyası, insan alışkanlıkları konusunda derin bir hafızaya sahip olması! Kahramanların dilinden kaleme dökülen, geçmişe dair anılar… Dönemin algılayışı… vb daha nice şey… Ve buradan hareketle göç etmiş olanların psikolojisi… Ülkede kalanlara sorduğunuzda geçmişe dair akıllarında kalmayan detaylar… Avrupa’da sürgündeki insanın belleğinde hep taze kalıyor. Çocukluk anıları, olay ve olgular, o güne kadar tanınan insanların asla unutulmaması vb… hafızayı bu kadar canlı tutan ise göçmenin hiç bir zaman geldiği coğrafyadan ruhsal olarak kopamaması… Bu sürekli kapanmayan bir yara gibi göçmenin akıl defterinde asılı duruyor…
***
Göçmek, fiziksel olarak evet ama ruhsal olarak ayidiyeti içeriyor diyerek metronun kara deliğinden yer yüzüne çıkıyorum. 10. Paris… Kürdistanlı ve Türkiyeli göçmenlerin ilk yerleşim alanlarından biri… Göçmenin mekanı bazen onun yaşadığı acılarla eşitlenir… İşte bu semtte insanı ilk ölü kuşlar karşılıyor… Yere yayılmış güvercin ölüleri arasından adımlarınızı sıklaştırmanız bir şeyi değiştirmiyor… Kötü haber sizi buluyor; Mahir Gül… İnşaatte geçirdiği kaza nedeniyle yaşamını yitirdi…
Mahir Kimdi? Mahir, MKP gerilla saflarında yer almış, hapishane ve işkence görmüş, 19 Aralık cezaevi katilamından sağ kurtulmuş, ardından aylarca ölüm orucu yapmış… Bedeni için ‘cezaevinde yatamaz’ tanısı konularak serbest bırakılmış… Ailesini alıp geldiği Fransa’da üzerine inşaat molozu düştüğü için hayatını kaybetmiş… Mahir, 2012 yılında inşaat kazalarında yaşamını yitiren Türkiyeli göçmenlerin 12’incisi oluyor. Savaşlardan, yangınlardan, ateş cenberinden çekip çıkmayı bilmiş bir ömür bir inşaat alanında son buluyor… Şimdi Mahir’in ruhunu sevdikleri uğurluyor… Ve Paris bu hafta çok soğuk… bir türlü nem ve ıslak kaldırımların kirini, kar kaplamıyor… Karın beyazı bu kente yapışmış kiri temizler mi bilinmez… ama kar yağmalı…
Kar yağmalı!
Fransa Gündemi