Amed, Suruç ve Ankara’da çocuklarını, kardeşlerini ve eşlerini kaybedenler: ‘’Davutoğlu’nun açıklamaları katliamların itirafıdır. İnsanlığa karşı büyük suçlar işlediler. Kamuoyu Davutoğlu’nun bahsettiği o defterleri açıklaması ve katliamların hesabının sorulması için baskı oluşturmalı.’’
BARIŞ BALSEÇER / STRASBOURG
AKP’nin tek başına iktidar çoğunluğunu ilk kez kaybettiği, HDP’nin parti olarak barajı aştığı 7 Haziran 2015 seçimleri sonrası Suruç ve Ankara Gar katliamları yaşandı. 7 Haziran 2015 - 1 Kasım 2015 döneminin başbakanı olan Ahmet Davutoğlu, bu dört aylık sürece dair, 23 Ağustos 2019 tarihinde itiraf niteliğinde sözler sarfetti. Yeni parti kurma çalışmaları kapsamında gittiği Sakarya’da konuşan Davutoğlu, ”Terörle mücadele defterleri açılırsa birçok insan, insan yüzüne çıkamaz. Gelin hafızanızı bir yoklayın. İleride Türkiye Cumhuriyeti tarihi yazıldığı zaman, eminim en kritik dönemlerden, birkaç aydan biri 7 Haziran ile 1 Kasım arasındaki dönem olarak yazılacaktır” sözleri ile “katliamların devlet eliyle yapıldığı” tartışmalarını tekrardan alevlendirdi.
[caption id="attachment_199388" align="aligncenter" width="658"]
Nilgün Çevik[/caption]
Nilgün Çevik, ağabeyi İzzettin Çevik ve eşi Hatice Çevik ile Urfa’dan Ankara’ya mitinge gelmişti. Başak Sidar Çevik de ailesiyle mitingde buluştu. Saldırıda Nilgün Çevik ile Başak Sidar Çevik hayatını kaybetti.
Davutoğlu’nun kastettiği tarihin hemen öncesinde 5 Haziran’da HDP’nin Amed mitingine yönelik saldırıyla başladı katliamlar silsilesi. Yaklaşık 150 günlük süreçte çözüm süreci sonlandırıldı, sadece Suruç ve Ankara’da 136 kişi katledildi. Davutoğlu’nun açıklamaları vesilesiyle Amed, Suruç ve Ankara’da katledilenlerin yakınları, bu katliamlardan şans eseri sağ kurtulmayı başaranlar ve bu katliamların karanlıkta kalmaması için adalet ve hukuk mücadelesi verenlere ulaştık. İlk bölümde sözü katliamda yaşamını yitirenlerin yakınlarına veriyoruz.
[caption id="attachment_199573" align="alignnone" width="500"]
Başak Sidar Çevik[/caption]
Tehdidin ötesine geçmeli
7 Haziran seçimlerinden iki gün önce Amed’de HDP’nin seçim mitingine gerçekleştirilen bombalı saldırıda 5 kişi yaşamını yitirdi, 400’ün üzerinde kişi yaralandı. Katledilenlerin arasında 17 yaşındaki Ciwan Arslan da vardı. Ablası Ceylan Arslan, Davutoğlu’nun açıklamalarına ihtiyatlı yaklaşıyor ve adalet mücadelelerini sürdürmeye devam edeceklerini belirtiyor. ”Ahmet Davutoğlu’nun bu açıklaması öncelikle birbirlerine yönelik tehdittir” diyen Ceylan, ”Ne oldu da dönemin Başbakanı olan Ahmet Davutoğlu bugün AKP ve Erdoğan’ı tehdit ediyorlar? 5 Haziran – 1 Kasım 2015 tarihleri arasında ne yaptılar ki bu kadar korkuyorlar?” diye sordu.
Kamuoyu baskı oluşturmalı
”Açıkcası ben bu açıklamaya baktığımda, Davutoğlu ve mevcut iktidarın belirtilen tarih arasında gerçekleşen tüm katliamların sorumlusu olduklarını anlıyorum” diyen Ceylan katliamların hesabının sorulması için kamuoyu baskısının önemine vurgu yaptı. Ceylan’ın mesajı şöyle: ”Bu açıklama üzerinden, tüm Kürtlerin, Kürt kamuoyunun bir araya gelmesi gerekiyor. Bu açıklama sadece, belirtilen tarihler arasında işlenen katliamları açıklamıyor. 5 Haziran Amed Katliamı ile başlayan, Suruç, Ankara Gar, Antep Katliamı ve son dört yılda Kürt halkına karşı gerçekleştirilen savaş sürecinin de tümünü itiraf eden bir açıklamadır. Kürt halkına karşı topyekün bir savaş planı devreye konulmuştur. Başta Kürt halkı olmak üzere, demokrasiden yana tüm insanlara karşı büyük suçlar işlemişler. İnsanlığa karşı büyük suçlar işlemişler. Kamuoyuna çağrım, herkesin bu açıklamayı yakında takip etmesi ve Ahmet Davutoğlu’na ‘Davutoğlu açıkla!’ demesidir. Kamuoyu bu katliamların hesabının sorulması için baskı oluşturmalıdır.
