Muhammed KAYA

Berlin sokaklarında yürürken birden karşıma Marx ile Engels’in heykelleri dikiliyor. Marx oturmuş, Engels ise ayakta, dimdik bakıyorlar. Nedense bir an “Katı olan her şey buharlaşıp havaya karışıyor, kutsal olan her şey dünyevileşiyor ve sonunda insanlar kendi hayatlarının gerçek koşullarıyla ve diğer insanlarla ilişkileriyle yüzleşmeye zorlanıyorlar” sözlerini anımsıyorum. Eywax, acep bugünleri görüp mü etmişlerdi o sözü?

Rivayete göre Türkiye başkanı Erdoğan cumhurbaşkanı Erdoğan’ı Türkiye Varlık Fonu’nun başına atamış! Hatta bununla yetinmeyip Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın damadı ve devlet-i âlimizin Hazine ve Maliyesi’nden sorumlu bakanımız Berat Albayrak’ı da başkan yardımcısı yapmış Türkiye Varlık Fonu’na. Bundan kelli Ziraat Bankası, BOTAŞ, TPAO, PTT, Borsa İstanbul, TÜRKSAT, Eti Maden, ÇAYKUR, THY, Türk Telekom gibi kurum ve kuruluşlar kayınpeder ve damadın koordinasyonunda yönetilecek. Bu durum karşısında 81 milyon TC vatandaşından, oydaşından biri olarak birkaç soru işareti ile boğuşmaktayım.

Birincisi, neden Merkez Bankası bu atamadan muaf tutulmuş? Açıkçası Merkez Bankası’nın bu atamadan muaf tutulması ve uluslararası piyasa derecelendirme kuruluşlarınca karne notu her geçen gün düşürülen, ABD’de hakkında soruşturma bulunan, kuvvetle muhtemel ceza yiyecek olan Halkbank gibi sorunlu bir bankanın başına Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın atanması Başkan Erdoğan’ın kurduğu bir tuzak olduğu sorusunu beynimde uyandırmaktadır. Ayrıca Merkez Bankası’nın faiz artırımına gitmesi, faizleri yüzde 24’lere kadar çıkarması cumhurbaşkanı Erdoğan’ı boşa düşürme hamlesi olarak okunabilir! "24 Haziran’da siz bu kardeşinize yetkiyi verin, ondan sonra bu faizle, şunla bunla nasıl uğraşılır!” göreceksiniz diyen cumhurbaşkanı Erdoğan’a karşı başkan Erdoğan’ın desteklediği Merkez Bankası’nın faiz artırımı mutlak bir lobi işidir! Neyse ki cumhurbaşkanı Erdoğan Merkez Bankası’na karşı sabrediyor! Başkan Erdoğan’ı kastederek “diyor ya bağımsızlık, haydi buyur bağımsızlık. Bağımsızlığın neticesini göreceğiz. Şu an şahsen benim sabır safhamdır ve bu sabır bir yere kadar” ifadelerini kullandı. Sevgili okur, oyun büyük yani!!

İkincisi, Akbank, Garanti Bankası ve İş Bankası’nın kapısına dayandığı Türk Telekom gibi batık geminin dümeninin cumhurbaşkanına verilmesi, daha da önemlisi cumhurbaşkanı ile damadı Berat Albayrak’ın yönetim kurulu üyelikleri süresince tek kuruş almadan bu işi yapacak olmaları devlet içerisinde çok ciddi bir kavganın olduğunu gösteriyor. Üçüncüsü ve daha önemlisi devletin tepesinde bir liderlik kavgası olduğu görülüyor ve Türkiye yeni bir dönem yaşıyor. Kulislere yansıyan bilgilere göre “Lider kim olacak, yeni Türkiye’nin patronu kim?” tartışması alevlenmiş bulunmakta. İçerideki kavga, atama, uzaklaştırma cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘karşı çıkması’na rağmen faizlerin artması olarak yansıyor. Devamı da gelecek.

