Geçen hafta AKP’nin sağlık politikaları arakasındaki gerçekleri yazmaya başlamış, konu ile ilgili devam edeceğimi belirtmiştim. Ancak o ‘Kara An’ araya girdi. Ve artık gerek kalmıyor AKP’nin sağlık politikalarını deşifre etmeye. En azından bu hafta içimden gelmiyor.
Vurulan yine BİZlerdik. Kürtler, Türkler, Ermeniler, Asuriler, Çerkezler, Lazlar, Gürcüler ve saymadığım nice güzel halklar. Êzîdîler, Müslümanlar, Aleviler, Hıristiyanlar. İşçiler, emekçiler, mühendisler, mimarlar, doktorlar. Çocuklar, gençler, yaşlılar, anne ve babalar. Ezilenler ve direnenler.
6 Haziran’da Amed’de ve 20 Temmuz’da Suruç’ta vurulan yine BİZlerdik. Hakeza Roboskî ve nice saymaya yer yetmeyen katliam ve soykırımlar. Daha bir katliamın acısı tazeyken yeni katliamlar başımıza geliyor / getiriliyor.
Bir de soruyorlar katil kim? İşte katil, bu güzellikleri sevmeyen, ondan korkan cellatlar. Kandan beslenen caniler.
Nereye kadar? Bu nasıl ve nezaman duracak / durdurulacak? Durdurmak mümkün.
İşte bu noktada şu temel soruyu sorma ihtiyacı duyuyorum: Ne yapmak gerekir?
BİZler sandıklara akın etmeliyiz. Geçen haftasonu o Kara An’ın duyulması ile Avrupa’da yine onbinler olarak sokaklara indik, meydanları doldurduk ve öfkemizi haykırdık. İşte bu öfke, bu direnç ve direniş sandıklara yansımalı. Katilleri tanıyoruz / biliyoruz! İşte bu katil zanlılarının bırakın başkanlık, bir daha iktidar olmamaları için sandıklara akın etmeliyiz.Onları sandıklara gömmeliyiz.
Ve geliyorum yine sağlık konusuna: sağlık diye birşeyden bahsetmek mümkün değil artık Türkiye’de. Ancak sağlık yine bizim elimizde. Sağlıklı ve kararlı adımlar ile sağlıklı günlere gelmenin şansını kaçırmayalım. Sağlıklı günler için yeterki BİZler sandıklara, BİZler meclise.