Bütün dünya yeniden kuruluyor; mevcut bütün kodlamalar bir anda karşılıksız kaldı; Her şey yeniden tarif ediliyor. Eskiden dost olanlar bir anda birbirinin düşmanı haline geldi, muazzam kaotik bir süreçten geçiyoruz, kimileri buna kaos aralığı da diyor!

 NATO diye bir kurum var ama var olan NATO eski NATO değil, Avrupa Birliği de eski Avrupa Birliği değil, Amerika eski Amerika değil, Çin eski Çin değil, Rusya eski Rusya değil. Türkiye Cumhuriyeti eski Türkiye değil, Ortadoğu eski Ortadoğu değil; Kürtler eski Kürtler değil!

Ama yukarda tek tek sıraladığımız ülkelerin bundan sonra dünyada ve bölgelerindeki rollerinin ne olacağını, kimlerle birlikte kime karşı mücadele edeceklerini, kimin kazanıp, kimin kaybedeceğini henüz bilmiyoruz!

Bundan sonra ne olacağını, tarafların kararlılığı, aklı, ahlakı, sağlam duruşu, davasındaki haklılığı belirleyecek. Sadece haklı olmamız yetmez, sadece kararlı olmamız da yetmez! Hem haklı olmalıyız hem de kararlı ve cesur, yoksa tıpkı bu yüzyılın başında olduğu gibi hepimiz birden kaybederiz…

1929 krizinin yarattığı travma bir türlü çözülemediği için bütün dünya hızla İkinci Dünya Savaşı’na doğru sürüklendi. Aradan 8 yıl geçmesine rağmen 1937 yılında ABD ekonomisi bir türlü durgunluğu aşamıyordu, yaşanan sadece ekonomik bir sorun değil, ekonomik sorunları da içeren ama onu çok aşan tür toplumsal bir travmaydı….

Aslında birçok ülke bu sıkışmışlık hali nedeniyle bir tür kolektif deprasyon yaşıyordu. Ancak bu kavramın yarattığı olumsuz çağrışımlar nedeniyle mevcut durum dönemin ABD başkanı “Roosevelt” tarafından “depresyon” olarak değil, “resesyon” olarak tanımladı. Literatürde o günden beri ekonomik faaliyetlerdeki azalışa “resesyon” diyoruz. Bunun bir uzun süre devam etmesine ise “depresyon” diyoruz.

Hemen bir yıl sonra ise mevcut tıkanıklığı aşamayan uluslararası sistem Hitler eliyle kendini İkinci Dünya Savaşı’nda buldu. Bu kadar uzun süreli bir tıkanıklık savaşsız aşılamamıştı. Milyonlarca insan İkinci Dünya Savaşı’nda yaşamını yitirdi…

Belki aynı koşullardan bahsetmek doğru değil ama günümüzde de 1929 koşullarıyla benzerlik gösteren bir durum yaşanmaktadır. 2008 krizinden günümüze 7 yıl geçmesine rağmen dünya ekonomisi küresel düzeyde sürekli bir durgunluk dönemi yaşıyor. Kimi ekonomiler belki küçülmüyorlar ama neredeyse sıfıra yakın büyüme rakamları ile karşı karşıyalar…

Neredeyse bütün dünyada merkez bankalarına havale edilen dünyayı kurtarma görevi istenilen sonucu vermedi. Uygulanan genişlemeci politikalara rağmen gerçek anlamda sürdürülebilir bir büyüme ve refah artışı sürecine girilemedi.

Son 7 yıldır sert düşüşler hemen sonrasında kısa süreli düzeltmeler, sonra yeniden başa döndüren sert düşüşler yaşıyoruz. Genel beklenti dünya ekonomisinin hızla depresyona yaklaştığı ve bunun bütün herkese ağır bir bedel ödeteceği yönünde ortaya çıkıyor…

Uzak Asya’da, Ukrayna’da, Suriye’de, Irak’ta neredeyse bütün bölge ülkeleri ve küresel güçlerin dahil olduğu çatışmaları ve savaş halini biraz da buradan okumalıyız. Son 7 yıldır durgunluktan çıkamayan küresel ekonominin büyük aktörleri yukardaki adını saydığımız çatışma bölgelerinde yeniden paylaşım mücadelesi veriyorlar…

Rusya’nın Suriye’de askeri inisiyatif almasından hemen sonra; Çin’de mevcut Suriye hükümeti lehine açıklamalarda bulundu. Halbuki neredeyse beşinci yılına girecek olan iç savaşta; Rusya ve Çin’in bizzat sahada askeri inisiyatif alacağını kimse beklemiyordu…

Karşılıklı hamleler sadece askeri/politik sahayla da sınırlı kalmıyor. Rusya ve Çin bir yandan kendi aralarındaki ekonomik iş birliğini artırırken aynı zamanda ödemeleri de Dolar cinsinden değil kendi para birimleri ile yaparak, Dolar’ın uluslararası ticaretteki hegemonyasını kırmaya çalışıyorlar. 

Çin ısrarla Yuan’ın SDR’ye alınmasını istiyor; bu yolla uluslararası ticaretin Dolar dışı para birimleri ile de yapılabilmesinin, kendi parasının da merkez bankalarında rezerv para olarak kullanılmasının önünü açmaya çalışıyor

Böyle dönemler hem muazzam riskli dönemlerdir hem de içerisinde olukça önemli olanaklar barındırırlar. Bir anda her şeyin zıttına dönüşebildiği, hem muazzam olanakların hem de risklerin aynı anda olduğu bir dönemden geçiyoruz.

Bu dönemi irademizle, mücadele azmimizle, aklımızla, şansa dönüştürmeliyiz. Birliğimizi güçlendirmeli, kurumlarımızı tahkim etmeli, yüreğimizde patlayan bombalara inat barış şehitlerimizin anısına, “ısrarla, inadına barış, inadına özgürlük, inadına HDP” demeliyiz.