‘’Büyük lokma ye, ama büyük laf etme“ deyimi, hiç bir şeyi hakiki olmayan, vicdanı boş, bütün hayatı palavra olanlar için kullanılır. Anlamı, attığın palavra büyüyerek top gibi yüzüne çarpar demektir.
Nitekim, Recep Erdoğan’ın İsrail devlet başkanına savurduğu „siz öldürmeyi iyi bilirsiniz“ sözü yüzünde şap, şup sesleriyle herıkleşiyor.
Öte yandan gelmiş, geçmiş Türk general ve hükümetleri, sivil, savunmasız Kürtlerin katlini, „büyük laflarla“ kendilerine yakışan başarı, yangınları da zafer meşalesi olarak gösterdiler. Dün internet sitelerine düşen Türk Genelkurmay eski başkanının sesi, „merdi kıtinin sirkatını“ söylemesinin ötesinde, şaşkınlık içinde yüzünü şamarlamaydı.
General, gerillayı görünce silahını da bırakıp kaçan komutan hikayesini, korkudan mevzi diye kendini yere gömenlerin yer imhasını ve döşedikleri mayını unutup, basarak berhava olan askerlerin dramını anlatıyor, „bir Türk dünyaya bedel“ masalını darmadağın ediyordu.
İsrail meselesine gelince: Seyrettiniz. Davos arenalarını insaniyet gösterisine çevirmek isteyen Recep Erdoğan, gözündeki „martag“ı görmeden, karşısındakine „gözünde çöp var“ demeye kalkışma adına, dişine göre bulduğu İsrail Devlet Başkanı Şimon Perez’i köşeye sıkıştırmış, evirip çevirerek, „çocuk katili“ diye bağırmıştı. O sırada rejimi, Kürt katliamıyla meşguldü. Ama Kürtleri insandan saymıyor olmalı ki, yüzümüze „ölüm meleğinin öpücüğünü“ konduruyor, hızının son virajında, „siz öldürmeyi çok bilirsiniz“ diyordu.
Oysa şimdi, şu sıralarda Ortadoğu’da, Kuzey Afrika’da, Libya’da parmakla gösterilip, „katil“ diye bağrılıyordu. Seslerden biri de Güney Kürdistan şehrinlerinde sokaklara serpiliyordu. „Katil Erdoğan, katil Türkiye“ haykırışları, dalga dalga uzayarak dağlara çarpıyor, yankılanarak göğe çıkıyor, orada Suriye’den yükselen benzerleriyle buluşup, gürleşiyordu.
Ha Suriye mi? Bir parantezle anlatayım: Bunlar yakın tarihte, „dünyayı anladık, uyum sağlıyoruz“ numarasına yatmış, Recep Erdoğan yüzüne yerleştirdiği insaniyet divanesi maskeyle, sağa sola selam çakıp, „medeniyetler arası diyalog“ demeye, bu söylemle ulaştığı herkesi öpmeye başlamıştı. Aynı numaranın devamı olarak, „komşularımızla sıfır problem“ gülücükleri arasında İran’a ortak para sistemini önermiş, Suriye ile „tek devlete geçiş“ provaları yapmış, Yunanistan’a „ebedi dostluk“ demiş, Ermanistan’ı da ihmal etmeyerek kapı açma anlaşması imzalamış, sonraki taklasında dost, kardeş Libya’ya uzanıp, lideri Kaddafi’den „özgürlük madalyası“ almıştı.
Sonra mı? Sonrası ortada. Ermenistan’la savaş halinde. Yunanistan’ın „Türkler geliyor“ korkusundan sınıra yığınak yaptığını dünya medyası işliyor. Kürt düşmanlığı bile İran’la ilişkilere kısa geliyor. Libya’da Amerikan tetikçisi, ayaklanma entrikacısı. Suriye’ye ise „geliyorum ha“ tehditleriyle karışık, içini karıştıma atakları…
Recep Erdoğan’dır bu, ne yapsa, ekmek veren hangi eli ısırsa da yeridir hallerinin delilik örnekleri bunlar. Onur, haya gibi değerleri, hesaba katmak lükstür ki, bunlara pahalıya kaçar…
Recep Erdoğan, Kürt kanı görmek isteyen yandaşlarının ruhunu kan sesiyle huzur şırınga edercesine Kandil dağlarına hücum emri vermiş, Genelkurmayı da dün, Atatürk’ten mülhem „büyük taarruz“un sonuçlarını duyurmuştu. Açıklamanın içeriği kuş kadar aklı, balık kadar hafızası olanları bile inandırmaktan uzak, ama bunlar için tatminkardı. Açıklamaya göre gerilla, sanki düzlüklere çadır kurmuş, sonra onbin metre yüksekten uçan pilotlara, „hadi canikom beni bombala“ mesajı göndermiş, onlar da gereğini yapmış ve 100 kişiyi katletmişlerdi. 
Oysa, üç İsrail büyüklüğündeki dağlar, baştan başa kamptı. Kimse de bomba yağmuruna açık değildi. Ama alışkanlık ve değişmeyen ezber üzere, sivil, savunmasız insanlar, köy, yayla ve orman hedefti. Hedeflerinden biri de, içinde biri altı aylık bebek, öteki dört yaşındaki çocuk, yedi kişinin bulunduğu bir araçtı. Duhok sokaklarında dolaştırılan Türk bayraklarının üstüne bu masum ve mazlumların fotoğrafları monte edilmişti.
Bazan vahşetin de, toplumsal yararları, dinsel ritüelle söylemek gerekiyorsa „hayırlı“ tarafları vardı. Kürdistan sözkonusu olunca, birbirine diş bileyen İran ve TC’nin güç birliğinin amacı açıktı: Kürdistan’ın işgal ve bölüşümü…
 Güney Kürdistan’ı işgaldi. Federal Kürdistan Bölge Başkanı Mesut Barzani, sesini yükselmek zorunda kaldı. Barzani şöyle diyordu:
„TC ile ekonomik ve siyasi ilişkilerimiz var, ama bunlar, ulusal çıkarlarımızın önüne geçemez. Bölgemize yönelik bir savaş olursa, ulusal çıkarlarımızdan taviz vermeyeceğiz. Kazanımlarımız için gereken neyse yaparız.“
Kürdistan’ın genel dayanışması, birliği iyi de, Güney Kürdistan, etrafında dolanıp, aç kurt gibi dişlerini birbirine vurarak, çak çak eden muhtemel katiline ekmek verip, para kazandırarak, onu beslemeye devam edecek mi?