Dördüncüsü, Türkiye içindeki kavga Başkan Erdoğan’a bağlı milli istihbarat ile Erdoğan’a bağlı MİT arasındaki çekişme Ankara’daki güç savaşına da yansımış bulunuyor. Anlaşılan Başkan Erdoğan yaptığı atamalarla liderliğini tescillemek istiyor; cumhurbaşkanının faaliyetlerini biliyor ama dar manada müdahale etmeye çalışarak tepkileri çekmek istemiyor. Bu atamalarda göründüğü üzere bundan sonra görünürde emri başkasının verdiği ortaya çıkacaktır. Zaten kimi gizli görüşmelerde Cumhurbaşkanı Erdoğan “Ben yaptırmıyorum, bakın iyi adam benim, bana ne iş verilse onu yapıyorum.” Öte yandan Başkan R.T. Erdoğan, ise cumhurbaşkanına ithafen “oradaki beyefendi, 'bu ülkenin patronu biziz' diyor. Ya ben patron değilim zaten. Benim ülkemin patronu millettir… Sen daha demokrasiyi anlamamışsın, bence demokrasiyi öğren. Bir defa 'patron benim' demek, milletine saygısızlıktır. Zaten biz bu ülkede hiçbir zaman patron olmadık, biz bu ülkede efendi de olmadık" diyerek cumhurbaşkanı Erdoğan’a mı mesajı veriyor acaba?

Beşincisi, cumhurbaşkanı için canını feda edecek Yiğit Bulut’un Türkiye Varlık Fonu yönetim kurulu üyeliğine son verilmesi kavganın bir başka boyutunu gösteriyor. Neden Başkan Erdoğan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yakın ne kadar yerli ve milli unsur varsa devletten uzaklaştırmaya çalışıyor?

Devletin merkezindeki kavga taşraya da yansımış bulunmaktadır. Balık baştan kokar misali merkezde başlayan iktidar çatışması taşrada karşılığını bulmuş. Örneğin Edirne'de aynı lojmanda oturan cumhurbaşkanına yakınlığı ile bilinen vali yardımcısı Şenol Levent Elmacıoğlu ile hemen her ortamda başkan Erdoğan’ı göğsünü gere gere savunan vali yardımcısı Mustafa Karslıoğlu, iddiaya göre kedi yüzünden tartıştı. Ancak Edirne valisi tarafından istenerek olaya dahil olan mülkiye müfettişinin yürüttüğü idari soruşturmada meselenin özünün kedi olmadığı, her iki vali yardımcısının atama beklediği, merkeze çağrılma kaygısı güttükleri açığa çıkmıştır.

İstişare geleneği olan bir devletiz. Devlet-i ali’nin hangi esaslara göre yönetilmesi meselesi siyaset yazarlarınca genişçe işlenen bir meseledir. Nasihatnamelere göre devlet idaresinde konunun uzmanı, akıllı ve bilgili insanlara danışılarak yol alınmalı ve karar verilmelidir. Bu çerçevede Osmanlı’dan günümüze değin ve AKP’nin 16 yıllık süre-i devriyesinde siyaset düşüncesinde akıl ve meşveret kavramları geniş yer buldu.  AKP’nin kurumsallaştırdığı Meşveret meclisleri üzerinden akıllı ve uzman kişilerin istişaresine dayanan idare fikri de Anadolu coğrafyası ile birleşerek kabul görmüş ve ihtisas sahibi bürokratların müzakerelerine dayanan karar alma organlarını işaret ederek bu dönemin ruhunu oluşturmuştur. Yani Başkan Erdoğan’ın ifade ettiği gibi “Bu çatının altında sadece hizmet, huzur, refah var, kardeşlik var.” Yine Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ifadesiyle “Demokrasi de bizim eserlerimiz ortada, hak ve özgürlükler konusunda her şeyimizle ortadayız. Adalet... Dolayısıyla bizim bu noktada bir sıkıntımız yok.” Eksik olan ne diye sorarsanız toplum olarak gerek cumhurbaşkanı Erdoğan gerekse başkan Erdoğan’a bağlı yerli ve milli simgelere dış mihraklar tarafından komplolar, ayak oyunları yapılınca gerekli tepkiyi vermiyor oluşumuzdur.

Sevgili okurlar, dedim ya katı olan ne varsa buhar oluyor. Azizim şu içinden geçtiğimiz zaman dilimi ya da vatan topraklarımızın üzerinde mekan tutan millet olarak yaşamayı arzuladığımız kimilerince modern, başkalarınca post modern nihayetinde post-truth çağda, bu söz anlam bulmakta; tutunacak ve kendimizi meşru bir zemine oturtmamızı sağlayacak tüm değerlerin eridiğine işaret eder durur. Son bir haftada ülke coğrafyasında yayınlanan kararnameler, iddianameler, televizyon ekranlarını kaplayan aydınımsı tiplerin söylem ve eylemleri toplumun katı haldeki buz kütlesinin 1 atm basınç altında kimyagerlerce saptanan normal koşullar altında önce sıvı ardından 100 dereceye ulaşınca gaz haline geldiğine işaret eder. Uçuyoruz çünkü şeyhimiz yok ama müridler uçuruyor.