Katar krizi ve Suriye iç savaşını yazmaya devam ediyoruz. Dünya gündemi bu birbirine bağlı krizlere kilitlenmiş durumda. Dolayısı ile yazmaya, yorumlamaya kimi sonuçlar çıkarmaya devam edeceğiz.
Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) üyesi ülkelerin Katar’a verdikleri ve 13 maddede sıralanan talepleri arasında, Türkiye’nin Katar’da asker bulundurma ve üs elde ettiği ikili anlaşmaların iptali de var. Katar’dan önce Türkiye’nin bu şartları ağır bulması ise tirajikomik. Araplar arasında vuku bulan bu krize Türkiye’nin canhıraş dahil olması KİK üyesi ülkelerde tepkiyle karşılandı. Türkiye, cumhuriyet dönemi geleneksel dış politikalarının dışında ve bu politikalara taban tabana zıt bir yol izliyor. Uluslararası gözlemcilerin “neo Osmancılık” diye nitelediği gerçekçilikten uzak bu yaklaşım başkanlardan Arap yarımadasına uzanan bir alanda “ Osmanlı hayalini” canlı tutmaya çalışan maceracı bir yaklaşımdan öteye gidemez.
Türkiye’nin “stratejik ortak ABD” ve Rusya Federasyonu arasındaki pragmatik dansı, ne koparsam kardır yaklaşımının başarı şansı yoktur.
“Minbic’e girerim, Rakka’yı alırım” tehdidi Suriye’de işleri daha da zorlaştırmaktan başka bir amaç taşımıyor olsa gerek. ABD ve Rusya Federasyonunun bu yaklaşımı görmezlikten gelmeleri düşünülemez. Birde İdlib’e asker gönderme tartışması varki bu açıkça komşu devletin “egemenlik” haklarına son vermek anlamına gelir ki bunun uluslararası literatürdeki adı “işgaldir”.
Türkiye’nin Efrin üzerindeki saldırıları hem ABD’ye ve hem de Rusya’ya “bak ben her an oyunu bozar, dengeleri değiştiririm” mesajını içermektedir. Bu hamleler Suriye krizinin derinleşerek devam etmesinden başka bir işe yaramaz.
ABD Savunma bakanının Rakka operasyonu sonrası KÜRTLERE silah yardımının devam edeceğini söylemesi, stratejik ortağın bu “oyun bozan” tutumuna bir yanıt olsa gerek.
Türkiye içinde bulunduğu bölgede sorunlu ve maceracı bir dış politika izliyor. AB ile ilişkiler koptu kopacak. AP gelecek hafta, Strasbourg’ta Türkiye raporunu görüşecek. Sonucu tahmin etmek son derece kolay. AP, Türkiye ile yürüttüğü “üyelik müzakerelerinin” durdurulması kararı alacak. AB için bu karar elbette önemli. Hiç kuşkusuz böyle bir karar güncellenmesi gündemde olan “gümrük birliği anlaşması“ müzakerelerinde etkileyecek. Tam da AB Türkiye ilişkileri düzelme yolunda diyenlerin bu umudunuda yok eden, AB ile yeni bir kriz kapıda.
Avrupa Konseyi, cezaevindeki gazeteciler ve insan hakları ihlalleri konusunda “izleme süreci” mekanizmalılarını devreye sokmayaya başladı. Avrupa Konseyi (AK), önümüzdeki dönemde daha somut adımlar atmaya, baskıyı ve denetim sürecini daha etkili kullanacaktır.
Bütün bu dış gelişmelere rağmen Türkiye’nin demokratik dönüşümü esas olarak içeride, güçlü ve kesintisiz adalet, özgürlükler ve demokrasi mücadelesi ile mümkün olacaktır.