Ezgi Sadet, 20 yaşında sanat tarihi öğrencisiydi
Peşini bırakmayacağız
‘5 Haziran ile 7 Kasım arası’ dönemde yaşananları bir tehdit aracı olarak kullanan dönemin Başbakanı Davutoğlu, neler gizlediğini kamuoyuna ve katledilen yüzlerce insanın ailesine, toplum vicdanına açıklamak zorundadır. Ortada planlı katliamlar var. Bu adalet sisteminde işledikleri suçlardan kaynaklı yargılanamayacağını biliyorum. Ama bizler bu işin peşini bırakmayacağız. Kürt halkının da bu katliamları gerçekleştirenlerin peşini bırakmayacağına olan inancım tamdır. Korkuyorlar. Yargılanacaklarından korkuyorlar. Şu an da Amed’deyim. Yine halkımızın iradesi gasp edildi. Sokakta gençlerimiz infaz ediliyor. Her taraf kuşatılmış durumda. Davutoğlu’nun da parçası olduğu savaş siyaseti hala devam ediyor.
Amed mitingine yönelik saldırıda ağar yaralanan 17 yaşındaki Ciwan Arslan hastanede hayatını kaybetti.
Katilleri çok iyi tanıyoruz
20 Temmuz’da Suruç’ta Kobanê’deki çocuklara oyuncak taşıyan gençlere yönelik DAİŞ tarafından canlı bomba saldırısı düzenlendi, 33 kişi katledildi. Suruç’ta katledilen gençlerden birisi de Vatan Budak’tı. Saldırıda ağır yaralan Vatan tedavi gördüğü hastanede 16 günlük yaşam mücadelesini kaybetmişti. İstanbul’da yaşayan babası Murat Budak, ”Suruç Katliamı’nın ilk gününde beri dile getiriyoruz. Bizler, katliam emrini verenleri ve katilleri çok iyi tanıyoruz. Ahmet Davutoğlu’nun bu açıklaması, bizi şaşırtmadı. Katiller, cinayeti işlediği yere geri dönerlermiş. Dönemin Başbakanı ve hala iktidarda olan siyasi yapılanmada şimdi cinayetleri işlediği yere, geri dönüyorlar” dedi. Derâ Zor’da QSD’nin esir aldığı DAİŞ’in Türkiye Emiri İlyas Aydın’ın itiraflarına işaret eden baba Budak, ”Katil İlyas Aydın, bu katliamlarla ilgili tüm gerçekleri itiraf etmiş durumda. Bu katliamları gerçekleştirirken, kimler tarafından yönlendirildiklerini, MİT ve Türk Polisi’nin kendilerini nasıl yönlendirdiklerini açıklıyor. Yani taşlar, yerine oturuyor” diye belirtti.
Ankara garında katledilen 17 yaşındaki lise öğrencisi Dicle Deli.
Davutoğlu açıkla
Türkiye’de bağımsız yargı ve adalet olsa, şu anda savcıların Davutoğlu’nun açıklamalarını “suç itirafı” olarak değerlendirip, beklemeden soruşturma açması gerektiğini söyleyen Budak şöyle devam etti: ”Suruç’ta, Ankara’da, Amed ve Antep’te yüzlerce canımızı kaybettik. Ahmet Davutoğlu şimdi bu katliamlardaki rolünün itirafını yapıyor ama şu anda Türkiye’de bulunmayan adaletle kendisini mahkemeye çağırıp, adalet aramak çok zor. Şu anda sadece birbirlerini tehdit ediyorlar. Ama bizler ‘adalet’ mücadelemizden, vazgeçmeyeceğiz. ‘Suruç için adalet, herkes için adalet’ diyoruz. Tüm duyarlı kamuoyunun ‘Davutoğlu açıkla!’ demesini bekliyoruz. Unutmayalım ki, bu katliamda bizler çocuklarımızı kaybettik ama kaybettiklerimiz halklarımız için şehit oldular.”
