Benim de asılı kaldığım haber „Cübbeli” olarak bildiğimiz Ahmet Mahmut Ünlü’nün tutuklanması oldu. Kendisine „sapık” dediğim bir radyo yayınında, RTÜK „uyarı” göndermiş ve „Cübbeli’den özür dilememi” istemişti.
Diledim tabii. Hem de çok eğlenerek. Çocukların barbi bebeklerinden tahrik olan bir adama sapık dememin yanlışlığı da neymiş diye düşünmedim bir daha, ama bu özür vesilesiyle 3 kez daha üstelik „mecburen” sapık diyecektim. Dedim. „Sevgili dinleyiciler, geçen pazartesi şu şu konulu haberde oyuncak bebeklerin erkekleri tahrik ettiğini söyleyen Cübbeli Ahmet’e ‘sapık adam, 2 yaşındaki çocuklardan da etkilenirsin, sen’ dediğim için RTÜK tarafından özür dilemem istenmiş. Bu vesileyle kendisine ‘sapık adam, 2 yaşındaki çocuklardan da etkilenirsin, sen’ dediğim için „özür dilerim.”
Nihayet RTÜK’ün de bana bir özür borcu olduğunu kendilerine anımsatayım. Şimdi kadın ticaretinden ve üstelik „fuhuş“ için kadın ticaretinden tutuklandı ve 300 seks kasedi ile bir sürü telefon konuşmaları ortaya çıktı, çarşaf çarşaf yayınlanıyor hepsi de... Ama arka plandaki hikaye, sivri dilli Ahmet Mahmut Ünlü, nam-ı diğer Cübbeli’nin yasak sularda kulaç atması. Fethullah Gülen’e, AKP’ye izledikleri siyaset nedeniyle „dil uzatması.” Kürtler ve Aleviler için yansınlar, soyları kırılsın fetvaları dizen Gülen’in kendisine had savaşı açmış birine kulak tıkaması beklenemezdi. Onun için de „insan içine çıkamaz hale getirin” falan demiş olmalı.
Sosyal medyadaki yansımasına göreyse kaset işindeki hasmı bir diğer ünlemli Adnan Oktar. Oktar „adamın filmini de izledim... Yahu ne cesaret... Montaj filan olsun, resimler flu olsun diye geçirdim ama bu basbayağı o! Çarşafa dolanarak eve giriyor...” diyor, muammanın varlığına dokunan alaysı bir gülüşle. Gücün, iktidar olmanın ve efendilik etmenin kavgası, ikisi arasındaki. Her ikisinin de zaafı para, kadın ve şöhret. Her ikisi de dünyayı dini açıdan yorumlama, modernize etme derdinde. Her ikisi de lüks yaşamını göstere göstere yaşama meraklısı. Medya alanında etkinlikleri yüksek. Birinin kanalı var diğerinin ise kanalları... Biri devletin gölgesi altında, sinik. Diğeri devletin koruması ile rahat (idi)... 500 bin liralık sosyete cipe binilir, jet ski ile pozlar verilir, Osmanlı mimarisi egemen dublelüks evlerde ikamet edilir...
Yabancısı değiliz bu devletin, bu yönlü icraatlerinin ama Cübbeli’nin durumu bi başka. Akif Beki oturmuş „yazık değil mi adama, fazlaca üstüne gidilmedi mi” diyor, Prag’da Ortaçağ döneminin işkence aletlerini sıralıyor ve Cübbeli’ye bugün giydirilenin „Nürnberg Bakiresi” olarak bilinen bir tuhaf elbise olduğunu söylüyor. İsabetli. Cübbeli gibi inancı uçkuru ile izah eden bir enteresan „mümin”in elbisesinin de bakire olması onu sevindirmiştir, kuşkusuz.
Ahmet Taşgetiren de gayet kıyıdan kıyıdan yazmış Cübbeli’yi. Ama güzel bir notu var: „Denir ki İslami hizmet alanında üç büyük sınav vardır: 1- Şöhret, 2- Para, 3-Cinsellik...
Cübbeli üç sınavdan da daimi ikmalde...
Başbakan Erdoğan başbakan olduktan sonra parada, Fethullah Gülen ise yansıdığı kadarıyla şöhret ve parada kendini ziyadesiyle açık etmiş görünüyorlar...
Aynı kulvarda, aynı cümlelerin sahipliğiyle aynı kitleye hitapla savaşmak yorgun düşürür insanı. Dolduruverirsin bir kaset, çekiverirsin ipi, ne yorgunluk kalır ne eziyet...