Türkiye’de yeni bir yönetim ve devletleşme süreci yaşanıyor. Mevcut iktidarın dünyayı okuma biçimi ve hedefleri hem Türkiye açısından hem Ortadoğu ve Balkanlar açısından hayati bir önem taşıyor. Şu anda iktidardaki Erdoğan diktası Türk devletinin bir var olma-yok olma mücadelesi verdiğine inanıyor ya da bu durumu diktasını sürdürmenin aracı olarak ifade ediyor.

Yeni Türk devleti gerçeği son bir yıldaki gelişmelerle artık net bir tablo olarak karşımızda bulunmaktadır. Erdoğan diktatörlüğü adım adım Türkiye’deki bütün demokratik dinamikleri ezerek, bastırarak kendini kurumlaştırmıştır. Bu gün artık bu durumun verdiği özgüven ile bütün ajandasını ortalığa dökmektedir. Tehdit, şantaj, savaş, işgal niyet ve hedeflerini açıktan ifade etmektedir. Birinci hedef olarak şu anda Türkiye-Kürdistanı’ndaki-Bakur-direnişi ezmek ve sonra da Suriye-Kürdistanı-Rojava- ve Irak-Kürdistanı’ndaki-Başur- gelişmeleri engellemek olarak görmekte ve buralara yönelik hamleler geliştirmektedir. Öncelik olarak Ortadoğu demektedir. İkincil olarakta Balkanları, Yunanistan adaları başta olmak üzere Kıbrıs ve Bulgaristan’ı görmektedir. 

Türkiye gerçeğini doğru anlamak ve buna uygun politikalar yürütmek Ortadoğu, Balkanlar ve Avrupa’nın güvenliği açısından büyük bir zorunluluk halini almıştır. Avrupa Birliği ve tek tek Avrupa devletlerinin bugüne kadar yürüttüğü ikiyüzlü ve idareci politikaların sonucunda mevcut tehdit ortaya çıkmıştır. Dünyadaki en haksız suçlamayı PKK’yi ‘terörist örgütler listesi’ne alarak yapan Avrupa Birliği ve ülkeleri bununla bu günkü diktatörlüğün ortaya çıkmasında ona en büyük katkılardan birini yapmıştır. Erdoğan diktası artık sadece Kürtler açısından bir tehlike değil bu kendileri açısından da ciddi bir tehdite dönmüştür. 

Avrupa Birliği ve ülkeleri eğer hızlı adımlar atarak başta PKK’yi terörist örgütler listesinden çıkarma olmak üzere gerekli adımları atmaz ise Erdoğan diktatörlüğünün yıkıcı sonuçları sadece Kürtlere ölüm getirmeyecek aynı zaman da Avrupa medeniyetinin kendini inkarı ve güvenliğinin de sonu olacaktır.

Avrupa Parlamentosu’nun (AP) aldığı Türk devleti ile görüşmeleri dondurma kararı oldukça yetersiz bir karardır. Avrupa Parlamentosu dondurma kararı yerine askıya alma kararı almalıydı ve mevzuat bunu gerekli kılıyordu. Bu karar bile Avrupa’nın hala Erdoğan diktatörlüğünün değirmenine su taşıyan yaklaşımını aşamadığını göstermektedir.

Sürecin bu şekilde yürütülmesi mümkün değildir. Avrupa Birliği bir diktatör sevdalısının bu şekilde vazgeçirilemeyeceğini çok iyi bilmektedir. Eğer süreç içerisinde ekonomik ambargo başta olmak üzere siyasi ambargolar ve uluslararası kurumlardan tecrit yaptırımları yaşama geçirilmese Ortadoğu, Balkanlar ve Avrupa bunun ağır bedelini ödemek zorunda kalacaktır. Erdoğan ve sözde hükümetinin yaptığı açıklamalar bu durumu en açık biçimde ortaya koymaktadır.

Avrupa Birliği artık pansuman ve idareci politikalarla bu süreci götüremeyecektir. Avrupa medeniyeti demokrasi, insan hakları, özgürlük değerlerine mi sahip çıkacak? Yoksa Erdoğan diktatörlüğüne göz yumarak onun güçlenmesine destek vermeye devam mı diyecek?

Karar anı gelmiştir.