Ava NEŞE KALP

Her canlının ölümü tadacağı gibi, Erdoğan’a yakınlık kuran her faninin de bir gün arkasından Erdoğan’ın baltasını bileyişini duyacaktır. Sanırım sıra Avrasyacılar ve Putin’de.

Aslında bunu sadece Erdoğan’a mal etmek de insafsızlık olur. Bu, bir Türk devlet geleneğidir. Mustafa Kemal, kendisini Anadolu’ya yollayan Vahdettin’e, kendisiyle en büyük savaşı veren Çerkez Ethem’e, ihtiyacı olan altınları alıp, Batı’yı korkutma işi bittiğinde Karadeniz’de boğdurduğu komünistleriyle Sovyetlere, Lozan’da kendisiyle omuz omuza çarpışan ve sonrasında bütün devlet gücü ile imha etmeye çalıştığı Kürtlere, savaş döneminde göz kırpıp arkasından tüm ibadetlerini yasakladığı Alevilere, altı milletvekili ile ilk mecliste temsil ettirdiği ve sonrasında soykırım yaptığı Dersim’e kadar ve daha da uzatılacak bir dizi benzer fırıldakta görüldüğü gibi, bu devletin kurucu karakterinde vardır.

Yani bizzat kurucusu M. Kemal tarafından başlatılmış bir gelenektir. O da bir Osmanlı subayı olarak “Osmanlı’da oyun bitmez” ile formüle edilen Osmanlı’nın genetiğinden devam ettirmektedir zaten. Şimdi Kemalistler Erdoğan’ın fırıldaklıklarından şikayetçi oluyorlar ama aslında Erdoğan sadece M. Kemal’i taklit eden bir narsist olduğunu göremiyorlar…

Bu yüzden “yurtta sulh, cihanda sulh” koca bir yalandır. Savaş sonrası belli bir güçlenme dönemi için uydurulan Türk tipi sahte bir etiket olan bu söylemdir… Sadece kendilerinin ihtiyaç duyduğu bir süreçtir.

Güya II. Dünya savaşına katılmayan Türkiye’de, savaş için tüm hazırlıklar yapılmıştır aslında… Milli şefin bıyıklarına kadar hazırlanılmıştır... Bu nedenle de Hitler ilerlerken tüm solcuları hapse attıran "Milli Şef" İnönü, Hitler’in kaybetmesi ile Hitler modeli bıyıklarından ve “Milli şef” lakabından usulca sıyrılarak, ve de solcuları bıraktırıp birkaç sağcı yazar çizeri içeri attırarak tilkilikte tavan yapar o dönem. Dolayısıyla bu örnekte olduğu gibi, sulh hikayesi sadece kurnazca pusuda bekleme zamanıdır Türk devlet lügatinde...

Alman derin devleti ve Türk derin devletlerinin ta eskiden başlayan karanlık iş birliği bugün de devam ediyor. Dersim’de Kürtlere kaşı kullanılan gazlar ve son yıllarda Alman silahlarıyla yıkılan Kürt kentleri, Almanya’da Kürt kurumlarına yönelik baskılar…

Türkiye’ye uygulanan silah ambargosu Merkel’in ani Türkiye ziyareti ile hemen son buldu bildiğimiz gibi. Bu ziyaret sonrasında Erdoğan’ın ses tonunu yükseltmesi, hafifçe Putin’e diklenmesi ve Suriye topraklarına yığınak yapması arasında bağ kurmak için fazla zeki olmaya gerek yok tabi.

Mesela Almanya, İngiltere ve Fransa’nın Erdoğan’ı Suriye’ye saldırttığı, oradaki yönetimi değiştirme ve mültecileri geri oraya yerleştirme karşılığında onu destekleme önerisinde bulunup bulunulmadığı, geçmişte buna hayır diyen Erdoğan’ın bu teklifi kabul edip etmediği biçiminde bir soru var etrafta. Ziyaret sonrası gelişmelerden ve mevcut durum bunun gerçek olma ihtimalini hayli yükseltiyor gerçekten…

Türk devletinin işlediği insanlık ve savaş suçlarına dair tek laf edilmemesinin arkasındaki şey ne? diye insan bayağı bir merak ediyor. Suriye’ye saldırması karşılığında Kürtlere karşı yapılacak katliam ve soykırımlarını görmezden gelme sözü verildi mi? şeytan diyor ki onu da merak et… Avrasyacıların defterlerinin dürülmesi gibi konular da masaya kondu mu? Valla merak ediliyor haliyle…

Savaşsız yaşayamayacak hale gelen Erdoğan’ın bu zaafından yararlanarak Türk ordusunu Suriye’ye saldırmaya ikna edenlerin çantasında cihatçılardan kurtulma yönü de var mı? diye başka bir soru da kurcalıyor akıllarımızı mesela…

İyi ihtimalle savaşı onlar sayesinde kazanmak, ama en kötü ihtimalle de onların ölümünü sağlayacak mükemmel bir ortam sağlanmış olmayacak mı? Ne de olsa bu beyinleri yıkanmış ve suç makinasına dönüştürülmüş yoksul çocuklarını savunacak kimse olmayacak, hatta varlıklarının eksilmesinden dahi kimsenin haberi olmayacak.

Böylece ölülerinin bile sayılmadığı “Muhammed’in ordusu”, ‘birkaç şehidimiz’ ile iş kapatabilir, Avrupalılar başta olmak üzere tüm dünya bu ölüm ve suç makinalarından kurtulmuş olabilir bir ihtimal. Silah bizden, can sizden…Erdoğan’ın onları ileride tüm dünyaya karşı kullanma eğilimi, kabiliyeti ve isteği de düşünülmüştür bu arada diye düşünüyor insan…

Böylece beraber dondurma yalayan Karadeniz tilkisi ile Sibirya kutup ayısının Arap çölü arenasındaki dansı bir hayli meraklı geçecek gibi görünüyor. Tilkinin sponsorları ona Kürt’ün tavuğunu çalma hakkı karşısında, kutup ayısıyla dansı görevi bakalım nasıl geçecek… Hep beraber göreceğiz.