28 Mart’ta başlayıp 3 gün süren olaylarda başına polislerce atılan gaz fişeğinin isabet etmesi sonucu yaşamını yitiren 14 yaşındaki Mahsum Mızrak'ın ölümünün üzerinden 11 yıl geçti. Olayların devam ettiği 30 Mart 2016 tarihinde cenazesi bulunan Mızrak’ın failleri olan özel harekat polisleri B.Ö, H.A. ve N.Ö. hakkındaki soruşturma, valiliğin izin vermemesi nedeniyle ancak 2009 yılında başlatılırken, aradan geçen 11 yılda failler cezalandırılmadı. 


Delili kaybettiler

“Kasten adam öldürme” suçundan yargılanan polisler ile ilgili mahkeme heyeti ve Adli Tıp Kurumu’nun kimi skandal kararları ile devam eden mahkemenin 16 Mart 2012 tarihinde görülen duruşmasında, Jandarma Bölge Kriminal Laboratuvar Amirliği'ne gönderilen kapsül ile Mızrak'ın kafasına isabet eden kapsülün bir olmadığı ortaya çıktı. Dava dosyasının en önemli delili olan mermi çekirdeğinin adli emanette kaybolmasının ortaya çıkması ile mahkeme heyeti, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu. 

Yine mahkeme heyetinin aralarında Mızrak’ın da bulunduğu 14 kişinin hayatını kaybettiği olayların tümüne ilişkin telsiz konuşmalarını istemesine cevap veren Emniyet Müdürlüğü, telsiz kayıtlarının 3 ve 5 yıllık periyotlar halinde imha edildiği savunması yaptı. Devam eden duruşmalarda meydana gelen delil karartma ve faillerin kaçma şüphelerine rağmen avukatların polisler hakkındaki tutuklama talebi reddedildi. 


AİHM kararına rağmen

Uzun yıllar sürüncemede kalan davaya ilişkin Mızrak’ın yakınları, “Devlet görevlilerinin mecbur olmadıkları halde yakınlarına karşı kasten ölümcül bir güç kullandığı ve etkin soruşturma yürütülmediğini” belirterek, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvurdu. AİHM, Türkiye’yi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 2’nci maddesi uyarınca “yaşam hakkını ihlal etmekten” ve “etkin soruşturma yapmamaktan” suçlu buldu. AİHM’in verdiği iki ayrı ihlal kararına rağmen karardan hemen sonra görülen ilk dava duruşmasında da duruşma savcısı, cezalandırılmalarına yetecek derecede delil elde edilmediğini iddia etti. Savcı, polislerin beraatlarına karar verilmesini talep etti.

Dava, mahkemenin delillerin kaybedilmesine ilişkin yaptığı suç duyurusunun sonucunu bekliyor. 

Valiliğin izin vermemesi nedeniyle yaklaşık 3 yıl sonra 2009 yılında başlatılan soruşturma kapsamında 3 polisin ifade verdiğini; ancak suçlamaları kabul etmediğini hatırlatan Mızrak ailesinin avukatı Barış Yavuz, şunları söyledi: “Biz dosya içerisinde zimmetli silahları bulduk. Mahkemeye bu zimmetli silahlar geldi. Bilirkişi incelemesinin jandarma tarafından yapılmasını istedik. Jandarmaya gittiğinde mühimmatın değiştirilmiş olduğunu gördük. Kafadan çıkan parçanın hangi silahtan çıktığı belli olacaktı; ancak bu parça değiştirilmişti. Böyle olunca da bu soruşturma, bu kovuşturma, bu ceza davası birdenbire delilleri yok edilmiş bir ceza dosyasına döndü. Geçen 11 yıla rağmen devam eden bir ceza davası söz konusu. Bu davalarda da ikide bir beraat mütalaası verilerek dava kapatılmak isteniliyor. Bu davanın sonuna kadar takipçisi olacağız. Beraat kararı da verilse dahi üst mahkemeye gidecek. Tekrar itiraz edeceğiz. Yine beraat isteseler zaman aşımına kadar devam edecek bu dava. Biz 2036 yılına kadar, ömrümüz yettiği kadar bu dosyanın takipçisi olmaya devam edeceğiz.”  


 AMED