Siyasete yeni tanımlamalar girdi. Eskiden devleti çeteler, derin yapılar, ‘Ergenekon’lar vs yönetirdi; şimdi ise devlet kasetler ile yönetiyor. İngilizlerin sözlüklerine resmen almayı düşündükleri ‘selfie’ sözcüğü gibi Türk Dil Kurumu da ‘kaset cumhuriyeti’ sözcüğünü resmen Türkçe sözlüğe yeni bir sözcük olarak yazdırabilir.

Cumhuriyet çete cumhuriyetinden ‘kaset cumhuriyeti’ne dönüşümü hızla yaşarken artık hepimizin yeni bir oyuncağı oldu. Eskiden ‘kimler derin devlet ile ilişki içindedir’ diye çözmeye çalışırken, şimdi ise ‘kim ya da kimler kasetçi cemaat üyeleridir’ diye çözmeye çalışıyoruz.
Anlaşılan devleti yönetenlerin, bir halkın seçtikleri olarak görünenlerin dışında bir de şantaj-kaset üzerine kurulu, devlete oturmuş, görünenlerin yani seçilmişlerin onayı ve bilgisi dahilinde önemli kurumları ele geçirmiş görünmeyen(!) ‘kaset yöneticileri’ var. Bildiğiniz gibi bunların diğer adı da Cemaat ya da Hizmet grubu.
Görünen tablo ya da yaratılmak istenen tablo bu. Ordu ve MİT AKP’nin. Polisin bir kısmı ve yargı kasetçi-cemaatçilerin elinde. YÖK kimin elinde henüz belli değil. Basın da bölünmüş. Ama her şeyden önemlisi Erdoğan yine mağdur!
Bu defa kaset mağduru. Cemaatçilerin mağduru.
Cemaatin elindeki 10 kaset kimlere ait, Erdoğan’ın hangi danışmanı ya da bakanı bu kasetlerde olağan dışı(!) sex yaşamış, kimler cemaatçi? Kimler Gezi Direnişi’ni örgütledi? Kimler MİT Başkanı Hakan Fidan’ı tutuklatmak istedi? Kimler Oslo Görüşmeleri’ni açığa çıkardı? Kimler ‘KCK Operasyonu’ başlattı ve onları hala esir tutuyor? Kimler Roboskî’de 34 insanımızı öldürdü? Kimler Sakine, Rojbîn ve Leyla’yı Paris’te katlettirdi? Kimler gerilla mezarlıklarını yıkıp provokasyon yaratmak istiyor? Kimler Gever’de üç insanımızı hedef alarak öldürttü?
Bu sorular katlanarak çoğalır. Yeni oyuncağımız bir hayli zamanımızı, enerjimizi ve dikkatimizi alacak. Bütün kötülüklerin nedeni ‘görünmeyen bir el’ olacak. Ve bütün olanların da bir mağduru olacak ki tablo tamamlansın. Mağdur ne kadar çok mağdur ise gizli el o kadar çok güçlü izlenimi verir, güçlü olmasa da. Mağdur ne kadar çok güçlü ve kudretli ise gizli el onun iki katı kadar kudretlidir, gerçek böyle olmasa da. Toplumsal algının işleyişi paranoyak bir algıya dönüşür. Artık toplumsal paranoya işlemeye başlamıştır.
Kapalı ve yasaklı toplumlarda en cazip olan şey gizli ve mistik olandır. Kitlesel ve bireysel paranoyanın ve mistisizmin kuvvetle beslendiği toplumsal yapıların özelliği,  bireyselligin (ben kültürü) değil, biz kültürünün (grup kültürü) egemen olmasıdır.  
Toplumsal algının toplumsal paranoyaya dönüşmesinin temelini kültür biçimi belirlerken motoru da gizliliktir. Gizlilik ne kadar çok olursa, toplumsal algının paranoyaya dönüşmesi de o kadar hızlı olur.
Paranoyak algılama ve kurgu gerçeğe ne kadar yakın ise, işleyişi de o kadar çok etkili olur. Gerçeğe yakınlığını sağlayan, zeka, bilgi ve deneyim çokluğudur. Kurgulama ve olaylar arasındaki bağlantı gerçeğe ne kadar yakın ise o kadar inandırıcıdır. İnandırıcı olmadığı yerde gizli el, olağanüstü güç devreye girer. İşte paranoidi budur.
Gerçi Türkiye’de toplumsal algıyı paranoyaya dönüştürmek için fazlaca bir zekaya ya da derin bir bilgi birikimine de ihtiyaç yoktur. Tek bir örnek sanıyorum yeterlidir. TC kurulduğundan beri yapılan bütün katliamlar “derin devlet” paranoyası altında gizlenip, devletin yaptıkları hep aklanmadı mı? Hala büyük çoğunluk tarafından Hrant Dink’in katli ya da Roboskî Katliamı böyle algılanmıyor mu? Doğrusu ne olursa olsun, katilleri aklayan yapı devlet değil mi?
Çok gerilere de gitmeye gerek yok. “Faili meçhuller” dönemi diyoruz. Daha doğrusu diyorlar; Kürtler çoğunlukla demiyordu. Çünkü o dönemde Kürdistan’daki katliamlar böyle tanımlandı, böyle yansıtıldı medya tarafından. Kitle inandırıldı, ‘derin devlet’ olduğuna... ‘Devletin yüzeyi temiz; ama derini katliam yapıyor’ inancı medya tarafından bilinçlice topluma sindirildi. Toplumsal paranoyak algı işte budur.
Ergenekon Davası açıldı. Bir dönemin bütün kötülükleri ve katliamları Ergenekon Davası ile iki aptal generale yüklendi. Kısacası TC, Kürdistan’da aklandı, Ergenekon davası sayesinde.
Oysa Türk medyasının ‘generalleri, amiralleri’ gitsin Amed’e ve çok değil 9 yaşındaki bir çocuğa sorsun “Ergenekon nedir?” diye. Alacağı yanıt hiç kuşkunuz olmasın şöyle olacaktır: “Ergenekon eşittir TC”
Aynı amiraller, yeni yetme ‘yeşil’ subayları ile Gever’e gitsinler ve sorsunlar: “Paralel devlet nedir” Alacakları yanıt değişmeyecektir: “Paralel devlet eşittir TC”