Her mahkemede dile getirdik
Suruç şehidi Hatice Ezgi Sadet 20 yaşındaydı. Kendisiyle aynı yaşta olan arkadaşı Polen Ünlü ile yan yana toprağa verildiler. Ezgi’nin babası Ali Sadet katliamın ilk gününden bu yana siyasi uzantısının açığa çıkarılmasına dikkat çekmeye çalıştıklarını söyledi. Katliamın hemen ardından Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç’ın ”Neden bombanın patlatıldığı alanda HDP’liler yoktu? Her gün tek tek ulusal yas ilan edersek anlamı kalmaz” sözlerini hatırlatan Sadet, ”Bu açıklamalar, katliamın planlı yapıldığına dair kanıtlardı. Dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu’nun açıklamaları, katliam sonrası kendi partisinin oy oranlarının arttığını söylemesi, katillerin yalnız başına olmadıklarının, bu katliamı birlikte gerçekleştirdiklerinin ipuçlarıydı. Biz bunu her mahkemede dile getirdik” diye ekledi.
Suruç Katliamı’nda ağır yaralanan Vatan Budak, tedavi gördüğü İstanbul’da hayatını kaybetti.
Ellerine bulaşan kanın itirafı
2013 yılında dönemin Başbakanı Erdoğan’ın ”Eğer bir ülkede siviller katlediliyorsa, bunun tek sorumlusu siyasi iktidardır” sözüne de atıfta bulunan Baba Sadet, ”Bu katliamların failleri başta Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere, dönemin Başbakanı, katliamların gerçekleştiği illerin valileri, İçişleri Bakanı’dır” diye belirtti. Bugün ise kendi aralarında iktidar ve rant kavgası başladığının altını çizen Sadet, ”Davutoğlu’nun dile getirdikleri ise bu iktidar ve rant kavgasında tehdit amaçlı kullandığı cümlelerdir. Birbirileriyle hesaplaşma pahasına dile getirdikleri, ellerine bulaşan kanın itirafıdır. Bu bizi şaşırtmadı. Bu katliamların baş mimarları bugün ülkeyi yönetenlerdir” dedi.
”Ancak bundan sonra yeni katliamların yaşanmaması için, başka anne ve babaların göz yaşı dökmemesi için, başka canların yanmaması için hepimizin haykırması gerekiyor” diyen Sadet şu çağrıda bulundu: ”Ahmet Davutoğlu cümlelerine açıklık getirmek zorundadır. Tüm kamuoyunun bu minvalde baskı yapması gerekiyor.”
Yeni gelişmelere gebe olabilir
Suruç’ta şehit düşenler arasında 26 yaşındaki Hogir Özkan da vardı, Cizreli’ydi. Babası koruculuğu kabul etmediği için, göç etmek zorunda kalmışlardı. Abisi Süleyman Özkan Davutoğlu’nun sözleri için ”açık itiraftır” diyor. ”Ortak olduğu suçu, suç ortakları üzerinde bir tehdit unsuru olarak kullanıyor. Dediğim gibi bu suçun ortağı, kendisidir” diyen Özkan şöyle devam ediyor: ”Ama bu bir gelişmedir ve bizim açımızdan önemli bir gelişmedir. Çünkü en azından dönemin iktidar unsurları, çıkar ve de iktidar çatışması yaşadıklarında, birbirlerinin kirli çamaşırlarını da ortaya sermiş olacaklardır. Bu açıklama bu bağlamda yeni gelişmelerin ip ucunu barındırıyor. Açıklamadan da anlaşılıyor ki, katliamın asıl sorumluluları devletin karanlık yüzüdür. Bu anlamda iyi bir kamuoyu baskısı oluşturabilirsek, bunların adalet karşısına çıkarılıp yargılanması da mümkün olabilecektir. Biz Suruç Aileleri İnisiyatifi olarak adalet mücadelemizi sonuna kadar sürdüreceğiz. Katiller adaletin önüne çıkarılıncaya kadar, katliamın hesabı soruluncaya kadar mücadelemize devam edeceğiz.”
Uğur Özkan, gerçek ismi Hogir. Cizreliydi. Suruç Amara Kültür Merkezi’nin bahçesinde toplanan ”düş yolcuları” arasındaydı.
Sorumluları yargı görmüyor
Ankara Tren Garı önünde 10 Ekim 2015 tarihinde düzenlenen Barış, Demokrasi ve Emek mitingine iki DAİŞ’li saldırı düzenledi, 103 kişi barış talebiyle gittikleri Ankara’da hayatını kaybetti. Yaşamını yitirenler arasında 17 yaşındaki lise öğrencisi Dicle Deli de vardı. Babası Faik Deli, ”Ahmet Davutoğlu’nun yapmış olduğu açıklama, yapılan katliamların itirafıdır. Katliamların yaşandığı dönemin Başbakanı ve iktidar partisi AKP’nin genel başkanıydı. Böyle bir açıklamayı sehven söylenmiş, afaki bir açıklama olarak kabul etmiyoruz. Sorumluluk makamının en üstünde görev almış ve ne söylediğini bilen birisinin açıklamasıdır, bu açıklama” dedi.
Yargılamaların devam ettiğine işaret ederek, tüm davalarda sorumluluk makamında olan dönemin Başbakanı, İçişleri Bakanı, Adalet Bakanı, Ankara Valisi, Emniyet Genel Müdürü ve MİT’in ifadelerine başvurulması gerektiğini sürekli dile getirdiklerine işaret eden Deli, ”Ancak bütün çaba ve ısrarlarımıza rağmen herhangi bir kamu görevlisinin bilgisine, başvurulmadı ve hiç biri ifadeye çağırılmadı” dedi.
Er ya da geç tarih yazacak
Yargının harekete geçmesi gerektiğinin altını çizen baba Deli, ”Soruşturmanın derhal başlatılması ve hakikatın ortaya çıkarılması gerekiyor. Eğer bu yapılmazsa bu katliamların, tasarlanarak yapıldığı ve yaşanan bu katliamların ortakları olduğu netleşmiş olacaktır. Tarihte hiçbir katliam gizli kalmadığı gibi, 10 Ekim Katliamı’nın da gizli kalacağına inanmıyoruz. Er ya da geç, bu katliamda sorumluluğu olan herkesi, tarih yazacaktır. Açık çağrımızdır; Davutoğlu bütün bildiklerini gerek yargı önünde, gerekse Türkiye’de ki vicdan ve izan sahibi bütün kamu oyuyla paylaşmalıdır. Kendisini açıklamaya davet ediyoruz. Bildiklerini, kamuoyuyla paylaşsın. Dönemin Başbakanı olan bir şahsiyetin, imalı konuşmaya hakkı yoktur.”
Davutoğlu günahını itiraf et
Ankara’daki gar patlaması sonrasında saldırının sembol fotoğraflarından biri, kızlarını kaybeden Çevik çiftini gösteren kareydi. Üniversite okuyan kızları Başak Sidar’ı bu katliamda kaybettiler. İzzettin Çevik sadece kızı Başak’ı değil aynı zamanda kızkardeşi Nilgün Çevik’i de bu saldırıda kaybetti. İzzettin Çevik’in gazetemiz aracılığıyla verdiği mesaj ise şöyle: ”Biz insanların doğuştan kötü olduğunu kabul etmiyoruz. Buna Ahmet Davutoğlu da dahildir. Tarihin içinde kötülükten iyiliğe ulaşan, insanları biliyoruz. Bunların içinde Hz. Muhammed’i kesmeye giden Hz. Ömer de vardır. Ben Davutoğlu’nun kendisine Hz. Ömer’i, örnek alacağını düşünüyorum. İktidarda kalma uğruna bahsettiği dönemde, binlerce insan katledildi. Ahmet Davutoğlu da bu dönem devlet kademesinin en önemli 2. kişisiydi. Bu katliamlarda kendisinin elbette büyük sorumluluğu bulunuyor, günahı bulunuyor.
Şimdi eski Başbakan, günahını itiraf etmeli, sorumluluğunu kabul etmeli. Bizler de, kendisinin artık bu savaşın ve çatışmanın tarafı olmadığına ikna olalım. İmalı şekilde dile getirdiklerinin, rakibini tehdit etmek için kullandığı cümleler olmadığını anlayalım. İki çocuğum katledildi, kaybettiğim evlatlarımın acılarının yanında incinerek belirtiyorum ki eşim sakat kaldı. Ahmet Davutoğlu’nu samimi görsem, barış için çabaladığına inansam, anlasam, yani Ömer gibi adalet peşine düştüğünü, vicdanının uyandığını bilsem; kendisi ile kucaklaşır, hakkımı helal ederim.”
Yarın:
* 10 Ekim Ankara Katliamı Davası Avukat Komisyonu’ndan İlke Işık
* Eşini katliamda kaybeden, 10 Ekim Barış ve Dayanışma Derneği Başkanı Mehtap Sakinci Coşgun
* Suruç İçin Adalet Platformu avukatı Sezin Uçar
* Suruç Katliamı’ndan yaralı kurtulan Dr. Çağla Seven